top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 415 sonuç bulundu

  • Moda Yeniden Tasarlanmalı

    Çünkü Hızla Gezegeni Tüketmeye Devam Ediyoruz Kıyafetlerin ardındaki hikâyeyi ne kadar biliyoruz? Yeni sezon koleksiyonlarını heyecanla takip ederken, satın aldığımız her bir parçanın gezegen üzerinde ne gibi izler bıraktığını gerçekten sorguluyor muyuz? Apparel Impact Institute'un (Aii) yıllık raporu Net Sıfır 2025 Yol Haritasına Karşı İlerlemenin Durumunu Değerlendirme'sine (“Taking Stock of Progress Against the Roadmap to Net Zero 2025”) göre 2023 yılında sektörün sera gazı emisyonları %7,5 oranında artarak 944 milyon ton seviyesine ulaştı. Bu, küresel emisyonların yaklaşık %2’sine karşılık geliyor ve 2019'dan bu yana ilk kez yıllık bazda artış yaşandığını gösteriyor. Giydiğimiz Kıyafette Fosil Yakıt Var Evet, kulağa çarpıcı geliyor ama çoğu giysimizin içinde petrol var. Moda endüstrisindeki en büyük çevresel tehditlerden biri, tekstilde kullanılan sentetik elyaflara olan aşırı bağımlılık. Polyester, bugün küresel elyaf üretiminin %57’sini oluşturuyor. Üstelik bu oranın büyük kısmı hâlâ geri dönüştürülmemiş, yani “virgin” polyesterden oluşuyor. Yani doğrudan petrolden üretiliyor. Markaların sürdürülebilirlik sayfalarında sıkça karşımıza çıkan geri dönüştürülmüş elyaf kullanımı ise gerçekte oldukça sınırlı. Geri dönüştürülmüş polyesterin kullanımı 2022’de %13,6 iken, 2023’te %12,5’e geriledi. Bu da modanın fosil yakıtlara dayalı üretim modelinden çıkmakta zorlandığını ortaya koyuyor. Moda endüstrisi sürdürülebilirlik hikâyeleri anlatmayı seviyor, ama bu hikâyeler çoğu zaman gerçek tabloyu gölgede bırakıyor. Hızlı Moda, Daha da Hızlı Emisyon Sektörün emisyonlarındaki artışın asıl sebebi, çok üretmek. “Hızlı moda” artık tek başına yeterli değil; yerini “ultra hızlı moda”ya bırakmış durumda. Birkaç hafta arayla piyasaya sürülen yeni koleksiyonlar, hem üretim hacmini hem de karbon ayak izini ciddi şekilde büyütüyor. İşin ironik tarafı şu: Bu kıyafetlerin büyük kısmı ya satılmadan elde kalıyor ya da birkaç kullanım sonrası çöpe gidiyor. Fazlalık, sektörde büyümeyle eş anlamlı hale gelmiş durumda. Umut Veren Örnekler de Yok Değil Olumsuz tabloya rağmen, sürdürülebilirlik hedeflerine samimi yaklaşan bazı markalar dikkat çekici ilerlemeler kaydediyor. · H&M, 2019-2024 yılları arasında tedarik zinciri kaynaklı emisyonlarını %23 oranında azalttı. · Uniqlo’nun ana şirketi Fast Retailing, Puma ve Inditex gibi devler, yenilenebilir enerji kullanımını artırarak üretim süreçlerinde kömür kullanımını aşamalı olarak kaldırıyor. Üretici kanadında ise daha da cesur adımlar var: · Artistic Milliners, 100 milyon dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yaptı. · Shenzhou Group, 2022’den bu yana Scope 1 ve 2 emisyonlarını %24 azalttı. · Elevate Textiles, 2019’dan bu yana %35 emisyon kesintisi sağladı. Bu örnekler gösteriyor ki çözüm mümkün, ama bu çabaların yaygınlaşması gerekiyor. Sistem Değişmeden Dönüşüm Olmaz Moda sektörü için çözüm, yalnızca “daha az zarar veren” üretim teknikleriyle sınırlı değil. Tüm sistemin üretim fazlasına dayalı modelinden kopması gerekiyor. · Sürdürülebilir malzemelerin ölçeklenmesi · Kömür kullanımının tamamen sona erdirilmesi · Üretim hacimlerinin sınırlanması · Döngüsel ekonomiye dayalı satış modelleri (kiralama, ikinci el, tamir) Bunlar, sektörün gerçekten net sıfır hedefine ulaşabilmesi için kaçınılmaz adımlar olarak öne çıkıyor. Gerçek Sürdürülebilirlik İçin Biz Ne Yapmalıyız? Moda sadece estetik ve trendlerle değil, aynı zamanda etik ve ekolojik bilinçle de ilgili olmalı. Gerçek bir dönüşüm için şunları yeniden düşünmeliyiz: · Ne kadar kıyafete gerçekten ihtiyacımız var? · Giydiğimiz şeyleri ne kadar uzun süre kullanıyoruz? · Satın alırken hangi malzemeleri tercih ediyoruz? · Markaların vaatleriyle eylemleri örtüşüyor mu? Ayrıca markalardan şeffaflık ve somut emisyon verileri talep etmek, bilinçli tüketicinin sorumluluğu hâline geliyor. Moda Yeniden Tasarlanmalı Moda endüstrisinin gezegene verdiği zararı azaltması için yeni koleksiyonlar çıkarmayı değil, üretim modellerini kökten değiştirmeyi tartışması gerekiyor. Daha az üretim, daha çok döngüsel sistem: Kiralama, ikinci el, geri dönüşüm, tamir hizmetleri… Bunlar geleceğin değil, bugünün ihtiyaçları. Unutmayalım, moda bir ifade biçimi olabilir; ama aynı zamanda bir dönüşüm aracı da olabilir. Bugünden atacağımız adımlar, hem stilimizi hem dünyayı daha iyi bir yere dönüştürebilir. Sizce moda gerçekten değişebilir mi? Yoksa bu sistem ancak yıkıldığında mı yeniden kurulabilir?Yorumlarda buluşalım. 🌍 Kaynaklar: Aii 2025 Raporu, FashionUnited, Vogue Business, WSJ, Modaes

  • Vestiaire Collective'in ABD CEO’su Samina Virk, Küresel Pazarlama Direktörlüğünü de Üstlenecek

    Samina Virk, Vestiaire Collective’in ABD CEO’su olarak yürüttüğü görevine ek olarak küresel pazarlama direktörlüğü (Chief Marketing Officer) rolünü de üstlenmiş durumda. Bu genişletilmiş pozisyonla Virk, mevcut ABD operasyonlarına liderlik etmeye devam ederken aşağıdaki stratejik alanları da yönetecek. Küresel Marka ve Yaratıcılık Sosyal Medya PR (Halkla İlişkiler) Influencer (Etki) Pazarlama Aynı zamanda New York merkezinden ABD pazarındaki ticari, ürün yönetimi (merchandising) ve konsinye stratejilerini yürütmeye devam edecek Vestiaire Collective’in kurucu ortağı ve başkanı Fanny Moizant, Virk’in bu çift görevlendirmesinin şirketin özellikle ABD pazarındaki marka bilinirliğini ve büyümesini hızlandırma hedefini yansıttığını belirtti. Moizant, Virk’in derin iş bilgisi, pazarlama uzmanlığı ve sonuç odaklı yaklaşımının bu kararın temel gerekçeleri olduğunu vurguladı Virk, platformun 2015’te ABD pazarına giriş sürecine liderlik ederek o dönemin ilk ABD başkanı (US President) görevini üstlenmiş ve bölgenin platform için önem kazandığı temelleri atmıştı. 2023 Şubat ayında yeniden Vestiaire Collective’e katıldıktan sonra, ABD pazarını şirketin en dinamik ve en büyük tek pazarı haline dönüştürerek toplam iş hacminin yüzde 20’sini oluşturmasını sağladı Virk atamayla ilgili olarak, bu kritik dönemde genişleyen görevini üstlenmekten memnuniyet duyduğunu, CMO olarak küresel ses ve yaratıcı stratejiyi şekillendirmek, marka alakamızı güçlendirmek ve topluluk katılımını küresel çapta derinleştirmek istediğini dile getirdi. Tüm bunları yaparken moda endüstrisini daha sürdürülebilir bir geleceğe dönüştürme misyonuna sadık kalacaklarını vurguladı Önceki kariyerinde Target, eBay ve Threads Styling gibi şirketlerde üst düzey pazarlama rollerinde bulunan Virk, Threads Styling'de hem CMO hem ABD başkanı olarak görev yapmış, bu yönlendirmeyle pazarlama alanındaki güçlü uzmanlığını pekiştirmiştir Bu stratejik adım, şirket içinde pazarlama ve genel iş stratejilerinin daha sıkı ilişkilendirilmesini sağlayarak Vestiaire Collective’in marka anlatısının küresel ölçekte tutarlı ve etkili biçimde ilerlemesine hizmet edecek gibi görünüyor

