Eylül 2026 Moda Haftalarında Kaçırmış Olabileceğiniz 15 Sürdürülebilir Moda ve Wearable Art Anı
BiModaHayat
16 saat önce
7 dakikada okunur
Madrid’den New York’a, Londra’dan Milano ve Hong Kong’a uzanan Eylül 2026 moda takvimi yalnızca yeni sezon trendlerini göstermedi. Biyobozunur jelatinden deniz yosunu liflerine, eski denimlerden 3D baskıya ve giyilebilir heykellere kadar moda; malzeme, sanat, teknoloji ve sürdürülebilirlik arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açtı.
Moda haftaları çoğu zaman renkler, siluetler, ünlü isimler ve sezonun yükselen trendleri üzerinden takip ediliyor. Ancak Eylül 2026 takvimine biraz daha yakından bakıldığında podyumların arka planında başka bir dönüşümün de sürdüğü görülüyor.
Madrid, New York, Londra, Milano, Paris ve Hong Kong’da bazı tasarımcılar için soru artık yalnızca “Ne giyeceğiz?” değildi.
Giysi hangi malzemeden üretilecek? Yeni bir şey üretmek yerine elimizdekini dönüştürebilir miyiz? Bir tekstil laboratuvarda yetiştirilebilir mi? Atık bir otomobil lastiği lüks bir yüzeye dönüşebilir mi? Bir kıyafet hâlâ kıyafet midir, yoksa beden üzerinde taşınan bir heykel mi?
Bu soruların tamamı aynı moda ayında farklı şehirlerde karşımıza çıktı.
Üstelik sürdürülebilir moda da artık tek bir estetik üzerinden ilerlemiyor. Bir tarafta deadstock kumaşlar ve upcycling, diğer tarafta fermentasyonla geliştirilen biyomalzemeler; bir başka tarafta ise performans, zanaat ve wearable art var.
İşte Eylül 2026 moda haftalarında gözden kaçmış olabilecek 15 dikkat çekici an.
1. Karla Aguilar bedene biyobozunur bir “ikinci deri” yerleştirdi
Madrid Moda Haftası’nın genç tasarımcı platformu EGO’da Karla Aguilar’ın AMORFO koleksiyonu malzeme araştırmasını doğrudan koleksiyonun merkezine aldı.
AMORFO'nun temel unsurlarından biri olan malzeme denemeleri, EGO jürisi tarafından son derece olumlu değerlendirilmiştir.
Doğal tekstiller ve elde uygulanan doğal boyaların yanında kullanılan en dikkat çekici materyal ise biyobozunur jelatin oldu. Tasarımcı bu malzemeyi bedene uyum sağlayan organik “ikinci deriler” olarak ele aldı. Şeffaflıklar, aşınmış yüzeyler ve bedeni koruyor ya da deformasyona uğratıyormuş hissi veren hacimler koleksiyonun temel dilini oluşturdu.
Burada ilginç olan yalnızca alternatif bir malzemenin kullanılması değil.
Jelatin, kumaşın yerine geçmeye çalışan nötr bir materyal olarak değil; kırılganlık, korunma ve beden arasındaki ilişkiyi görünür kılan bir tasarım aracına dönüşüyor.
Sürdürülebilir malzeme araştırmasının wearable art ile kesiştiği güçlü örneklerden biri.
2. Isabel Is My Name giysiyi bir hafıza arşivine dönüştürdü
Madrid’de dikkat çeken bir başka yaklaşım Isabel Is My Name stüdyosundan geldi.
Markanın Conservación Afectiva koleksiyonu, insanların neden bazı giysileri ve nesneleri yıllarca sakladığı sorusunun peşine düştü. Bir bebek şalı ya da örgü masa örtüsü gibi geçmiş yaşamların izini taşıyan parçalar, stüdyonun upcycling yaklaşımıyla yeniden yorumlandı. Koleksiyonda reçine içinde adeta dondurulmuş bir bluz da giysiden çok taşınabilir bir hafıza objesi gibi ele alındı. Böylece upcycling yalnızca atığı azaltan bir yöntem olmaktan çıkıyor.
