top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 415 sonuç bulundu

  • Balenciaga by Demna Sergisi

    Moda’nın Hafızasında Bir Retrospektif ve Sürdürülebilirlik İzdüşümü Kering’in Paris’teki merkezinde düzenlenen “Balenciaga by Demna” sergisi, sadece bir retrospektif değil, aynı zamanda çağdaş modanın kalbinde çarpan bir manifesto niteliği taşıyor. Demna Gvasalia’nın 2015'ten 2025'e kadar Balenciaga’daki yaratıcı yönetmenlik sürecine odaklanan bu sergi, lüks moda ile sanat arasındaki sınırları sorgularken; arka planda ise sürdürülebilirlik, yeniden kullanım ve kültürel mirasın yeniden inşası gibi derin temaları da içinde barındırıyor. Kutsal Olanı Yeniden Kodlamak: Moda, Din ve İroni Sergi mekânının merkezinde yer alan haç şeklindeki enstalasyon, moda tarihine ironik bir saygı duruşu niteliğinde. Girişte sergilenen, Balenciaga’nın Gvasalia’ya gönderdiği, iş birliği istemediklerini belirten ilk e-postanın fotokopisi ise başlı başına bir “dönüşüm” öyküsü sunuyor. Reddedilen bir vizyonun, on yıl içinde bir moda evini global ölçekte yeniden tanımlayan bir güce evrilmesi—işte bu retrospektifin temel dramatik çizgisi. Gündelik Nesneler Lükse Nasıl Dönüşür? Demna’nın ikonoklast dili, serginin en çarpıcı parçalarında hayat buluyor. Bir çantaya dönüştürülmüş baharatlı acı biber cipsi paketi, pasaportlar, uçuş kartları, alışveriş poşetleri ve dolarlar, gündelik olanın lüksle nasıl yer değiştirdiğini gösteriyor. Bu objeler, modanın sadece giysi değil; çağın, alışkanlıkların ve tüketim pratiklerinin bir portresi olduğuna işaret ediyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda moda endüstrisinin israf kültürüne bir cevap olarak da okunabilir. Estetik Bir Politika mı, Etik Bir Yönelim mi? Sergide dikkat çeken bir diğer nokta ise yeniden kullanım ve dönüşüm teması. Eski sütyenlerden oluşan elbiseler, kullanılmış deri çizmelerden yapılmış ceketler, tişört ve hoodie’lerden dikilmiş haute couture elbiseler... Gvasalia’nın Maison Margiela'daki deneyiminden gelen bu yaklaşım, yalnızca estetik değil aynı zamanda sürdürülebilirliğe gönderme yapan bir duruş olarak da okunmalı. Balenciaga, son yıllarda özellikle "circular design" (dairesel tasarım), "deadstock" kumaş kullanımı ve karbon ayak izini azaltma projeleriyle sürdürülebilirlik gündeminde yer aldı. Bu sergide yer alan yeniden tasarlanmış parçalar, markanın bu yöndeki çabalarının sanatsal bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bir Estetik Devrim: Speed Trainer ve Haute Couture Sergide sergilenen Speed Trainer (2017), Balenciaga’nın sokak kültürünü lüksle harmanlama biçiminin ikonik örneği olarak yerini koruyor. Ultra hafif taban ve çorap benzeri tasarımıyla sadece bir spor ayakkabı değil; moda estetiğini ve kullanım kolaylığını yeniden tanımlayan bir dönüm noktası. Aynı şekilde, sert gipür dantelden yapılan çan elbise, haute couture'ün yeni nesil tekniklerle nasıl evrilebileceğine dair önemli bir örnek sunuyor. Buradaki “bloklama” tekniği, zamanın, emeğin ve zanaatkârlığın hâlâ haute couture’ün bel kemiği olduğunu hatırlatıyor. Moda, Sessizliğin Gücünü de Taşır Belki de serginin en dikkat çekici unsuru, Gvasalia’yı ve Balenciaga’yı son yıllarda çevreleyen tartışmalara dair tek bir satırın bile yer almamasıydı. Tartışmalı kampanyalar ve imaj krizlerinin ardından gelen bu sessizlik, belki de moda dünyasında bazen en güçlü duruşun söylememek olduğunu ima ediyor. “Bu Bir Gucci Çantası Değil” Serginin sonundaki sürpriz dokunuş, Gvasalia’nın yeni rolüne dair bir teaser niteliğinde: “Bu bir Gucci çantası değil” yazılı parça, hem Hacker Project’e hem de Gvasalia'nın Gucci’deki olası vizyonuna dair ipuçları taşıyor. Aynı zamanda, moda kimliğinin ironik bir şekilde yeniden yazılabileceğini gösteriyor. Moda Arşiv Değil, Hafıza İşidir “Balenciaga by Demna” sergisi, bir moda retrospektifinden çok daha fazlası. Kişisel bir anlatı, kültürel bir manifestoya dönüşüyor. Gvasalia’nın gündelik olanı kutsallaştıran tasarımları, sadece estetik değil; sosyal, kültürel ve ekolojik düzeyde de tartışmaya açık sorular ortaya koyuyor:Lüks nedir? İsraf nerede başlar? Moda neyi dönüştürür, neyi tekrar eder? Ve en önemlisi: Moda, geçmişe mi aittir yoksa geleceğe mi şekil verir?Sergi, bu soruların cevabını, ziyaretçinin zihninde bırakıyor.