  • BEE’O, 2025’e Üç Uluslararası Ödülle Başladı

    Türkiye’nin patentli propolis üretiminde öncü markalarından BEE’O, 2025 yılına uluslararası üç ödülle giriş yaptı. Marka, İngiltere ve ABD’de sağlık ve dermokozmetik alanlarında kazandığı ödüllerle dikkat çekti. Doğal Ürünlerle Uluslararası Tanınırlık İngiltere’de düzenlenen Natural Health Trade Summit etkinliğinde, BEE&YOU markasıyla piyasaya sunulan propolisli boğaz spreyi “En İyi Sağlık Ürünü” seçildi. Doğal içeriğiyle öne çıkan ürün, Anadolu propolisi, ham bal ve mentol içeriyor. Hem yetişkinler hem de çocuklar tarafından günlük kullanıma uygun bir formüle sahip olan sprey, ağız hijyenine katkı sunmayı amaçlıyor. Yine İngiltere’deki Natural and Organic Products Expo London fuarında, çocuklara yönelik geliştirilen propolis probiyotik shot ürünü “En İyi Yeni Takviye Ürün” ödülünü aldı. Doğal ve katkısız formülüyle öne çıkan ürün, içerdiği melisa özü ve vişne suyuyla çocukların uyku düzenine katkı sağlarken, içeriğindeki probiyotikler özel bir taşıyıcı teknolojiyle formüle edilmiş. ABD’den Dermokozmetik Alanında Ödül ABD merkezli bir dermokozmetik yarışmasında ise BEE’O’nun C vitaminli aydınlatıcı serumu, kendi kategorisinde gümüş ödül aldı. Serum, propolis, arı sütü, stabilize C vitamini ve hyaluronik asit gibi içerikleriyle cilt tonunu eşitlemeye ve nemlendirmeye yönelik bir formül sunuyor. Kurucuya Sosyal Katkı Ödülü Şirketin kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı da, Türkiye’de bu yıl düzenlenen Kent ve Yaşam Ödülleri kapsamında “İnsanlığa Katkı Ödülü”ne layık görüldü. Samancı, bu ödüle bilim temelli ürün geliştirme çalışmaları, doğaya duyarlı üretim yaklaşımı ve arıcılık ekosistemine yönelik sürdürülebilir katkıları nedeniyle değer görüldü. Sözleşmeli Arıcılık ve Patentli Teknolojiyle Üretim BEE’O, geliştirdiği patentli özütleme yöntemiyle propolisin içeriğini koruyarak daha verimli kullanıma olanak tanıyor. Ayrıca markanın benimsediği sözleşmeli arıcılık modeli, arıcılara alım garantisi sunarak üretimin sürdürülebilirliğini destekliyor. Şirket bugün 10.500 m²’lik üretim alanında, gıda, sağlık takviyesi, dermokozmetik ve tıbbi cihaz kategorilerinde üretim yapıyor ve 37 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Yerli Üretim, Küresel Etki BEE’O’nun 2025’te elde ettiği ödüller, yerli üretimin uluslararası rekabet gücünü gösteren örneklerden biri. Marka, Anadolu’ya özgü arı ürünlerini biyoteknolojik yöntemlerle işleyerek hem sağlık hem de kozmetik sektöründe küresel ölçekte görünürlük kazanıyor.

  • Buckingham Sarayı, Kraliçe II. Elizabeth’in Gardırobunu İlk Kez Kapsamlı Bir Sergi İle Açıyor

    Buckingham Sarayı’ndaki Kral Galerisi, merhum Kraliçe II. Elizabeth’in modasına adanmış en kapsamlı sergiyle 2026 yılında kapılarını aralayacak. İngiliz tarihinin en uzun süre tahtta kalan hükümdarı Kraliçe II. Elizabeth’in 100. doğum yılı anısına hazırlanan “Kraliçe II. Elizabeth: Tarzıyla Yaşamı” adlı sergi, modanın gücünü, kimlik ve temsil aracı olarak Kraliçe’nin yaşamı üzerinden ele alacak. Cecil Beaton, Majesteleri Kraliçe'nin Taç Giyme Portresi, 1953 Kaynaklar: Cecil Beaton tarafından Royal Collection Trust Sergi, ilkbahardan sonbahara kadar Saray’ın Kral Galerisi’nde açık kalacak ve 20. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz stilinin nasıl şekillendiğini gözler önüne serecek. Kraliçe’nin çocukluk döneminden son yıllarına kadar uzanan giyim arşivi, sadece tarihî bir belge değil, aynı zamanda zarafetle örülmüş bir anlatı sunuyor. 200 Parçalık Arşiv, İlk Kez Bu Kadar Geniş Kapsamlı Sunulacak Sergide 200’den fazla kıyafet, aksesuar, mücevher ve kişisel obje yer alacak. Bunların yaklaşık yarısı kamuoyuna ilk kez sunuluyor. Elbiselere, kumaş örnekleri, moda eskizleri ve Kraliçe’nin stil kararlarını yansıtan el yazısı notlar eşlik edecek. Ziyaretçiler, yalnızca giyilen parçaları değil, aynı zamanda bu parçaların yaratım sürecini de ilk kez böylesine kapsamlı bir şekilde keşfetme fırsatı bulacak. Küratör Caroline de Guitaut, sergiyi şöyle tanımlıyor: "Kraliçe II. Elizabeth'in tarzı, yalnızca bir estetik değil; diplomasi, güç ve sürekliliğin sessiz diliydi. Hayatı boyunca yaptığı düşünülmüş seçimler, İngiliz moda endüstrisini desteklemekle kalmadı, aynı zamanda kadın liderliğin görsel temsilini de yeniden tanımladı." Gelinlik, Taç Giyme Elbisesi gibi İkonik Parçalar da Sergilenecek Serginin en dikkat çeken parçalarından biri, Kraliçe’nin 1947 yılında, savaş sonrası dönemde giymek üzere kumaş kuponlarıyla edinilen kumaşlardan dikilen, Sir Norman Hartnell imzalı gelinliği olacak. Aynı tasarımcının, Kraliçe’nin 1953'teki taç giyme töreni için hazırladığı ağır işlemeli elbisesi de sergilenecek. Prenses Elizabeth'in Gelinliği, Norman Hartnell, 1947 Kaynak: Royal Collection Enterprises Limited 2025 | Royal Collection Trust Bir başka nadir eser ise, Kraliçe’nin çocukluğuna ait: Edward Molyneux tarafından tasarlanmış, 1934 yılında sekiz yaşındayken giydiği gümüş lame ve tül nedime elbisesi. Kraliçe’nin stil yolculuğundaki ilk adımlar olarak görülen bu tür parçalar, modanın aynı zamanda bir hafıza biçimi olduğunu gösteriyor. York Prensesi Elizabeth, Elliott & Fry, 1934'te Edward Molyneux imzalı nedime elbisesini giyerken Kraliçe II . Elizabeth. Kaynak: Royal Collection Enterprises Limited 2025 | Royal Collection Trust Sergi, yalnızca gösterişli akşam kıyafetlerini değil; binicilik ceketleri, ekose etekler ve ipek başörtüleri gibi, Kraliçe’nin sade ama özgün gündelik stilini de içeriyor. Bu yönüyle sergi, bir hükümdarın hem resmî hem bireysel kimliğini nasıl giydiğini görselleştiriyor. Kraliçe Elizabeth'in 1953'teki taç giyme töreninden kalma elbisesi, 2026 baharından itibaren sergilenecek. Royal Collection Enterprises Limited 2025 | Royal Collection Trust Stil ile Diplomasi Arasında Renklerin ve Detayların Gücü Kraliçe II. Elizabeth’in moda yaklaşımı yalnızca zarafeti değil, diplomatik stratejiyi de içeriyordu. 1961’de Pakistan’a yaptığı devlet ziyaretinde giydiği, sırt kısmından aşağı uzanan zümrüt yeşili pileli beyaz elbise, bu düşünceli yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri. Pakistan bayrağının renklerini taşıyan bu elbise, modanın yalnızca şıklık değil, empati ve temsil biçimi olduğunu da hatırlatıyor. Sergide ayrıca 1950'li yılların balo elbiselerinden 1970’lerin rahat şıklığını temsil eden Ian Thomas tasarımı akışkan ve desenli parçalara kadar, Kraliçe’nin stilinin geçirdiği evrim detaylı şekilde sunuluyor. Abiye Elbiseler, Ian Thomas, yaklaşık 1970'ler. Telif Hakkı: Royal Collection Enterprises Limited 2025 | Royal Collection Trust. Fotoğraf: Jon Stokes Yayınevi ve Kitap Detayları Sergiye, Royal Collection Trust tarafından yayımlanacak kapsamlı bir yayın da eşlik edecek. “Queen Elizabeth II: Fashion and Style” adlı bu kitap, Caroline de Guitaut editörlüğünde hazırlanacak ve içinde moda tarihçileri ile tasarımcıların katkılarına da yer verilecek. Yayının Mart 2026’da, 40 £ fiyatla raflarda olması bekleniyor. Stil, Sessiz Bir Güçtür Kraliçe II. Elizabeth’in kıyafetleri, salt birer giyim eşyası değil; tarihî olaylara, ulusal birlik anlarına, kişisel tercihlere ve kültürel dönüşümlere tanıklık eden görsel belgelerdir. Onun tarzı, geçmişle bugünü birbirine bağlayan sessiz ama güçlü bir dil gibi işledi; ve şimdi, bu dili daha yakından duymak isteyenler için eşsiz bir kapı aralanıyor.