Bir malzemenin fiziksel ömrüyle duygusal ömrünün aynı şey olmadığını hatırlatan bir tasarım pratiğine dönüşüyor.
3. Collina Strada podyumu bir heykel parkına taşıdı
New York Moda Haftası’nda Hillary Taymour’un Collina Strada için hazırladığı Detour koleksiyonu, Storm King Art Center’da gerçekleşti. Bu aynı zamanda Storm King’in ev sahipliği yaptığı ilk moda defilesiydi.
Mekân seçimi tesadüfi değildi. Taymour, kıyafeti yıllardır heykelsi bir pratik olarak gördüğünü anlatırken; Storm King yönetimi de işbirliğinin ekoloji, sürdürülebilirlik, sanat ve peyzaj arasındaki ortak ilgi üzerinden geliştiğini belirtti.
Modellerin heykeller, çimenler ve açık peyzaj arasında hareket ettiği gösteri moda ile sanat arasındaki en eski sorulardan birini yeniden gündeme getirdi:
Bir giysi yalnızca giyildiğinde mı tamamlanır, yoksa bedenle birlikte hareket eden bir heykel olabilir mi?
4. Threeasfour vintage denimi yeniden doğuş fikriyle ele aldı
Beş yıllık podyum arasının ardından geri dönen threeASFOUR, Spring/Summer 2027 koleksiyonuna SAMSãRA adını verdi. Koleksiyonun merkezinde vintage denim vardı.
Marka denimi “insanlığın üniforması” olarak tanımlarken geçmişten gelen denim parçalarını yeniden işleyerek yeni formlara dönüştürdü. Koleksiyonun anlatısı sürdürülebilirlik, bilinçli tüketim, döngüsellik ve yeniden doğuş düşüncesi üzerine kuruldu. Ancak hikâye bununla bitmedi.
Fiziksel giysilerin yanında dijital avatarlar üzerinde dijital moda parçalarının da sunulması koleksiyonu upcycling, arşiv ve dijital moda arasında kurulan ilginç bir köprüye dönüştürdü.
5. Bad Binch TongTong kıyafeti neredeyse tamamen heykele dönüştürdü
Terrence Zhou’nun Bad Binch TongTong koleksiyonu New York’un wearable art açısından en güçlü anlarından biriydi.
Vogue, Zhou’nun çalışmalarını doğrudan “giysi biçimini alan alışılmadık heykeller” olarak tanımlıyor.
Neon neopren, parçalanmış ambalaj köpüğü, dev hacimler ve havada asılıymış hissi veren küresel formlar koleksiyonun parçasıydı. Finaldeki dev elbise ise bedenle kıyafet arasındaki ölçeği neredeyse tersine çevirdi.
Bu koleksiyonu sürdürülebilir moda başlığı altında okumak doğru olmaz. Ama Eylül 2026’nın en güçlü wearable sculpture örneklerinden biri olduğu kesin. Çünkü burada tasarımcının temel sorusu kullanılabilirlik değil, giysinin fiziksel sınırlarının nereye kadar genişleyebileceği.
6. Paolo Carzana toprağı, bitkileri ve zanaatı koleksiyonun parçası yaptı
Londra’da Paolo Carzana’nın Spring/Summer 2027 koleksiyonu neredeyse törensel bir atmosferde sunuldu.
Organik olarak boyanan kumaşlar, katmanlanan ve bedene bağlanan yüzeyler ile el işçiliği koleksiyonun temelini oluşturdu. Carzana’nın dünyasında giysi çoğu zaman kesilip dikilmiş bir üründen çok, beden üzerine sarılan ve zamanla değişen bir obje gibi görünüyor. Tasarımcının pratiğinde zanaatın görünür olması da önemli.