  • Londra'da Moda ve İklim İçin Dönüştürücü Bir Sergi

    Moda endüstrisinin iklim kriziyle yüzleştiği bugünlerde, Londra İklim Eylem Haftası (LCAW) kapsamında düzenlenen etkileyici bir sergi, dikkati küresel kuzeyden Amazon’un kalbine çevirdi. Örneğin Amazonia, 25-29 Haziran tarihleri arasında King's Cross'taki Coal Drops Yard’da ziyaretçilerini ağırladı. Sergi, yalnızca bir tasarım vitrininden öte, Amazon havzasındaki kültürel, biyolojik ve zanaatkâr zenginliği sürdürülebilirlik merceğinden ele alan deneyimsel bir alan olarak öne çıkıyor. Brezilya'nın Belém kentinde gerçekleşecek olan 2025 COP30 Zirvesi'ne sembolik bir gönderme yapan bu edisyon, dikkatleri gezegenin akciğerlerinden biri olan Amazon’un yalnızca korunması gereken bir ekosistem değil, aynı zamanda yaratıcı üretimin ilham kaynağı olduğuna çekiyor. Brezilya Yarının Modasını Yaratıyor (BCFT) girişimi kapsamında hayata geçirilen sergi; yerli zanaatkârlar, diasporik yaratıcılar ve yeni nesil tasarımcıları bir araya getirerek, atalardan kalma bilgiyle şekillenen alternatif estetik ve üretim modellerini ziyaretçilerle buluşturuyor. Sergide yer alan tasarımlar, dairesellik, biyolojik çeşitlilik ve yerel bilgi temelli sürdürülebilirliğin moda alanında nasıl somutlaştığını gösteriyor. Proje; Instituto Arapyaú, Amazon Concertation, The Nature Conservancy, Apex Brasil ve Brezilya'nın Londra Büyükelçiliği gibi çok paydaşlı bir koalisyon tarafından destekleniyor. Bu güçlü iş birliği, Amazon'u yalnızca çevresel bir kriz alanı olarak değil, aynı zamanda teknolojik ve kültürel inovasyonun küresel merkezlerinden biri olarak konumlandıran Brezilya menşeli yeni bir hareketin yükseldiğini gösteriyor. Moda dünyasında sürdürülebilirlik adına yapılan çalışmalarda sıkça karşılaşılan “yeşil aklama” sorununa karşı bu sergi, yerelden beslenen, anlamlı ve uygulanabilir modellerle sağlam bir alternatif sunuyor. Aynı zamanda, BM İklim Eylemi için Moda Sözleşmesi ve ChangeNOW gibi uluslararası girişimlerin çağrılarına yanıt veriyor; özellikle de Yerli toplulukların sürdürülebilirlik söylemindeki temsiline daha fazla alan açılması yönündeki taleplerle örtüşüyor. Amazonia, moda sektörüne önemli bir mesaj veriyor: Geleceğin çözümleri zaten var—ancak onları bulmak için bakış açımızı genişletmemiz ve farklı coğrafyaların bilgeliğini ciddiyetle dinlememiz gerekiyor.