  • NABA, Londra Kampüsüyle Küresel Sanat Eğitiminde Yeni Bir Dönem Başlatıyor

    İtalya'nın önde gelen sanat ve tasarım akademilerinden biri olan NABA (Nuova Accademia di Belle Arti), uluslararası genişleme stratejisinin bir parçası olarak Londra'da ilk yurtdışı kampüsünü açmaya hazırlanıyor. 2026 yılının Ekim ayında kapılarını açacak olan bu yeni kampüs, NABA’nın Avrupa dışına uzanan vizyonunun somut bir yansıması olacak. Londra Olimpiyat Parkı'nda yer alan ve yaratıcı endüstrilere ev sahipliği yapan Here East kampüsü içinde konumlanacak olan yeni merkez, 21.500 metrekarelik geniş bir alanda eğitim verecek. 2026/27 Akademik Yılı itibarıyla Temel Eğitim programının yanı sıra, Tasarım, Moda Tasarımı ve Moda Pazarlama Yönetimi alanlarında üç farklı lisans programı sunulacak. Programlar tamamen İngilizce olarak yürütülecek ve uygulamalı eğitime odaklanacak şekilde yapılandırıldı. Kampüste yer alacak özel laboratuvarlar – Tasarım Laboratuvarı, Moda Tasarım Laboratuvarı, Tekstil ve Örgü Laboratuvarı – öğrencilerin yaratıcı fikirlerini fiziksel prototiplere dönüştürebilmelerine olanak tanıyacak teknik altyapıyla donatılıyor. Ayrıca stüdyo sınıfları ve çok yönlü yaratıcı çalışma alanları da öğrencilere sunulacak olan imkânlar arasında. NABA, yeni kampüsüyle yalnızca bir eğitim merkezi kurmayı değil, aynı zamanda disiplinlerarası bir vizyonla kültürleri buluşturan bir yaratıcı alan oluşturmayı hedefliyor. Eğitim yaklaşımı, bireysel yeteneklere değer veren, butik bir model üzerine inşa ediliyor. Öğrenciler, İtalyan tasarım anlayışının estetik mükemmelliğini, uluslararası geçerliliğe sahip yaratıcı endüstri uygulamalarıyla birleştiren bir eğitim deneyimi yaşayacaklar. Milano ve Roma’daki mevcut kampüslerle tutarlı olacak şekilde geliştirilen kabul süreci, öğrencilere kampüsler arasında geçiş imkânı da sunacak. Mezuniyet sonunda, NABA’nın üyesi olduğu Galileo Global Education bünyesindeki Regent’s University London tarafından verilen, Birleşik Krallık onaylı Lisans (Onur) derecesi ile öğrenciler küresel geçerliliği olan bir diplomaya sahip olacaklar. Londra’daki bu açılım, sadece Britanya’daki sanat ve tasarım okullarına bir alternatif sunmakla kalmayacak, aynı zamanda İtalyan yaratıcı geleneği ile teknolojiyi ve çağdaş üretim biçimlerini harmanlayan yenilikçi bir eğitimin öncüsü olacak. NABA’nın hedefi, bu modeli ileride farklı ülkelerde de hayata geçirerek uluslararası sanat ve tasarım eğitimi haritasında kalıcı bir iz bırakmak.

  • P&G, Gemz Markası ile Suyla Aktifleşen Sürdürülebilir Saç Bakım Ürünlerini Tanıttı

    P&G, 13 Temmuz 2025 itibarıyla Target mağazalarında satışa sunulacak yeni saç bakım markası Gemz’i tanıttı. Şirketin açıklamalarına göre Gemz, yaklaşık 14 yıllık bir araştırma ve geliştirme süreci sonunda ortaya çıkan ve suyla aktive olan katı şampuan ve saç kremleriyle kişisel bakım alanına yenilikçi bir alternatif sunmayı amaçlıyor. Gemz’in dikkat çeken özelliği, ürünlerin yalnızca suyla temasta aktive olması ve bu sayede klasik sıvı şampuanlarda bulunan yüksek su oranının formülden çıkarılması. P&G, bu yaklaşımın uzun vadede ambalaj atığını ve taşıma kaynaklı çevresel yükü azaltabileceğini belirtiyor. Altıgen formda tasarlanan ve tek dozluk kullanım kolaylığı sağlayan bu ürünlerin, özellikle hareketli yaşam tarzlarına sahip ve seyahat eden kullanıcılar için pratik bir çözüm sunması hedefleniyor. Şirket, estetik tasarımı ve özelleştirilebilir yapısıyla Z kuşağı tüketicilerine hitap etmek istediğini vurguluyor. “Gemz, saç bakımına sadece bir ürün değil, aynı zamanda kişisel ve değişken bir deneyim olarak yaklaşıyor,” diyen P&G Ar-Ge ekibi, ürünlerin gözenekli ve hızla çözünebilen özel bir matris yapısıyla üretildiğini ifade ediyor. Suyla Aktifleşen Formata Neden Geçiliyor? Gemz’in arkasındaki temel fikirlerden biri, saç bakım ürünlerinin hem bireysel hem de çevresel etkilerini yeniden düşünmek. P&G, su içermeyen ve tek dozluk bu formatın, tüketicilere ürün israfını azaltma ve saç bakım rutinlerini kişisel ihtiyaçlara göre daha kolay uyarlama fırsatı sunabileceğini öne sürüyor. Şirket, aynı zamanda geleneksel sıvı şampuanlarda bulunan dolgu maddelerinden kaçınarak daha yoğun bir formülasyon geliştirmeye çalıştıklarını belirtiyor. Ancak bu yeni sistemin uzun vadeli performansı ve kullanıcı deneyimi, lansman sonrası tüketici geri bildirimleriyle daha net anlaşılabilecektir. Z Kuşağını Merkez Alan Strateji Gemz’in ilk lansman ortağı olarak Target’ın tercih edilmesi, markanın genç tüketici kitlesine erişme hedefini de yansıtıyor. P&G, dijital hikâye anlatımı ve etkileyici pazarlama kampanyalarıyla Z kuşağına ulaşmayı, onları bu yeni formatla tanıştırmayı amaçlıyor. Sürdürülebilirlik Odaklı Bir Yaklaşım P&G, Gemz markasıyla güzellik sektöründe çevresel etkiyi azaltmayı hedefleyen bir adım atmayı planlıyor. Şirket, su kullanımını azaltan formül ve minimum ambalaj yaklaşımıyla ürünlerinin daha sürdürülebilir olabileceğini ifade ediyor. Kaynak: https://www.shopgemz.com/