Hız ve kusursuz seri üretim yerine malzemenin izi, insan eli ve üretim süreci tasarımın kendisinin parçasına dönüşüyor.
Bu yaklaşım sürdürülebilir moda tartışmalarında giderek daha fazla karşılaştığımız başka bir soruya bağlanıyor. Belki de geleceğin modasını yalnızca “yeni malzemeler” değil, daha yavaş ve daha görünür üretim süreçleri belirleyecek.
7. Anciela deniz yosunu ve üzüm atığını aynı koleksiyonda buluşturdu
Londra Moda Haftası’nda Jennifer Droguett Espinosa’nın kurduğu Anciela, SS27 Roots koleksiyonunda geçmiş, doğa ve yeni malzeme teknolojilerini yan yana getirdi. Koleksiyonda vintage ipek, kurtarılmış yün, deadstock pamuk, sertifikalı Tencel ve geri dönüştürülmüş pamuk kullanıldı. Ancak en dikkat çekici malzemelerden biri AlgaFila oldu.
photo credit: Marcus Hartelt
Deniz yosunu özütü, hava ve nanoteknoloji kullanılarak geliştirilen lif; örgülerde ve dolgulu parçalarda kullanıldı. Koleksiyonda ayrıca üzüm üretiminin yan ürünlerinden geliştirilen bitki bazlı deri alternatifi de yer aldı.
Anciela’nın yaklaşımı bize geleceğin sürdürülebilir gardırobunun tek bir “mucize malzeme” üzerine kurulmayacağını gösteriyor. Daha olası senaryo Eski kumaş + geri dönüştürülmüş lif + biyomalzeme + zanaat aynı giyside buluşacak.
8. Milano’da bir “geleceğin malzemeleri gardırobu” kuruldu
Milano Moda Haftası sırasında gerçekleşen S|STYLE 2026 – Wardrobe Edition, bu sezonun sürdürülebilir malzeme araştırması açısından en kapsamlı projelerinden biriydi. Vogue Italia ve Kering Material Innovation Lab işbirliğiyle gerçekleştirilen programda 10 uluslararası tasarımcı; biyoteknolojik lifler, biyobazlı materyaller, geri dönüştürülmüş hammaddeler, fermentasyonla geliştirilen malzemeler, miselyum, protein ve selüloz temelli çözümlerle çalıştı.
Buradaki önemli değişim ise, Malzeme artık tasarım bittikten sonra seçilen bir unsur değil.
Birçok projede tasarım süreci doğrudan malzemenin özelliklerinden başlıyor.
9. Ayham Hassan fermentasyonla üretilen Lunaform’u kullandı
S|STYLE programındaki en dikkat çekici eşleşmelerden biri Ayham Hassan × Lunaform oldu.
Courtesy of Ayham Hassan
Gozen tarafından geliştirilen Lunaform, kontrollü mikroorganizma fermentasyonuyla üretilen %100 biyobazlı nanocellulose bir materyal. Hassan aynı projede bitki selülozundan geliştirilen Sparxell pigmentleriyle de çalıştı.
Burada moda açısından asıl dikkat çekici nokta, biyomalzemelerin artık yalnızca laboratuvar prototipi olarak sergilenmemesi. Tasarımcıların gerçek koleksiyon dilinin içine girmeye başlamaları.
Ayham Hassan
Başka bir deyişle "Biyoteknoloji moda için “gelecekte kullanılabilecek” bir fikir olmaktan yavaş yavaş çıkıyor."
10. BHUMI bitki bazlı materyali 3D baskıyla birleştirdi
Hollandalı tasarımcı Emma Van Engelen’in markası BHUMI, aynı program kapsamında Balena tarafından geliştirilen BioCir®flex3D ile çalıştı. Bitkisel lif temelli malzeme 3D baskı ve ekstrüzyon için geliştiriliyor; projede geri dönüştürülmüş polyester tül ve organik ipekçilikten gelen tekstillerle birlikte kullanıldı. BHUMI’nin yaklaşımı yalnızca malzemeyi değil üretim sistemini de sorguluyor.