  • KOTON’un Atık Kumaşları Giysi Askısına Dönüştürdü

    Koton, kumaş atıklarını inovatif süreçlerle elbise askısına dönüştürerek sürdürülebilir inisiyatiflerine bir yenisini daha ekledi. Polyamid bazlı mayo kumaşlarının kesim atıklarını özel bir üretim süreciyle giysi askısına dönüştüren proses hem atık miktarını azaltıyor hem de kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Moda endüstrisinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olan atık yönetimi, Koton’un yenilikçi projesiyle yeni bir boyut kazandı. Proje kapsamında, üretim sırasında ortaya çıkan kumaş kesim atıkları, özel bir süreçten geçerek elbise askısına dönüştürülüyor. Bu yaklaşım ile atık azaltımı sağlanırken aynı zamanda karbon ayak izinin azaltılması yönünde önemli bir adım atılıyor. Sürdürülebilirlik çalışmalarını Yaşama Saygı başlığında sürdüren Koton, atık kumaşlardan giysi askısı ürettirdi. Kumaşların kesim atıkları ile yapılan AR-GE çalışmaları sonucunda yaklaşık 1 ton atık kumaş plastik granül haline dönüştürüldü. Elde edilen granüller, askı üretim sürecinde kullanılarak 15 bin adetten fazla askı elde edildi. 2024 Kasım ayından itibaren 87 Koton mağazasında Şahika Ercümen x Koton Suya Saygı koleksiyonunda kullanılan askılar, markanın döngüsel ekonomi vizyonunu müşterisiyle buluşturuyor. Koton Yönetim Kurulu Üyesi Gülden Yılmaz, “Bu proje, yalnızca çevresel etkilerimizi azaltan bir geri dönüşüm örneği değil; aynı zamanda Koton’un sürdürülebilir moda anlayışının, üretimden vitrine kadar tüm süreçlere entegre edilmesi anlamına geliyor. Bu yeni nesil askılar mevcut askılarla eşdeğer. Ayrıca ömürlerini tamamlamaları durumunda yeniden geri dönüşüme alınabiliyor. Bu proje ile mayo üretiminden gelen kalan yaklaşık 1 ton fire kumaşın çevreye atılmasını engellemiş olduk” dedi. “Amacımız hem moda sektöründe hem de toplum genelinde sürdürülebilirliğe dair farkındalığı artırmak, tedarikçilerimizi ve müşterilerimizi bu dönüşüme ortak etmek. En önemlisi de mümkün olan her noktada sürdürülebilir aksiyonlar almayı bir davranış olarak benimsemek. Müşterilerimize ve iş ortaklarımıza, sürdürülebilirliğin soyut bir kavram değil, somut bir üründe yaşamımızın bir parçasına dönüşebildiğini gösteriyoruz. Sürdürülebilirlik bizim iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası. 2020 yılında ‘Yaşama Saygı’ manifestomuzu yayınlayarak bu alanda önemli adımlar attık. Moda dünyasında sürdürülebilir dönüşümün bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyoruz.” Koton, sürdürülebilirlik çalışmalarını Yaşama Saygı manifestosu çerçevesinde “Dünyamıza Saygı”, “İnsana Saygı”, “Topluma Saygı” ve “İşimize Saygı” başlıkları altında yürütüyor. Dünyamıza Saygı anlayışı altında 2021 yılında Şahika Ercümen ile birlikte Suya Saygı Koleksiyonu’nu hayata geçirdi.. Aynı yıl ilk sürdürülebilirlik raporunu yayınlayan Koton, Türkiye’de sürdürülebilir pamuk üretimini teşvik eden Better Cotton girişiminin ilk imzacılarından biri.

  • Getty Images’in Son Raporu Tüketicilerin İklim Kriziyle Mücadelede Şirketlerden Gerçek Eylem Beklediğini Yeniden Ortaya Koydu