  • Paris Couture Haftası 2025 ile Modada Sanatsal Dokunuşlar

    Paris Couture Moda Haftası 2025, bu yıl belki de en güçlü şekilde modanın sanata dönüştüğü bir sahne sunarak başladı. Schiaparelli ile sürrealist bir resim gibi hayal gücümüzü zorlayan, Iris van Herpen ile doğayla simbiyotik bağ kuran, Rahul Mishra ile aşkı bedenselleştiren, Chanel ile sadeliği kutsayan tasarımlar; modanın sınırlarını tekrar tekrar tanımladı. Bu bağlamda, moda yalnızca giyinmek değil; düşünmek, hissetmek ve hatta doğayla yeniden bağ kurmak için bir alan haline geldi. Sürdürülebilirlik, burada bir etik zorunluluktan öte, estetik bir dil, bir yaratım biçimi olarak karşımıza çıktı. Van Herpen’in canlı kıyafetleri ya da Chanel’in döngüsel zarafeti gibi örnekler, modanın geleceğinde artık sanatı daha fazla göreceğimizi mi gösteriyor? Schiaparelli ile Sürrealizmden Geleceğe Daniel Roseberry’nin Elsa Schiaparelli'nin sürrealist mirasını yeniden yorumladığı "Back to The Future" koleksiyonu, modanın geçmişle kurduğu sanatsal diyaloğun bir yansımasıydı. Salvador Dalí'nin 1953 tarihli “The Beating Bejeweled Heart” çalışmasından ilhamla oluşturulan gerçek atan kalp aksesuarı, izleyiciyi yalnızca görsel değil, metafiziksel bir deneyime davet etti. Bu noktada moda, Dalí’nin tuvalde yaptığı sürrealizm gibi, bedende yaşanan bir rüya haline geldi. Roseberry'nin koleksiyonunda geleneksel Schiaparelli silüetleri korunurken, yeni teknolojiler ve yenilikçi malzeme kullanımı ile “moda bir form mu yoksa fikir midir?” sorusu sessizce soruluyordu. Iris van Herpen ile Canlı Bir Ekosistem Van Herpen’in "Sympoiesis" adlı koleksiyonu ise sadece modanın sanatla değil, doğayla ve bilimle nasıl iş birliği yapabileceğini kanıtladı. Koleksiyonun açılış parçası olan Living Look, 125 milyon biyolüminesans algin ışık saçtığı ve nefes alabildiği, modanın tasarlanmaktan çok “büyütüldüğü” bir yapıt olarak sunuldu. Biyotasarımcı Chris Bellamy ile iş birliği içinde geliştirilen bu canlı kıyafet, moda tarihindeki belki de en radikal sürdürülebilirlik örneklerinden biri oldu. Van Herpen, okyanuslardan, mercanlardan ve alglerden aldığı ilhamla kıyafeti bir doğa varlığına dönüştürürken; izleyicilere şu soruyu sordu: Bir elbise sadece giyilmek için midir, yoksa deneyimlenmek, duyumsanmak, yaşamak için mi? Van Herpen’in tasarımları, giysiyi bir nesne değil, organizma olarak görmemizi sağladı. Moda bu noktada sadece bir sanat formu değil, bir ekolojik varlık haline geldi. Rahul Mishra ile Aşkın Yedi Hali ve Ruhani Moda Rahul Mishra’nın “Becoming Love” adlı koleksiyonu ise aşkın yedi evresini anlatan Sufi felsefesinden yola çıkan şiirsel bir anlatı sundu. Her tasarım, çekimden yeniden doğuşa uzanan aşkın evrelerini (çekim, tutku, teslimiyet, saygı, adanmışlık, takıntı ve ölüm) her biri kendine özgü bir kıyafet tasarımı ile temsil ederken, modayı bir anlatı biçimine dönüştürdü. Gustav Klimt’in “The Kiss” tablosuna yapılan göndermeler, beden üzerine yansıtılan yüz imgeleri, kalbin altın bir tılsıma dönüşmesi gibi öğeler, Mishra’nın modayı adeta görsel bir edebiyat türüne dönüştürdüğünü gösterdi. Bu koleksiyon, modanın sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal bir yolculuk olabileceğini ortaya koydu. “Moda sanat mıdır?” sorusu burada çok daha derinleşti: Mishra’nın koleksiyonu moda ile şiir, moda ile tasavvuf, moda ile içsel dönüşüm arasında kurduğu bağlarla cevabını verdi. Chanel: Sadeliğin ve Zanaatin Nostaljik Şiiri Chanel, 31 Rue Cambon’un zarif salonlarından ilhamla hazırlanan defilesinde geçmişin izlerini bugünün zarafetiyle buluşturdu. Gabrielle Chanel’in sadeliğe övgüsünü yansıtan bu koleksiyon, el işçiliğinin, sessiz lüksün ve doğadan ilham alan sembollerin (örneğin buğday başakları) bir araya geldiği şiirsel bir kapanış sundu. Chanel’de moda, abartının değil, sadeliğin sanatıydı. Bu koleksiyon aynı zamanda sürdürülebilirliğe dolaylı bir gönderme niteliğindeydi: modada zamansızlık ve döngüsellik. Yeni kreatif direktör Matthieu Blazy’nin yaklaşımıyla Chanel’in önümüzdeki dönemde bu vizyonu nasıl evrimleştireceği merak konusu.

  • Sadece Ağaç Değil, Doğru Ağacı Dikmek Önemli

    Son yıllarda ülkemizde pek çok farklı sebepten ötürü çıkan yangınlar, bugünümüzün ve yarınımızın nefesini tüketmeye devam ediyor. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında binlerce hektar orman küle döndü. Ancak kaybettiklerimizi yerine koymak adına başlatılan ağaçlandırma kampanyalarında kritik bir detay çoğu zaman göz ardı ediliyor: Ağaç dikmek yetmez, doğru ağacı dikmek gerekir. Yanlış Tür, Doğru Niyetin Önüne Geçebilir Yangın bölgelerine çoğunlukla hızlı büyüyen çam türleri veya kavak gibi türler dikiliyor. Evet, bu ağaçlar hızla büyür, kısa sürede yeşil bir görüntü verir. Ancak çamlar, yüksek reçine içerikleri ve kozalakları nedeniyle yangını hızla yayabilir. Kavak ağaçları ise kuruduğunda neredeyse kâğıt gibi tutuşur. Bu nedenle bu türler, uzun vadede sürdürülebilir ve güvenli bir ekosistem sunmaktan uzaktır. Yangına Dayanıklı ve Oksijen Üretimi Yüksek Ağaç Türleri Sürdürülebilir bir orman geleceği için yalnızca doğa dostu değil, aynı zamanda yangına dirençli, oksijen üretimi yüksek ve biyolojik çeşitliliğe katkı sağlayan ağaç türlerini tercih etmek gerekir. Bu ağaç türleri, düşük reçine içeriği, yoğun yaprak dokusu, kalın kabuk ve yüksek nem oranı taşıyan yaprakları sayesinde yangınlara karşı daha dirençlidir. Ayrıca pek çoğu oksijen üretimi açısından da güçlüdür. Meşe, Türkiye’nin farklı iklim bölgelerine uyum sağlayabilen, kalın kabuğu sayesinde geç tutuşan bir ağaç türüdür. Hem uzun ömürlüdür hem de toprağa ve canlı yaşamına büyük katkı sağlar.Ihlamur ve kestane, nemli yapraklarıyla yangının ilerlemesini zorlaştırırken, insan sağlığına faydalı çiçekleriyle ekosisteme çeşitlilik katar. Kırsalda oksijen üretimi çok yüksektir.Zeytin ve sakız ağacı, özellikle Ege ve Akdeniz kuşağında hem ekonomik hem de çevresel fayda sağlar. Reçine üretmeyen bu ağaçlar, alevleri taşımak yerine engelleyebilir. Suyu az kullanır.Akasya ve yalancı akasya, hem azot bağlama özelliğiyle toprağı zenginleştirir hem de kuraklığa dayanıklıdır. Oksijen üretimi iyidir. Orta büyüme hızında, gölge veren ve yangına dirençli yapıya sahiptir. Neden Çam, Kavak Gibi Ağaçlar Riskli? · Çam (özellikle Kızılçam): Reçine oranı çok yüksek. Yanıcı gaz salar ve kozalaklarıyla yangını sıçratır. · Kavak: Suyu çok sever ama kuruduğunda çöp gibi yanar, hızlı tutuşur. · Ayrıca bu türler biyolojik çeşitliliğe katkısı sınırlı olduğu için uzun vadede doğa dostu da değildir. Yangına Dayanıklı Orman Yapısı için Diğer Öneriler: · Karışık orman dokusu kurun: Tek tip ormanlar (monokültür) yangın açısından risklidir. Meşe + sakız + ıhlamur gibi kombinasyonlar yapılabilir. · Yer örtüsü bitkilerine dikkat: Yangının ormanda yayılmasında çalılıklar önemli bir rol oynar. Yer örtüsünü kontrollü seçin. · Yangın tampon bölgeleri oluşturun: Yollar, çayırlık alanlar ve düşük tutuşan bitki bantları ile yangının yayılması yavaşlatılabilir. Monokültür Değil, Karışık Orman Orman yalnızca ağaçlardan ibaret değildir; bir bütündür. Sadece bir türle yapılan ağaçlandırmalar, doğa için steril ve kırılgan bir yapı oluşturur. Biyolojik çeşitlilik içeren, farklı türlerin birlikte yaşadığı ormanlar ise doğaya karşı çok daha dirençlidir. Meşe ile sakız, kestane ile akasya, erguvan ile zeytin aynı alanda yaşayabilir; birlikte daha güçlüdür. Ormanlar Yanarken, Geleceğimiz Tutuşuyor Her yanan orman sadece ağaçların değil, aynı zamanda oksijenin, suyun, toprağın ve canlı yaşamının kaybıdır. Sadece bugünü değil, yarını da korumak için ormanları bilinçle yeniden inşa etmeliyiz. Kampanyaların “yeşil” görünmesi değil, gerçekten yeşil olması gerekir. Bu da ancak bilimsel bilgiyle, yerel ekosistemlere uygun ve yangına dirençli türlerle mümkündür. Sadece Ağaç Dikmeyelim, Doğayı Yeniden Düşünelim Unutmayalım: Doğayı korumanın ilk adımı onu anlamaktan geçer. Ağaç dikmek, umut dikmektir. Ama bu umudun tutuşmaması için, doğru ağacı, doğru yere dikmeliyiz. Gelin, geleceğe sadece ağaç değil, bilinç de bırakalım.Daha dirençli ormanlar, daha temiz bir hava, daha güvenli bir yaşam için… Kriterler: · Yangın Direnci: Ağaçların tutuşma hızına, kabuk kalınlığına ve yaprak/nem oranına göre. · Oksijen Üretimi: Yaprak yapısı ve fotosentez kapasitesi temel alınarak. · Biyoçeşitliliğe Katkı: Barındırdığı kuşlar, böcekler, bitkiler açısından sunduğu yaşam alanı. 📚 Kaynakça ve Bilimsel Dayanaklar: 1. FAO (Food and Agriculture Organization) – “Fire Management: Global Assessment 2020” 2. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi – "Türkiye'de Orman Yangınlarına Dirençli Ağaç Türleri Araştırması" 3. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Ormancılık Stratejisi 2021–2025 4. Kozlowski & Pallardy (1997), Physiology of Woody Plants – Oksijen üretimi ve fotosentez verimi üzerine. 5. WWF-Türkiye ve Doğa Derneği Ortak Raporu – “Akdeniz Ormanları ve Yangın Ekolojisi Üzerine Değerlendirme” 6. Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları – Bölgesel tür adaptasyonu ve yangın sonrası ekosistem restorasyonu. https://www.inovasyon.org/images/makaleler/pdf/KO-Kenan_Ok_Karma_Ormanclk_retim_Sistemleri_ve_Trkiyenin_Krsal_Kalknma_Sorunu.pdf https://www.tarimorman.gov.tr/ABDGM/Belgeler/%C4%B0ZLEME%20VE%20DE%C4%9EERLEND%C4%B0RME/Tar%C4%B1m+ve+Ormanc%C4%B1l%C4%B1k+Alan%C4%B1nda+Yeni+Trendler.pdf https://orman.isparta.edu.tr/assets/uploads/sites/2/files/sunu_001-yanmaya-direncli-bitkiler-ve-yangina-hassas-yorelerde-kullanimi-27032012.pdf http://drive.google.com/file/d/1z5zf0rKhjq60KD_EVNSEQ9TWbNs7-h2c/view