3D baskı, dijital tasarım ve yerelleştirilebilen üretim sistemleri; gelecekte ürünün dünyanın bir ucundan diğerine taşınması yerine gerektiği yerde üretilmesini mümkün kılabilecek modellerin de kapısını aralıyor.
11. Giuseppe Buccinnà otomobil lastiği atığını moda yüzeyine dönüştürdü
Milano’daki bir başka dikkat çekici malzeme deneyi Giuseppe Buccinnà tarafından gerçekleştirildi.
Tasarımcı, Pasubio’nun Planeta materyaliyle çalıştı. Materyal; kullanım ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen geri dönüştürülmüş poliamidi doğal proteinler ve biyopolimerlerle bir araya getiriyor. Projede ayrıca Modern Meadow’un Innovera materyali kullanılarak napa, süet ve kabartmalı deri benzeri yüzeyler oluşturuldu. Bu tür çalışmalar sürdürülebilir moda açısından önemli bir yön değişikliğine işaret ediyor. Çünkü mesele yalnızca tekstil atığını tekstile dönüştürmek değil.
Başka endüstrilerin atık akışları da moda için hammaddeye dönüşmeye başlıyor.
12. Invasive Modification ayakkabıyı giyilebilir bir teknoloji-heykel objesi olarak ele aldı
Tiflis merkezli Invasive Modification, bugüne kadar özellikle ayakkabı tasarımıyla biliniyordu.
Nina Ivanovna ve Nicolas Grigorian’ın kurduğu marka, organik formlarla endüstriyel bileşenleri yan yana getirerek ayakkabıyı moda, heykel ve teknoloji arasında duran bir objeye dönüştürüyor. S|STYLE kapsamında bu yaklaşım ilk kez total look düzeyine taşındı. Wearable art tartışması açısından önemli olan da tam olarak bu. Çünkü aksesuar artık kıyafeti tamamlayan ikincil bir obje değil.
Beden etrafında kurulan bütün tasarım evreninin başlangıç noktası.
13. Srushti Patil couture’ü doğrudan wearable art olarak tanımladı
Milano’daki S|STYLE seçkisinde yer alan Hint tasarımcı Srushti Patil, couture yaklaşımını seri üretimin tam karşısına yerleştiriyor. Her bir parçanın bireysel olarak geliştirildiği, heykelsi siluetlere dayanan pratiği Vogue Italia tarafından doğrudan “couture as wearable art” olarak tanımlandı. Bu yaklaşım aynı zamanda sürdürülebilirlik tartışmasındaki ölçek meselesini de gündeme getiriyor. Daha fazla üretmek yerine daha az, daha uzun ömürlü ve sanat objesine yaklaşan giysiler tasarlamak… Kitle modasının doğrudan alternatifi olmayabilir. Ama modanın değerini yalnızca adet üzerinden ölçmeyen başka bir sistemi hatırlatıyor.
14. KIT WAN STUDIOS koleksiyonluk obje ile kıyafet arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdı
Hong Kong Fashion Fest kapsamında gerçekleştirilen CENTRESTAGE’in açılış gösterisi KIT WAN STUDIOS’a ayrıldı.
Hong Konglu tasarımcı ve görsel sanatçı Kit Wan’ın yönettiği multidisipliner stüdyo, MUTANT // MYTHOLOGY başlıklı gösteride 30’dan fazla yeni görünüm sundu. Bilimkurgu, mekanik estetik ve sahne kostümü arasında hareket eden koleksiyon; organizatör tarafından açıkça “collectable ve wearable fashion arasındaki sınırları bulanıklaştıran” bir çalışma olarak tanımlandı.
Kit Wan’ın işi wearable art’ın bugün neden yeniden bu kadar önemli hale geldiğini de gösteriyor.