    Dünyanın dört bir yanındaki tüketiciler, iklim değişikliğinin etkilerini artık yalnızca haberlerde değil, günlük yaşamlarında da doğrudan hissediyor. Getty Images’ın Temmuz 2022 ile Temmuz 2024 arasında dünya çapında 5.300 ila 7.000 katılımcıyla yapılan anketlere dayanan yeni rapor, tüketicilerin çevreye karşı olan kaygılarının hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu ve markalardan bu krize karşı daha şeffaf, anlamlı ve gerçekçi adımlar beklediklerini ortaya koyuyor. Rapora göre tüketicilerin %82’sinin şirketlerin net ESG yönergelerine ve uygulamalarına sahip olmasını istediğini belirtiyor. İklim Krizi Tüketicilerin Gündeminde İlk Sırada Rapora göre küresel tüketicilerin %69'u iklim değişikliğinin yaşamlarını doğrudan etkilediğini düşünüyor. Katılımcıların %95’i çevre krizinden ciddi şekilde endişe duyuyor. Bu durum, sürdürülebilirlik konusunun artık bir tercihten çok zorunluluk haline geldiğini açıkça gösteriyor. Tüketicilerin Markalardan Beklentisi Samimiyet ve Eylem Ankete katılanların %86’sı, işletmelerin kaynaklarını yalnızca kâr amacıyla değil, aynı zamanda toplumu ve çevreyi iyileştirmek için kullanması gerektiğine inanıyor. Bununla birlikte, katılımcıların üçte ikisi, şirketlerin sürdürülebilirliğe olan bağlılığının samimi olmadığından şüphe ediyor. Özellikle ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) uygulamalarına olan ilgi artıyor. Tüketicilerin %82’si, şirketlerin net ESG hedefleri ve uygulamalarına sahip olmasını bekliyor. Yeşil Sessizlik Dönemi ve Görsel Temsil Krizi Raporda dikkat çeken bir başka konu ise “yeşil sessizlik” kavramı. Şirketler, yeşil aklama suçlamalarından kaçınmak adına sürdürülebilirlik mesajlarını daha soyut ve dolaylı yollarla vermeye başlamış durumda. Ancak bu yaklaşım, tüketicilerin güvenini kazanmakta yetersiz kalıyor. Katılımcıların %81’i, iklim krizinin doğrudan çevresel etkilerini gösteren şeffaf ve gerçekçi görseller görmek istiyor. Üstelik tüketicilerin %55’i, görsellerin ve mesajların iyimser vaatler yerine, hareketsiz kalmanın yaratacağı olumsuz sonuçlara odaklanmasını tercih ediyor. Araştırmaya katılanların %75 ‘i ise şirketlerin ve hükümetlerin iklim değişikliğine nasıl müdahale ettiğini gösteren görseller talep ediyor Görsel Dil Nasıl Değişiyor? 2000'li yılların başında buzullar ve kutup ayıları ön plandayken; 2018-2022 arasında sel, yangın ve göç temaları baskın hale geldi. Son dönemde ise yeşil enerji, teknoloji ve iklim çözümlerine yönelik daha soyut imgeler ön plana çıkıyor. Getty Images verilerine göre, 2024 yılında “sürdürülebilirlik” aramaları %21 azalırken, “çevre koruma” aramaları %12 arttı. Yenilenebilir enerjiye yönelik aramalar, özellikle “enerji verimliliği”, “enerji dönüşümü” ve “hidrojen enerjisi” terimlerinde ciddi artış gösterdi. Bu artışın özellikle son 10 yılda yaklaşık %300 arttığını belirtiyor. Yeşil Aklamaya Karşı Artan Tepkiler Raporda çarpıcı bir bulgu daha var: Tüketicilerin %76’sı, “yeşil” etiketinin yalnızca bir pazarlama taktiği olduğuna inanıyor. Bu, markaların yalnızca söylemle değil, somut eylemlerle sürdürülebilirliği sahiplenmesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Yapay Zeka: İklim Krizinin Çözümünde Umut ve Endişe İlginç bir şekilde, tüketiciler yapay zekanın sürdürülebilirlikte oynayacağı rol konusunda iyimser. Katılımcıların %83’ü, yapay zekanın iklim krizine çözüm sunabileceğine inanıyor. Özellikle: Kişiselleştirilmiş öğrenme ve bilinçlendirme (%43) Enerji verimliliği sağlama (%41) İklim tahminleri (%40) gibi alanlarda AI’dan umutlular. Ancak burada da çelişki var. Ancak raporda Raporda AI’nın büyük karbon ayak izi yarattığına dikkat çekiliyor ve şirketleri uyarıyor: "AI destekli çözümleri anlatırken teknolojinin çevresel maliyetini de göz önünde bulundurun." Sonuç: Samimiyet ve Eylem Çağrısı Getty Images’ın kreatif başkan yardımcısı Rebecca Swift’in de belirttiği gibi: "Ticari sürdürülebilirlik, kültürel aciliyet dönemlerinde yükselir, ekonomik belirsizlik dönemlerinde geri çekilir. Şu anda geri çekilme dönemindeyiz, ama tüketici beklentileri hiç olmadığı kadar yüksek." Bu nedenle Tüketicilerin beklentisi net. Tüketiciler, artık çevre dostu söylemlerle kandırılmak istemiyor. Marka imajının sürdürülebilir olabilmesi için, yalnızca doğa temalı reklamlar yetmiyor. Somut veri, görünür değişim ve gerçek katkı bekleniyor. Gerçekçi, şeffaf ve etkili bir sürdürülebilirlik anlatısı, markaların hem güven kazanmasını hem de kalıcı bir etki yaratmasını sağlayacak. Peki Marka Olarak Ne Yapabilirsiniz? · Eylemlerinizi ölçün ve raporlayın. · Görsel iletişimde soyut imgeler yerine somut çözümleri vurgulayın. · Yeşil aklamadan kaçının, ama yeşil sessizliğe de gömülmeyin. · Yapay zekayı kullanırken karbon ayak izini minimize eden yöntemlere yatırım yapın. Kaynak: http://reports.gettyimages.com/VisualGPS-Visualizing-Sustainability-Report.pdf