  • Textile Exchange, 2030’a Uzanan Yeni Yol Haritasıyla Sistemi Dönüştürmeye Odaklanıyor

    Textile Exchange, moda sektöründe köklü bir dönüşüm çağrısıyla yeni bir evreye adım atıyor. Kurum, fikir birliği oluşturmaktan ziyade, kolektif sorumluluk bilincini güçlendirmeye yönelerek 2030 yılına kadar etkili bir değişim hedefleyen beş yıllık stratejisini duyurdu. Bu yeni strateji, sektörün uzun süredir çözüm bulamadığı bir gerçekle yüzleşiyor: Her ne kadar yirmi yıllık deneyim, artan endüstri katılımı ve dünya genelinde 90 binden fazla sertifikalı tesis bulunsa da, tekstil endüstrisi hâlâ bilim temelli iklim hedefleriyle uyumlu bir yolda ilerlemiyor. Textile Exchange’in 2030 yılına kadar elyaf ve ham madde üretiminden kaynaklanan emisyonları %45 azaltma hedefi hâlâ erişimden uzak. CEO Claire Bergkamp, yapılan pek çok katılıma rağmen, gerçek etkiler açısından istenen düzeyde bir ilerlemenin olmadığını vurguluyor. Ona göre değişimin başlaması gereken yer, tedarik zincirinin en erken halkası olan ham madde üretiminde yatıyor. 2023 yılında Stella McCartney ve Global Fashion Agenda’daki deneyimlerinin ardından Textile Exchange’in başına geçen Bergkamp, stratejik bir gözden geçirme süreciyle kurumun önceliklerini keskinleştirdi. Bu sürecin sonucunda, genellikle göz ardı edilen üretici ve çiftçilerin yer aldığı Tier 4 seviyesi odak noktası haline geldi. Yeni plan, markaları sadece taahhüt beyanlarında bulunmanın ötesine geçmeye, doğrudan eyleme yönelmeye çağırıyor. Strateji; sektör katılımı, ölçülebilir iklim ve doğa etkileri ile standartlar sisteminin dönüşümü olmak üzere üç ana başlık etrafında şekilleniyor. “Materials Matter” başlığı altında geliştirilen yaklaşım, mevcut sertifikasyon sistemlerini sadeleştirmeyi ve markaların yalnızca kontrol listelerine değil, somut sonuçlara odaklanmalarını sağlamayı hedefliyor. Bu değişim, sektörün küresel ölçekte birçok belirsizlikle karşı karşıya kaldığı bir döneme denk geliyor. ABD’de çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) çerçevelerine karşı artan direnç, Avrupa’daki yaklaşan düzenlemeler ve jeopolitik dalgalanmalar, sektörün sağlam ve güvenilir iklim stratejilerine olan ihtiyacını artırıyor. Textile Exchange, bu dönemi bir dönüm noktası olarak görüyor; çünkü hem markalar hesap verebilirlik baskısı altında hem de üreticiler masada söz hakkı talep ediyor. “İlerlemek için, malzemeleri üreten insanlara yatırım yapmamız gerekiyor,” diyen Bergkamp, stratejilerinin merkezine üreticilerin sesi ve adil temsili yerleştirdiklerini ifade ediyor. Bu sadece hikâyeler anlatmak değil; aynı zamanda finansal kaynakların yeniden yönlendirilmesini gerektiriyor. Textile Exchange, markaların üreticilere maliyet yansıtmaktan vazgeçmesini ve bunun yerine destekleyici kaynak modelleri geliştirmesini savunuyor. Daha yüksek çevresel değere sahip malzemeler—örneğin yenileyici tarımla üretilen pamuk, iyi yönetilen sistemlerden elde edilen yün veya geri dönüştürülmüş sentetikler—daha pahalı olabilir, ancak bu maliyetin sorumluluğunu üreticiye yüklemek yerine, sistem düzeyinde desteklemek gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, veri ve raporlama altyapısını güçlendiren kurum, daha net metriklerle doğa ve iklim üzerindeki etkilerin şeffaf ve karşılaştırılabilir şekilde izlenmesini mümkün kılmayı hedefliyor. Önümüzdeki süreç, yalnızca pilot projelere ve niyet beyanlarına değil, gerçek uygulamaya dayanacak. Stratejinin merkezinde koordineli yatırımlar, ortak risk paylaşımı ve markalar ile üreticiler arasında sahada kurulan doğrudan ilişkiler yer alıyor. Bergkamp’ın ifadesiyle: “Tek bir mucizevi çözüm yok. Ancak dönüşümün başlangıç noktası, sektörü malzeme temelli etki etrafında buluşturmak ve elyafları üreten insanların desteklenmesini ve güçlendirilmesini sağlamaktan geçiyor.” Textile Exchange’in sürdürülebilirlik odağındaki bu yeni yönelimi, geçici projeler ve bölük pörçük standartlardan uzaklaşarak, gerçek etki ve eşitliği iş yapış şekillerine entegre eden bir yaklaşıma işaret ediyor. 2030’a giden süreçte sektörün bu stratejiyi ne ölçüde benimseyip hayata geçireceği ise merakla bekleniyor.

  • Galaksimizdeki Yıldız Sayısı 100 Milyar - Deniz ve Okyanuslardaki Mikroplastik Miktarı 358 Trilyon

    Düşünün…Galaksimizdeki yıldızlardan daha fazla mikroplastik parçası bugün denizlerde yüzüyor.Evet, yanlış okumadınız: 100 milyar yıldıza karşılık 358 trilyon mikroplastik. Bu devasa sayı, gözle göremediğimiz ama gezegenimizi derinden etkileyen bir kirliliğin sessiz çığlığı gibi. Ve belki de en şaşırtıcısı şu: Bu kirliliğin başlıca kaynaklarından biri giysilerimiz. Mikroplastik Nedir? Mikroplastikler, 5 milimetreden küçük plastik parçacıklardır. Gözle görülmezler ama her yerdedirler: denizlerde, toprakta, içme suyunda… Hatta insan kanında ve anne sütünde bile tespit edildiler! Bu minik parçalar iki şekilde oluşur: Doğrudan üretilenler: Diş macunlarında, peeling ürünlerinde ya da temizlik maddelerinde yer alan mikro tanecikler. Parçalanarak oluşanlar: Plastik şişeler, torbalar, tekstiller gibi büyük ürünlerin zamanla ufalanmasıyla ortaya çıkar. Ve her yıl milyonlarca ton mikroplastik, doğaya karışıyor. Peki Bu Atıkların Moda ile Ne İlgisi Var? İlgisi büyük! Çünkü bugün dünya çapında üretilen giysilerin %60’ından fazlası sentetik elyaflardan yapılıyor. Özellikle polyester, naylon, akrilik gibi kumaşlar petrolden elde ediliyor ve her yıkamada binlerce mikroplastik lif suya karışıyor. Örneğin, sadece bir kez çamaşır makinesinde yıkadığınız polar bir mont, 250.000 mikrofiber salabilir.Ve bu lifler öyle küçük ki arıtma sistemlerinden bile kolayca geçerek okyanuslara ulaşıyor. Yani, aslında her yıkamada biraz daha mikroplastik üretiyoruz.Ve farkında olmadan, kıyafetlerimizle denizleri, toprağı, kendimizi kirletiyoruz. Mikroplastikler Nerelere Gidiyor? Balıkların midesine. Sofralarımıza. İçtiğimiz suya. Soluduğumuz havaya. Bugün mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri tam olarak bilinmese de, bazı çalışmalar bu parçacıkların hücrelere zarar verebileceğini, bağışıklık sistemini etkileyebileceğini ve hatta hormonal dengesizliklere yol açabileceğini gösteriyor. Ne Yapabiliriz? İyi haber şu: Bireysel olarak atacağımız adımlar bu sorunu yavaşlatabilir. 1. Doğal kumaşlar tercih et Pamuk, yün, keten, kenevir gibi doğal elyaflar mikroplastik yaymaz ve doğada çözünür. 2. Az ama kaliteli giyin Hızlı moda yerine daha dayanıklı, etik üretim yapan markaları seç. Bu hem doğa hem de bütçe için kazanç. 3. İkinci el alışverişi keşfet Döngünün en önemli parçası bu! Vintage butikler, takas etkinlikleri, online ikinci el platformları... Yeni almak zorunda değilsin. 4. Yıkama alışkanlıklarını gözden geçir Giysileri daha az ve düşük ısıda yıka Kurutma makinesi yerine doğal kurutma tercih et Mikrofiber filtreli çamaşır torbaları kullan (örneğin Guppyfriend) 5. Kıyafetlerine iyi bak, ömrünü uzat Yırtılanı onar, sık yıkama yerine havalandır. Böylece hem tasarruf eder hem de mikroplastik salınımını azaltırsın. Moda Bir Tercihse, Sorumluluk da Bir Seçimdir Kıyafetler sadece tarzımızı değil, değerlerimizi de yansıtır.Hızlı tüketim alışkanlıklarımızın doğaya nasıl yansıdığını görmek, artık lüks değil Yaşam alanlarımız ve kaynaklarımız hızla tükenirken doğanın biz bilinçli insanlara çok ihtiyacı var. Unutma:Mikroplastikler gözle görülmez ama etkileri çok derin.Sen değiştikçe dünya da değişebilir.