Kıyafet sosyal medyada görülen bir “look” olmanın ötesinde yeniden: karakter, performans ve dünya kurma aracına dönüşüyor.
15. Stella McCartney okyanusu Paris podyumuna taşıdı
Eylül ayının son gününde Paris Moda Haftası’nda Stella McCartney, Spring/Summer 2027 koleksiyonunu okyanusların korunması ve iklim krizi etrafında kurguladı. Dalga formları, baloncuk hacimleri, köpekbalıkları, yunuslar ve orkalar koleksiyonun görsel dilinin parçası oldu. Defile David Attenborough’nun okyanusların korunmasına dikkat çeken anlatımıyla açıldı. Ancak McCartney’nin mesajı yalnızca görsellerle sınırlı değildi.
Tasarımcı büyük moda şirketlerine daha sürdürülebilir malzemelerin geliştirilmesi ve ölçeklenmesi konusunda daha fazla sorumluluk alma çağrısında bulundu; organik pamuk ve laboratuvarda geliştirilen yün alternatiflerini bu dönüşümün örnekleri arasında gösterdi. Bu nedenle koleksiyon sezonun önemli bir hatırlatmasıydı.
Sürdürülebilir moda yalnızca malzemeyi değiştirmek değil, sektörün hangi üretim modellerine yatırım yaptığını da değiştirmek zorunda.
Peki Eylül 2026 Bize Ne Söylüyor?
Bu 15 örneği yan yana koyduğumuzda sürdürülebilir modadaki değişim daha net görünüyor.
Birkaç yıl önce tartışma büyük ölçüde “geri dönüştürülmüş kumaş kullanılıyor mu?” sorusunun etrafında dönüyordu.
Bugünse çok daha geniş bir alan var. Deniz yosunundan lif üretiliyor. Mikroorganizmalar nanocellulose yetiştiriyor. Otomobil lastikleri moda yüzeyine dönüşüyor. Eski masa örtüleri ve denimler yeni koleksiyonların başlangıç noktası oluyor.3D baskı üretimin nerede ve nasıl yapılabileceğini sorguluyor. Bir kıyafet ise bazen giysi olmaktan çıkıp beden üzerinde taşınan bir heykele dönüşüyor. Belki de Eylül 2026 moda haftalarının asıl ortak noktası buydu.
Sürdürülebilir moda artık yalnızca “daha az zarar veren bir ürün” tasarlamakla ilgilenmiyor.
Malzemenin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, ne kadar üretildiğini, ne kadar süre kullanılacağını ve hatta bir giysinin ne olabileceğini yeniden düşünmeye çalışıyor.Moda haftalarının en büyük markaları hâlâ gündemin büyük kısmını kaplıyor olabilir.
Ama geleceğin ipuçları çoğu zaman podyumların biraz daha kenarında; malzeme laboratuvarlarında, bağımsız tasarımcıların stüdyolarında ve giysiyle sanat arasındaki sınırı zorlayan işlerde ortaya çıkıyor.
Ve belki de bu sezon kaçırmamamız gereken asıl hikâye tam olarak burada.
Amazon, Stella McCartney ve Canopy’nin kurduğu Climate Pledge Fashion Coalition, sürdürülebilir malzeme ve üretim teknolojilerini küresel ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Norwich University of the Arts, Sustainable Fashion Week 2026 kapsamında sürdürülebilir moda eğitimini onarım, yeniden kullanım ve döngüsel tasarım pratikleriyle sınıftan şehre taşıyor.
Eylül 2026’da sürdürülebilir moda ve sanat dünyasında öne çıkan gelişmeler: tekstil geri dönüşümü, greenwashing kuralları, yeni nesil malzemeler, ikinci el sistemleri, işçi hakları ve ekolojik sanat.
MIT bilim insanı Canan Dağdeviren, New York’ta RISE’ın “What Were You Wearing?” etkinliğinde Mor Cepken’le yürüdü. Bilim, moda, kadın hafızası ve tekstil kültürünün kesiştiği hikâye.