  • SS26 Milano Erkek Moda Haftası'nda Sokak Stili ve Sürdürülebilir Şıklık

    Az Ama Derin Milano sokakları geçtiğimiz hafta bir kez daha modanın nabzını tuttu. Ancak bu sezon diğerlerinden biraz farklıydı. SS26 sezonunda sokak stili, minimalizmin dingin çizgileriyle sade formların bir araya geldiğini gördük. Biraz da ev halinin sokağa yansımış halini... Doğal tonların hâkimiyetinde; kahve, taş grisi, zeytin ve krem gibi renkler kombinlerde sıkça tercih edildi. Amaç hem dingin hem de bu renklerin doğallığı ile zamansız modaya atıfta bulunmak içindi. Fakat bu sadelik, asla sıkıcı değildi. Aksine, dengeli desen kullanımı ile hareket, rahatlık, ve şıklığı da yansıtıyordu. Sokaklarda özgürce giyinmenin rahatlığını, modanın kalıplara sığmayan ve yaşam biçiminin dışa vurumunu renklerde ve kombinlerde görmek de ayrıca çok keyifliydi. Pijama partisi: Haziran ayında Milano'da bir sokakta Dolce & Gabbana defilesine katılan modeller © Carlo Scarpato Andrè Lucat/gorunway.com Desenin Yeniden Tanımı Bu sezonun en çarpıcı detaylarından biri, çizgi ve ekose desenlerinin beklenmedik kombinasyonlarla hayat bulması oldu. Geniş çizgili gömlekler, hafif oversized formlarda, genellikle minimal pantolonlarla eşleşiyordu. Baştan aşağı ekose takımlar ise, cesur ama kontrollü bir şıklığı sundu. Burada desen, kıyafetin tamamlayıcı unsuru değil; başrol oyuncusu oldu. Jonathan Daniel Pryce/WWD (Görsel kredisi: Paul Smith) @Jimin Jeon/Hypebeast Ceket Yerine Gömlek Takımlar SS26 sokak stilinin bir diğer sürprizi ise ceketlerin yerini alan gömlek-pantolon kombinasyonları oldu. İpeksi dokular, dökümlü kesimler ve pijama şıklığını andıran rahat formlar, konfor ve estetik arasında kusursuz bir denge kurdu. Ton sür ton gri, beyaz ve bej kombinasyonlarına zaman zaman bordo ya da açık mavi gibi sofistike dokunuşlar eşlik etti. Jonathan Daniel Pryce/WWD Aksesuarların Sessiz Gücü Dönemin favori aksesuarı: ince ve uzun atkılar. Minimal kombinlere eşlik eden bu zarif parçalar, sadeliğiyle bile dikkat çekiyor. Siyah, gri ve kemik beyazı gibi nötr renklerde; bazen desenli, bazen düz… Ama her zaman iddialı. Cesur Bir Geri Dönüş: Kısa Şortlar Pantolonun mutlak hakimiyeti yerini, gözü daha yüksek seviyelere taşıyan kısa şortlara bıraktı. Prada etkisini açıkça hissettiren bu trend, ister klasik ister spor formlarda karşımıza çıkıyor. Deri kemer detayları veya mikro desenlerle hareketlendirilmiş şortlar, yazın vazgeçilmez parçası olacağa benziyor. (Image credit: Launchmetrics) Sezonun Manifestosu: “Az ama derin. Sade ama anlatacak çok şeyi var.” Milano sokaklarında bu sezon, gösterişli olmadan dikkat çekmek mümkündü. Minimalizmin saflığını sevenler için desen; deseni sevenler için sadelik, birbirini tamamlayan iki anahtar haline geliyor. Bu sezon moda, gürültüyü değil, dinginliği anlatıyor.

  • Watsons Türkiye, Çevre Dostu Mağaza Modelini Hayata Geçirdi