  • Temmuz Ayında Sanat’ın Sürdürülebilir Rotaları- Türkiye-ABD-İtalya-Fransa-İngiltere

    Sanat, bir kaçış unsuru sunar.Bazen kesinlikle ihtiyaç duyulan, hoş karşılanan bir dikkat dağıtıcı. Bazen ise dünyayı tüm çıplaklığıyla anlamanın, anlamlandırmanın yolu. Yazın zirvesine doğru ilerlerken, bedenlerimiz güneşin ısısıyla, zihinlerimiz ise gündemin karmaşasıyla dolup taşarken; sanat bize alternatif bir nefes aralığı sunuyor. Bu Temmuz, yalnızca görsel bir deneyim vadetmekle kalmayan; aynı zamanda doğaya, çevreye ve sürdürülebilirliğe dair derin sorular sorduran sergilerle dolu. Betonla sarılmış şehirlerin ortasında bir yaprağın kıvrımı, bozkırın tonları, yosunla kaplı taşlar veya endüstriyel bir görüntünün yarattığı ekolojik çelişki… Sanatçılar bu yaz bizleri hem doğanın özüne hem de insanın sorumluluğuna davet ediyor. İstanbul’dan Edinburgh’a, New York’tan Londra sokaklarına uzanan bu yaratıcı rotalar, iklim krizine yanıt ararken güzellikten ve anlamdan da ödün vermiyor. Belki bir bitki ressamının sabırlı fırça darbelerinde, belki devasa kamusal heykellerin gölgesinde, belki de dijital bir vizyonun içinden geçerken… bu yaz sürdürülebilir sanatla kurduğumuz bağ, yalnızca bugüne değil, geleceğe de iz bırakacak. Yolculuğunuz başlasın: İşte Temmuz ayında mutlaka görülmesi gereken, çevresel duyarlılıkla şekillenmiş sanat sergileri. Türkiye Akbank 43. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi @ Akbank Sanat Akbank Sanat, İstanbul – 30 Mayıs – 31 Temmuz 2025 Türkiye çağdaş sanatının genç yeteneklerini keşfetmek isteyenler için güçlü bir durak olan bu sergi, her yıl olduğu gibi bu yaz da yenilikçi ve çok katmanlı işleri bir araya getiriyor. 43. edisyonunda doğa, çevre ve sürdürülebilirlik gibi güncel meseleler kimi sanatçıların üretimlerinde ön plana çıkarken; serginin genel ruhu, bireysel ifade ile toplumsal meseleler arasındaki ince çizgide geziniyor. Farklı teknik ve malzeme kullanımlarıyla şekillenen bu seçki, gelecek kuşakların sanata nasıl baktığını ve dünyayı nasıl okuduğunu anlamak için ideal bir alan. https://www.akbanksanat.com/sergi/akbank-43-gunumuz-sanatcilari-odulu-sergisi Sergi Rotası – Meşher İstanbul – Rehberli tur: 2 Temmuz 2025’ten itibaren İstanbul’un katmanlı kültürel belleğini gün yüzüne çıkaran “Sergi Rotası”, Meşher’in ev sahipliğinde tarih, mimari ve sanat arasında düşünsel bir yürüyüş sunuyor. Sergi, doğrudan sürdürülebilirlik teması taşımasa da, kentsel bilinç ve koruma kavramlarına dikkat çekerek şehirle kurduğumuz ilişkiyi sorgulamaya açıyor. 2 Temmuz’da rehberli turlarla başlayan etkinlik, izleyiciyi İstanbul’un geçmişten bugüne süregelen kültürel dönüşümünü hem belgeler hem de sanatsal anlatılar eşliğinde deneyimlemeye davet ediyor. “Ege’den Taşan Renkler” – Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi İzmir – 4 Temmuz – 31 Temmuz 2025 Ege ruhunu tuvale taşıyan bu sergi, bölgenin özgün doğasını, sıcak renklerini ve yerel kültürünü sanat aracılığıyla kutluyor. “Ege’den Taşan Renkler”, sürdürülebilirlik kavramını doğrudan işlemese de; yerel üretime, kültürel çeşitliliğe ve bölgesel estetik anlayışına odaklanarak ekolojik farkındalıkla örtüşen bir anlatı sunuyor. İzmirli sanatçılardan oluşan seçki, coğrafyanın kendine özgü hafızasını koruma çabasını duyumsatan bir sadelik ve samimiyet taşıyor. Anatolian Plant Legacy Türkiye Pavyonu, Venedik Bienali – Şubat 2025’ten itibaren (devam ediyor) Anadolu’nun zengin bitki örtüsünü sanatsal bir mirasa dönüştüren “Anatolian Plant Legacy”, bitki ressamlarının hassas ve bilimsel çizimlerinden oluşan benzersiz bir seçki sunuyor. Sergi, yalnızca estetik bir deneyim değil; aynı zamanda biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik güçlü bir çağrı niteliğinde. Anadolu’nun endemik türleri, tehdit altındaki habitatları ve doğanın kırılgan yapısı, sanat aracılığıyla görünür ve hissedilir kılınıyor. https://www.iksv.org/tr/venedik-bienali-turkiye-pavyonu/hakkinda İçimdeki Şehir – Doug Aitken Borusan Contemporary, İstanbul – 17 Ağustos 2025’e kadar Amerikalı multidisipliner sanatçı Doug Aitken’in “İçimdeki Şehir” sergisi, modern yaşamın kent dokusu, dijital izolasyon ve sürdürülebilirlik tartışmalarını çarpıcı bir biçimde sorguluyor. Video enstalasyonlar, ses yerleştirmeleri ve dijital imgeler aracılığıyla, izleyiciyi kentsel bir bilinçaltı yolculuğa çıkarıyor. Aitken’in eserleri; teknolojiyle iç içe geçmiş, ancak doğadan uzaklaşmış bir dünyada yeniden denge arayışını görselleştiriyor. Önerilen Zamanlama Temmuz ortası: Anadolu bitki mirasını konu alan sergiyi görmek için Botanical Art’e öncelik verin. Yaz boyunca: Borusan’ın “İçimdeki Şehir” sergisi, kent ve dijital tema üzerinden çevre algısını tetikliyor. Temmuz sonu: Akbank’ın genç sanatçı sergisi, doğa-çevre temalı işleri keşfetmek için uygun. İzmir’deyseniz: AASSM’deki Ege renkleri sergisiyle kültürel çeşitliliği deneyimleyin. ABD - New York Edward Burtynsky – “The Great Acceleration” International Center of Photography (ICP), New York – 28 Eylül 2025’e kadar Fotoğraf sanatının en güçlü çevre anlatıcılarından Edward Burtynsky, “The Great Acceleration” sergisinde insanın doğaya müdahalesinin epik izlerini gözler önüne seriyor. Maden ocakları, baraj inşaatları ve genişleyen endüstriyel alanlar; Burtynsky’nin objektifinden büyüleyici ama rahatsız edici kompozisyonlara dönüşüyor. Güzellik ile yıkım arasındaki bu görsel gerilim, izleyiciyi iklim krizinin görsel tanıklığına davet ediyor. https://www.icp.org/exhibitions/edward-burtynsky-great-acceleration Symbiotic Utopia – Agus Putu Suyadnya Sapar Contemporary, NYC – 30 Mayıs – 7 Temmuz 2025 Endonezyalı sanatçı Agus Putu Suyadnya’nın doğa ile insan arasındaki simbiyotik ilişkiyi merkeze alan bu sergisi, yeşil tonlara, ütopyaya ve dinginliğe açılan bir pencere niteliğinde. Bitkisel motifler, hayali peyzajlar ve yumuşak renklerle örülü eserler, sürdürülebilir bir geleceğin hayalini kurarken izleyicilere ferahlatıcı bir atmosfer sunuyor. “Symbiotic Utopia”, şehir temposundan bir anlığına kopup doğaya dönmenin estetik karşılığını arıyor. https://www.saparcontemporary.com/symbiotic-utopia-the-peaceable-kingdom-of-agus-putu-suyadnya Art for a Healthy Planet 2025 / Creative Climate Awards NYC genelinde kamusal alanlar – Temmuz etkinlikleri süresince Sanatın toplumla buluştuğu yer tam da burası: parklar, meydanlar ve sokaklar. “Art for a Healthy Planet 2025” kapsamında düzenlenen Creative Climate Awards, iklim krizine karşı farkındalık yaratmayı hedefleyen interaktif performanslar, kamusal enstalasyonlar ve kısa film gösterimleriyle Temmuz ayında New York’u bir açık hava galerisinde dönüştürüyor. Etkinlikler yalnızca izlenmiyor, birlikte düşünmeye ve harekete geçmeye çağırıyor. https://www.humanimpactsinstitute.org/creative-climate-awards SVA – July 2025 Exhibitions and Events School of Visual Arts (SVA), Manhattan – Temmuz ayı boyunca New York’un en önemli sanat okullarından biri olan SVA, Temmuz boyunca sürdürülebilirlik ekseninde üretilmiş genç sanatçı işlerine ev sahipliği yapıyor. Dijital medya, fotoğraf, video ve yerleştirmeler aracılığıyla iklim, kimlik ve doğal kaynaklar gibi konular yaratıcı biçimlerde sorgulanıyor. Bu sergi dizisi, yeni kuşağın çevresel duyarlılıkla harmanlanmış estetik yaklaşımını yakından görmek isteyenler için ilham verici bir alan açıyor. https://sva.edu/features/july-2025-exhibitions-and-events-at-sva MoMA – Çevre Temalı Yaz Projeleri Museum of Modern Art (MoMA), Manhattan – Yaz boyunca MoMA, yaz boyunca sürdürülebilirlik teması etrafında şekillenen çeşitli sergi ve etkinliklerle ziyaretçilerini karşılıyor. Özellikle “Pirouette: Turning Points in Design” sergisi, çevreye duyarlı tasarım anlayışının tarihsel ve çağdaş örneklerine ışık tutuyor. Performanslar, atölyeler ve konuşmalarla desteklenen bu çevresel yaklaşım, MoMA’nın sürdürülebilir gelecek vizyonunun sanata nasıl yansıdığını somutlaştırıyor. https://www.moma.org/ Zamanlama Önerisi · Erken Temmuz: Suyadnya’nın “Symbiotic Utopia”sını kaçırmayın (7 Temmuz’da sona eriyor). · 7 Temmuz sonrası: ICP’de Burtynsky’yi görmek ve CCA kapsamında kamusal etkinlikleri takip etmek için ideal. · Tüm ay boyunca: SVA ve MoMA’daki sürdürülebilirlikle alakalı daha