    Güzellik ve kişisel bakım sektörünün öncü markalarından Watsons, Türkiye’deki 450. mağazasını İstanbul Emaar Square AVM’de, yenilenen ve çevre dostu konseptiyle hizmete açtı. Modern tasarımı, dijital çözümleri ve sürdürülebilir yaşam alanlarıyla dikkat çeken mağaza, ziyaretçilerine ilham veren bir alışveriş deneyimi sunuyor. 10 binden fazla ürün seçeneğiyle zengin bir portföy sunan Watsons Türkiye, fiziksel ve dijital alışveriş deneyimini O+O (Offline + Online) modeliyle bir araya getirerek, müşterilerine çok kanallı ve yenilikçi bir deneyim sağlıyor. Türkiye’nin ilk yeşil Watsons mağazası olma özelliği taşıyan Emaar şubesi, LEED sertifikalı binasında hizmet veriyor. Mağaza, enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikası (I-REC) ile destekleniyor. Bu sertifika; güneş, biyogaz ve hidroelektrik gibi temiz enerji kaynaklarının kullanımını teşvik ederek karbon emisyonunu azaltmayı hedefliyor. Yeni mağazada yer alan “Sürdürülebilir Yaşam Alanı”, çevreye duyarlı içeriklere ve geri dönüştürülebilir ambalajlara sahip ürünleri öne çıkarıyor. Bu alan, ziyaretçileri daha bilinçli ve sorumlu tüketim alışkanlıklarına yönlendirirken, alışveriş deneyimini de daha anlamlı hale getiriyor. Mağaza tasarımında kullanılan malzemelerden operasyon süreçlerine kadar her detay, çevre dostu ve enerji verimliliği esas alınarak planlandı. Bu yaklaşım, Watsons’ın sadece bir güzellik ve kişisel bakım markası olmanın ötesinde, sürdürülebilir yaşamı destekleyen bir platforma dönüşme hedefini yansıtıyor. Açılışa Doğa İçin Anlamlı Bir Katkı Watsons Türkiye, açılış kapsamında doğaya katkıda bulunacak anlamlı bir projeye de imza attı. “Watsons İyilik Hareketi Ormanlarımızı Büyütmeye Çağırıyor” projesi çerçevesinde TEMA Vakfı iş birliğiyle Muş Yazla Hatıra Ormanı’na, açılışa özel 750 fidan bağışladı. Bu adım, markanın daha yaşanabilir bir gelecek için çevresel sürdürülebilirliğe verdiği önemin somut bir göstergesi. Ayrıca mağazada, Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen Watsons Geri Dönüşüm Cihazı bulunuyor. Bu cihaz; plastik, cam, kağıt ve alüminyum ambalajların geri dönüşümüne katkı sağlıyor. Barkodsuz ambalajlar için de özel kutuların yer aldığı bu sistem, 250 kilogramlık kapasitesiyle çevre dostu alışkanlıkları teşvik ediyor. Toplanan atıklar, “Watsons İyilik Hareketi Daha İyi Bir Geleceğe Çağırıyor” projesine katkı sağlıyor. Watsons Türkiye, sürdürülebilirlik yolculuğunu yalnızca yeni mağazasıyla sınırlı tutmuyor. 2024 itibarıyla tüm mağazalarının elektrik ihtiyacını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamaya başladı ve Kapsam 2 karbon emisyonunu sıfırladı. Bu dönüşümle 174 bin kWh enerji tasarrufu sağlandı. “Watsons İyilik Hareketi” çatısı altında sürdürülebilir ürünlerin toplam cirodaki payını %13,4’e yükselten marka, şu anda 161 mağazada “Sürdürülebilir Yaşam Köşeleri” kurarak yaklaşık 880 çevre dostu ürünü müşterileriyle buluşturuyor. Watsons Türkiye Genel Müdürü Mete Yurddaş, “20 yıldır sadece ürün satmakla kalmıyoruz; müşterilerimize kendilerini iyi hissedecekleri, ilham veren bir deneyim sunmaya odaklanıyoruz. Yenilenen mağaza modelimizle teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve müşteri memnuniyetini merkezimize aldık. Hedefimiz önümüzdeki üç yıl içinde mağaza sayımızı 650’nin üzerine çıkarmak. Türkiye’nin dört bir yanındaki herkesle Watsons’ın ayrıcalıklı dünyasını buluşturmayı sürdüreceğiz. Bu mağazalar, yalnızca alışveriş noktası değil; insanların kendini özel hissedeceği buluşma alanları olacak” diye belirtiyor.