küçük çaplı ama ilgi çekici etkinlikleri kaçırmayın. İngiltere Manifesto for Sustainable Experimentation Beaconsfield Gallery, Londra – 21 Mayıs – 9 Ağustos 2025 Bu çok katmanlı sergi, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşüm olarak ele alıyor. Ecofeminist ve queer sanatçıların katkılarıyla şekillenen işler; performanslardan atölyelere, enstalasyonlardan metinlere kadar geniş bir yelpazede, sanat üretiminin ekolojik ve etik sınırlarını sorguluyor. Ziyaretçiyi yalnızca izleyici değil, düşünsel bir katılımcı olarak konumlandıran bu sergi, alternatif üretim biçimlerine dair kolektif bir manifesto niteliği taşıyor. https://beaconsfield.ltd.uk/projects/manifesto-for-sustainable-experimentatio/ More Than Human Design Museum, Londra – 11 Temmuz – 6 Ekim 2025 “More Than Human”, insan merkezli düşünme biçiminden uzaklaşarak, doğayla birlikte tasarım yapmanın yollarını araştırıyor. Deniz yosunundan yapılmış tekstiller, biyomimetik yapılar ve doğayla simbiyotik yaşam örnekleri, sürdürülebilirliğin yalnızca malzeme değil, zihniyet değişimiyle mümkün olabileceğini vurguluyor. Tasarımın doğayla iş birliği içinde şekillendiği bu sergi, iklim krizi çağında umut veren çözümleriyle ilham verici. https://designmuseum.org/exhibitions/more-than-human Sculpture in the City 2025 -New Art Comes To The Square Mile City of London sokakları – 15 Temmuz 2025 – Yaz 2026 Londra’nın kalbinde gerçekleşen bu açık hava heykel sergisi, doğa ve kent arasındaki gerilimi sanatla görünür kılıyor. Ai Weiwei’nin güçlü demir ağacı, Jane & Louise Wilson’ın DNA’yı yorumlayan çalışması gibi büyük ölçekli yapıtlar, beton ve camın egemenliğindeki kentsel manzaraya doğanın izlerini taşıyor. Kentin günlük akışına sızan bu eserler, kamusal alanın iklim kriziyle mücadelede nasıl dönüştürülebileceğine dair sanatsal sorular yöneltiyor. Emily Kam Kngwarray Tate Modern, Londra – 10 Temmuz 2025 – 11 Ocak 2026 Avustralya’nın en önemli yerli sanatçılarından Emily Kam Kngwarray, bu büyük retrospektif sergide toprağa duyduğu derin bağ üzerinden çevresel ve kimliksel anlatılar kuruyor. Soyut ama köklerine sıkı sıkıya bağlı resimleri; yerli bilgi sistemlerini, spiritüel doğa bağlantılarını ve sürdürülebilir yaşam pratiklerini yüceltiyor. Sergi, hem görsel bir şölen hem de Batılı doğa algısına alternatif bir bakış sunuyor. https://www.tate.org.uk/whats-on/tate-modern/emily-kam-kngwarray Andy Goldsworthy: Fifty Years Royal Scottish Academy, Edinburgh – 26 Temmuz – 2 Kasım 2025 Doğanın kendisini hem araç hem sahne olarak kullanan Andy Goldsworthy’nin 50 yıllık üretimini bir araya getiren bu sergi, doğa merkezli sanatın evrimini sunuyor. Yapraklar, taşlar, buzlar ve toprakla şekillenen eserler, doğanın döngüsel yapısını ve insanla olan ilişkisini zarif bir şekilde yansıtıyor. İskoçya kıyılarından gelen etkiyle harmanlanan işler, çevreye zarar vermeden sanat üretmenin mümkünlüğünü ispatlıyor. https://www.architectural-review.com/essays/the-nature-of-andy-goldsworthy?gad_source=1&gad_campaignid=22716535109&gbraid=0AAAAADKyH0u6H4i7JNxZ3TR5O9oPkHbzV&gclid=Cj0KCQjw953DBhCyARIsANhIZoax8B083QHIK49P_XL6bAwKebYxCLxYmlkqc4_bcZEULQkpjBzQLIUaAk2DEALw_wcB Botanica Scotia: Heritage Crops Edinburgh (iki farklı mekân) – Yaz boyunca Geleneksel İskoç tarım bitkilerini odağına alan bu botanik sanat sergisi, biyoçeşitliliğin kültürel ve tarihsel boyutlarını öne çıkarıyor. Yavaş sanat yaklaşımıyla üretilmiş illüstrasyonlar, ekolojik tarımın görsel arşivine dönüşüyor. Sanat, bilim ve yerel hafıza arasında köprü kuran “Botanica Scotia”, tarımı yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, kültürel bir süreklilik alanı olarak yorumluyor. The Herds Soho ve Covent Garden, Londra – 29 Haziran – 2 Temmuz civarı “The Herds”, büyük boyutlu kukla hayvanlar eşliğinde gerçekleşen dramatik bir açık hava performansı. Kutup’tan tropik ormanlara uzanan ekosistemleri temsil eden bu görsel şölen, iklim göçlerinin sembolik bir anlatımı. Hem çocuklara hem yetişkinlere hitap eden bu hareketli gösteri, hem eğlenceli hem düşündürücü; kaybolan habitatlara ve insan etkisiyle yerinden edilen türlere güçlü bir farkındalık sunuyor. Zamanlama ve Öneriler · Erken Temmuz: More Than Human ve Emily Kam Kngwarray ile başla. · 15 Temmuz sonrası: Sculpture in the City yürüyüşünü planla. · Temmuz ortası: Edinburgh’a geçip Andy Goldsworthy’yi ve Botanica Scotia’yı keşfet. · Son olarak, manifestolarla yüklü kavramsal sanat için Beaconsfield Gallery’ye uğramayı unutma. Fransa MERS ET MYSTÈRES – Laurent Ballesta Yer: Musée de la Photographie Charles Nègre, Nice – 5 Temmuz–28 Eylül 2025 Denizlerin derinliklerine inen bu büyüleyici fotoğraf serisi, okyanus ekosistemlerinin gizli güzelliklerini ve kırılganlığını gözler önüne seriyor. Laurent Ballesta’nın yaşamla dolu ama tehlike altındaki sualtı dünyasını belgeleyen kareleri, izleyiciyi hem keşfe hem korunmaya çağırıyor . https://museephotographie.nice.fr/ Plafond de glace, Îlot de la Dent, Terre Adélie, -5 m © Laurent Ballesta L’épave du cargo Le Natal, Marseille, -127 m © Laurent Ballesta 🔹 Becoming Ocean – Biennale des Arts et de l’Océan Yer: Villa Arson, Nice – 8 Temmuz–24 Ağustos 2025 Okyanus temalı bu grup sergisi, sanatı toplumsal, ekolojik ve politik bir söylem aracı haline getiriyor. Yirmiden fazla uluslararası sanatçı, denizlerin krizi, kimliklerin suya tanıklığı ve ekosistem değişimleri gibi konuları derinlemesine ele alıyor. Sanat aracılığıyla okyanusla yeniden bağ kurmayı hedefleyen bu sergi, dünyayı sular üzerinden düşünmeye davet ediyor . https://villa-arson.fr/programmation/expositions/becoming-ocean-a-social-conversation-about-the-ocean/ 🔹 Voyage à Nantes Yer: Nantes şehir merkezi – Temmuz–Ağustos 2025 Kentin sokaklarını açık hava sanat galerisine çeviren bu bienal, işaretli rotalarında 50’ye yakın çağdaş enstelasyonla ziyaretçileri yeşil hat boyunca bir keşif yolculuğuna çıkarıyor. Sanat ve doğanın harmanlandığı bu etkinlik, kent insanı ile doğal çevre arasında duygusal ve fiziksel bir bağ kurmayı amaçlıyor . 🔹 Grandeur Nature II Yer: Château de Fontainebleau bahçeleri – 25 Mayıs–21 Eylül 2025 Ormanla çevrili Versailles benzeri bu mekân, çağdaş heykellerle dolup taşan bir açık hava alanına dönüşmüş durumda. Eserler, doğanın içinde geri dönüşüm, yerel sanat malzemeleri ve ekolojik üretim süreçleriyle üretilmiş. Hem sergi hem doğa deneyimi yaşatan bu sergi, sürdürülebilir sanatın açık hava ayağı olarak dikkat çekiyor . https://www.sortiraparis.com/tr/pariste-ne-ziyaret-yapmali/maruziyet/articles/291077-grandeur-nature-ii-chateau-de-fontainebleau-da-ucretsiz-cagdas-sanat-sergisi-2025 İtalya Yukinori Yanagi – “Icarus” Yer: Pirelli Hangar Bicocca, Milano — 27 Temmuz’a kadar Japon sanatçı Yanagi’nin “Icarus” yerleştirmesi, uluslara ait bayrakları sanayi alanında yeniden yorumlayarak insan kibri, teknoloji ve küreselleşme temalarını masaya yatırıyor. Büyük ölçekli ironik yapıt, doğa ile endüstrinin gerilimini duyusal bir deneyimle sunuyor. https://pirellihangarbicocca.org/en/exhibition/yukinori-yanagi/ Tarek Atoui – “Improvisation in 10 Days” Yer: Pirelli Hangar Bicocca, Milano — 20 Temmuz’a kadar Ses enstalasyonları ve performanslarla şekillenen bu sergi, yeni teknolojiler aracılığıyla kimlik ve doğa arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Atoui'nin çalışmaları, çevrenin duyularla yeniden keşfinin altını çiziyor; teknolojinin doğayla harmanlandığı bir estetik sunuyor. https://pirellihangarbicocca.org/en/exhibition/yukinori-yanagi/ ECCA2025 – “Our Ocean from Space” Yer: Rimini — 16 Haziran – 16 Temmuz 2025 UNESCO ve ESA destekli bu özgün kamusal sergi, uydu görüntüleri ve artırılmış gerçeklik ile denizlerin sıcaklık, tuzluluk, deniz seviyesi gibi küresel göstergelerini yaklaşılabilir kılıyor. Sanat, iklim bilimle buluşuyor; deniz ekosistemleri sembolik görselliklerle yorumlanıyor ve izleyiciyi bilinçli yaşam seçimine teşvik ediyor. Bu sergiler, İtalya’da sanatla doğanın, teknolojinin ve toplumun nasıl iç içe geçeceği üzerine farklı kapılar aralıyor. Milanoya yakınsan, HangarBicocca mutlaka görülmeli. Rimini’de ise ECCA2025 ile kamusal sanat üzerinden iklim gerçeğine dokunabilirsiniz. https://www.visitrimini.com/eventi/our-ocean-from-space/