  • Moda ile Aramızdaki Rebound İlişkisi

    Moda ile olan ilişkimiz çoğu zaman bir aşk hikâyesine benzer: ilk görüşte tutku, sürekli yenilik, tatmin ve zamanla gelen doyumsuzluk. Fakat tıpkı biten bir ilişkiden sonra yaşanan hızlı ve yüzeysel ilişkiler gibi, bugün tüketicilerin hızlı modayı terk ederken yöneldiği sürdürülebilirlik arayışı da çoğu zaman benzer bir geçicilik ve yüzeysellik barındırıyor. "Rebound ilişki" kavramı, bireylerin bir duygusal boşluğu doldurmak amacıyla, henüz önceki ilişkilerinin duygusal etkilerini tam olarak sindirmeden yeni bir ilişkiye başlamalarını tanımlar. Psikolojik literatürde bu tür ilişkiler genellikle geçici, yüzeysel ya da telafi edici nitelikte olur. Eski ilişkideki boşluğu doldurma, benlik saygısını onarma ya da acıyı bastırma gibi motivasyonlara dayanır. Bu nedenle temelinde iyileşme yoktur. Bu kavramı tüketici davranışları ve özellikle hızlı giyimden sürdürülebilir modaya geçiş çerçevesinde düşündüğümüzde, oldukça çarpıcı bir analoji ortaya çıkar: Rebound İlişki ve Tüketici Davranışları Arasındaki Paralellik Benzer bir dinamik, modada da karşımıza çıkıyor. Hızlı modanın çevresel ve etik açıdan sürdürülemez doğası artık geniş kitlelerce sorgulanırken, tüketiciler bu toksik ilişkiyi bitirme çabasına giriyor. Alıştıkları "ani haz", "uygun fiyat", "sık değişen ürünler" gibi özellikler bir tür bağımlılık yaratır. Bu sistemin sürdürülemez olduğunu fark ettiklerinde ya da çevresel bilinçle yüzleştiklerinde, hızlı modayı terk etmeye çalışsalar da bu boşluğu doldurmak için yeni “ilişkiler” kurarlar. İşte burada rebound davranış devreye girer: Sürdürülebilir Moda Yeni Bir Başlangıç mı, Vicdan Rahatlatan Bir Yama mı? Sürdürülebilir moda markaları, geri dönüştürülmüş kumaşlardan yapılmış koleksiyonları, şeffaf tedarik zincirleri ve sosyal etki vaatleriyle tüketicilere "iyi" hissettirmeyi başarıyor. Ancak bu iyi his çoğu zaman yüzeyde kalıyor. Nitekim araştırmalar da bu durumu destekliyor. Deloitte’un 2024 Tüketici Eğilimleri Raporu’na göre, tüketicilerin %65’i sürdürülebilirliğe önem verdiğini söylese de, bu kitlenin yalnızca %18’i alışveriş davranışlarında tutarlı bir çevresel duyarlılık gösteriyor. Second-hand alışverişlerdeki artış, sıklıkla hızlı modadaki alışveriş reflekslerinin aynen taşındığı yeni bir alana dönüşüyor. “Kendim için değilse bile başkası alır” mantığıyla yapılan alışverişler, dönüşümden çok kaçışa işaret ediyor. Bu veriler bize şunu gösteriyor: Eski ilişkiyi bitirdik, ancak acısıyla yüzleşmeden yeni bir bağ kurduk. Tüketici, sürdürülebilir moda ile “yarayı kapattığını” sanıyor ama aslında iyileşmiyor, sadece bastırıyor. Tüketici Rebound’larındaki Davranışları Ele Alırsak, Trend temelli sürdürülebilir markalara yönelme, ama bu yönelimin yüzeysel olması (etiket okuma yerine sadece “eko” yazısına güvenerek alışveriş yapmak gibi). Hızlı modadan vazgeçemeyip bu kez ikinci el alışverişi, tıpkı eski tüketim ritmiyle kullanma (çok sık alışveriş yapma, duygusal tatmin arama). Sürdürülebilir moda kavramını anlamadan ya da içselleştirmeden, sadece “alışverişin vicdan azabını azaltma” amacıyla tüketmeye devam etme. Tıpkı bir rebound ilişkide olduğu gibi, bu tür tüketici davranışlarında da duygusal boşluğu hızla doldurma, alışkanlıktan doğan reflekslerle hareket etme ve yüzeysel tatmin arayışı ön plandadır. Neden Hızlı Moda ile Gerçekten Vedalaşamıyoruz? Rebound etkisi, bu geçişin neden zor olduğunu da açıklar. Tüketim, sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir kimlik inşası aracı. Hızlı moda; değişim hissi, anlık tatmin ve sosyal medya çağında görünürlük için hızlı çözümler sunar. Anlamlı bir değişim için zamana, sorgulamaya ve içselleştirmeye ihtiyaç vardır. Ama tüketici bu süreci atlayarak "hızlıca bir çözüm" arar. Bu sistemin yerini sürdürülebilirliğin alabilmesi için sadece ürünlerin değil, tüketici psikolojisinin ve değer sisteminin de değişmesi gerekir. Tıpkı biten bir ilişkinin ardından gelen hızlı ve sağlıksız yeni bağ gibi, tüketici de sürdürülebilirliği pazarlama diliyle “çabuk ilişki kurulabilir” hale getiren markalara yönelir. Gerçek bir dönüşüm için sadece alışveriş biçimi değil, tüketim felsefesinin, gardırop alışkanlıklarının ve kimlik temsillerinin de yeniden tanımlanması gerekir. Rebound Davranışlardan Sağlıklı İlişkilere Geçiş Mümkün mü? Sürdürülebilir moda, bir “yarayı saran hızlı ilişki” değil, uzun vadeli ve anlamlı bir bağlılık ister. Bu nedenle: Sürdürülebilirlik sabır gerektirir. Hızlı moda ise sabırsızlıktan beslenir. Gerçek dönüşüm bilgiyle başlar. Oysa çoğu tüketici, "eko", "organik", "doğa dostu" gibi kavramları sorgulamadan tüketiyor. Sürdürülebilir moda bir hız değil, ritim meselesidir. Tüketici ise hâlâ tempoyu hızlı moda alışkanlıklarına göre ayarlıyor. Tüketicinin önce kendi tüketim alışkanlıklarını sorgulaması gerekir. Sonra moda ile kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlaması gerekir. En nihayetinde ise tüketiminin sosyal, çevresel ve kişisel etkilerini anlayarak daha bilinçli seçimler yapması beklenir. Gerçek Aşk Zamana İhtiyaç Duyar Moda ile sağlıklı bir ilişki kurmak, hızlı çözümlerle değil, bilinçli dönüşümlerle mümkün. Sürdürülebilirlik, yeni bir pazarlama trendi değil, yaşam biçimi olarak içselleştirilmesi gereken bir değer. Tüketici olarak eski alışkanlıklarımızla yüzleşmeden, kendimize yeni alışveriş bahaneleri üretmeden, gardırobumuzu iyileştirmemiz mümkün değil. Bu sefer, modayla gerçek bir ilişki kurmayı deneyelim. Yarayı kapatmak için değil, gerçekten iyileşmek için.