  • Değişimin Objektifinden David Bailey’nin Moda Üzerindeki Kalıcı İzleri

    İngiliz fotoğrafçılık sahnesinin ikonik isimlerinden David Bailey, moda dünyasının görsel dilini baştan aşağı değiştiren cesur yaklaşımıyla bugün hâlâ zamansız bir referans noktası olmayı sürdürüyor. Marta Ortega Pérez Vakfı tarafından İspanya’nın A Coruña kentinde düzenlenen "David Bailey’nin Değişen Modası" başlıklı yeni sergi, usta sanatçının altmış yılı aşkın kariyerine derinlemesine bir bakış sunuyor. David Bailey'nin Değişen Modası' Marta Ortega Pérez (MOP) Vakfı, İspanya, A Coruña I Görsel kaynağı: MOP Vakfı Bailey'nin görsel dili, o yılların enerjisini bugüne taşıyor. 1960’ların başında Vogue için çektiği ilk karelerle dikkatleri üzerine çeken Bailey, yalnızca objektifin arkasında değil, aynı zamanda dönemin ruhunu belirleyen kreatif bir figür olarak da öne çıktı. Jean Shrimpton, Kate Moss gibi dönemin ve geleceğin süpermodelleriyle yaptığı iş birlikleri, modaya sadece estetik değil, aynı zamanda bir tavır kazandırdı. Görsel kaynağı: MOP Vakfı Sergi, ağırlıklı olarak Bailey’nin 1960 ve 70’li yıllardaki üretimlerine odaklanıyor; çünkü bu dönemler hem modanın dönüşüm geçirdiği hem de Bailey’nin estetik yaklaşımının en yoğun hissedildiği zamanlar. Toplamda 140’tan fazla işin yer aldığı seçkide, hem kamuoyunun yakından bildiği ikonik kareler hem de bugüne dek gün yüzüne çıkmamış, daha kişisel nitelikler taşıyan çalışmalar sergileniyor. Bailey’nin tartışmalara konu olmuş “Pin-Up Box” serisi de bu seçkide önemli bir yer tutuyor. Görsel kaynağı: MOP Vakfı Serginin dikkat çeken bir diğer yönü ise Bailey’nin çalışma alanına, yani stüdyosuna ayrılan özel bölüm. Zamanında gece kulübüne benzetilen bu stüdyo, merhum Diana Vreeland tarafından "Irving Penn’in katedrali" ile tezat oluşturacak şekilde tanımlanmıştı. Bugün bu alan, Bailey’nin yıllar boyunca topladığı objeler, eskizler ve fotoğraf makineleriyle yeniden kurgulanarak ziyaretçilere yalnızca karelerin değil, üretim sürecinin de kapılarını aralıyor. Görsel kaynağı: MOP Vakfı David Bailey, her zaman geçmişten çok geleceğe bakan bir sanatçı oldu. Kendi eserlerini sık sık eleştirmesiyle tanınsa da, bu öz eleştirel tutum serginin küratöryel bakışını daha da zenginleştirmiş. Oğlu ve aynı zamanda stüdyo yöneticisi olan Fenton Fox Bailey, "Yayınlanmamış bir iş, onun için tamamlanmamış bir iştir," diyerek, bugüne dek saklı kalmış işleri görünür kılmanın önemine vurgu yapıyor. Görsel kaynağı: MOP Vakfı Marta Ortega Pérez Vakfı daha önce Peter Lindbergh, Helmut Newton ve Steven Meisel gibi fotoğrafçıların işlerini ağırlamıştı. Bailey'nin retrospektifiyle birlikte bu küratöryel hat, moda fotoğrafçılığının görsel hafızasına dair önemli bir arşiv sunmayı sürdürüyor. Vakıf başkanı Marta Ortega Pérez’in deyimiyle: "David Bailey, görsel anlatının sınırlarını zorlayan istisnai bir sanatçı. Modanın fotoğrafla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlayan bir vizyona sahip." Görsel kaynağı: MOP Vakfı "David Bailey’nin Değişen Modası" sergisi, 14 Eylül 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilir. Bu retrospektif yalnızca geçmişe bir övgü değil, aynı zamanda gelecekte modanın nasıl şekillenebileceğine dair güçlü bir ipucu niteliğinde. Görsel kaynağı: MOP Vakfı Görsel kaynağı: MOP Vakfı

bottom of page