  • Sürdürülebilir Moda Ödülleri 2024'ün Kazananları Belli Oldu

    İtalya'nın moda devi Camera Nazionale della Moda Italiana (CNMI), Teatro alla Scala'da düzenlenen görkemli bir törenle, 2024 Sürdürülebilir Moda Ödülleri'nin sahiplerini açıkladı. Zanaatkarlıktan döngüsel ekonomiye, inovasyondan sosyal etkiye kadar geniş bir yelpazede sürdürülebilirlik alanlarındaki başarıları nedeniyle 10 ödül sahibine layık görüldü. Birleşmiş Milletler ITC Ajansı'nın Etik Moda Girişimi (EFI) işbirliğiyle ve Milano Belediyesi'nin desteğiyle gerçekleştirilen törende, 1000 davetli moda dünyasının en iyilerini kutlamak için bir araya geldi. Kazananlar, daha önce 10 kişilik bir jüri tarafından titizlikle değerlendirilerek belirlenmişti. Ödül alanlar arasında İtalyan lüks markası Moncler, Moncler Teknik Mükemmellik Akademisi (MATE) ile SFA Mükemmellik Eğitimi Ödülü'nü kazandı. Dirt Charity ise, Demeter International ile birlikte moda malzemeleri için 10 yeni sertifika oluşturması nedeniyle SFA İklim Eylem Ödülü'ne layık görüldü. Diesel Başkanı Renzo Rosso, Diesel ürünlerinin yeniden tasarlanmasını ve markanın döngüsel iş modellerinin genişletilmesini takdir eden Ellen MacArthur Vakfı Döngüsel Ekonomi Ödülü'nü kabul etmek üzere törene katıldı. Diğer kazananlar arasında; SFA Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Ödülü: Zazi Vintage (“sürdürülebilir lüks ve miras yaratma” nedeniyle) SFA İnsan Sermayesi ve Sosyal Etki Ödülü: Gucci (“cinsiyete dayalı şiddete karşı özerkliğe giden yollar” nedeniyle) SFA Biyoçeşitlilik ve Su Ödülü: Lenzing Grubu (“döngüsel tekstiller aracılığıyla buzulların korunmasını teşvik ettiği” için) SFA Öncü Ödülü: Golden Goose ve Yatay B (“döngüsel lüks vizyonları” nedeniyle) SFA El Sanatları ve Zanaatkarlık Ödülü: Mehdi Benabadji (“moda yavaş lüks sanatını benimsediği” için) Bicester Koleksiyonu Yükselen Tasarımcılar Ödülü: Lüks marka Escvdo (“Peru mirasıyla sürdürülebilir lüks yaratma” nedeniyle) SFA Vizyoner Ödülü: Brunello Cucinelli CNMI Sürdürülebilir Moda Ödülleri 2024, moda endüstrisinin sürdürülebilirlik yolculuğunda attığı önemli adımları ve geleceğe yönelik vizyonunu bir kez daha gözler önüne serdi.

  • Deniz Yosunu Bazlı Giysiler ile Moda Endüstrisi Sürdürülebilirliğe Doğru Yeni Bir Adım Atıyor

    Moda dünyası, çevresel etkileri azaltma çabalarını sürdürürken, yeni nesil sürdürülebilir malzemeler büyük önem kazanıyor. Sentetik elyafların fosil yakıt bağımlılığı ve doğal elyafların su ve enerji tüketimi, sektörü daha çevre dostu alternatiflere yöneltiyor. Bu arayışın sonucu olarak, deniz yosunu bazlı biyolojik olarak parçalanabilir iplik Kelsun, Keel Labs tarafından geliştirildi ve Outerknown markasıyla işbirliği içinde ilk kez tüketiciyle buluştu. Kelsun: Düşük Çevresel Ayak İzi ve Kolay Uygulama Kelsun, geleneksel elyaflara kıyasla çok daha düşük çevresel ayak izine sahip, deniz yosunundan elde edilen bir ipliktir. Bu yenilikçi malzeme, mevcut üretim altyapılarına kolayca entegre edilebilmesi sayesinde tekstil endüstrisi tarafından hızlı bir şekilde benimsenebilir. Keel Labs CEO'su, Kelsun'un 'tak ve çalıştır' çözümü olarak tanımlanmasının, ölçeklendirme için yeni ekipman ve tesisler gerektirmeyen yapısından kaynaklandığını belirtiyor. Bu özellik, Kelsun'u yeni nesil malzemeler arasında öne çıkarıyor. Outerknown ve Keel Labs: Ortak Sürdürülebilirlik Vizyonu Outerknown, sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığıyla tanınan bir marka. Keel Labs ile işbirlikleri, her iki şirketin de çevresel sorumluluk konusundaki ortak vizyonunu yansıtıyor. Outerknown, tedarik zincirlerini temizleme, daha iyi hammaddeler kullanma ve 2030 yılına kadar ürünlerinde %100 döngüsellik hedefiyle sektörde öncü bir rol üstleniyor. Keel Labs CEO'su, Outerknown'un okyanusla bağlantılı hikayesinin, şirketin okyanustan elde edilen hammaddeler yaratma çabasıyla örtüştüğünü vurguluyor. Kelsun Üretim Süreci: Deniz Yosunundan Elyafa Kelsun'un üretim süreci, deniz yosunundan biyopolimerlerin çıkarılmasıyla başlıyor. Bu biyopolimerler, tescilli bir çözümle birleştirilerek bir çözelti oluşturuluyor. Çözelti daha sonra kimyasal bir işlemden geçirilerek polimer zincirleri birbirine bağlanıyor ve binlerce ince filament elde ediliyor. Bu filamentler geleneksel ıslak eğirme sürecinden geçirilerek kesiliyor, karıştırılıyor ve ipliğe dönüştürülüyor. Elde edilen iplik, örme veya dokuma yoluyla tekstil ürünlerine dönüşüyor. Kelsun gibi yenilikçi malzemelerin geliştirilmesi ve benimsenmesi, moda endüstrisinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynuyor. Deniz yosunu bazlı giysiler, hem çevresel etkileri azaltma hem de tüketicilere daha bilinçli seçenekler sunma potansiyeli taşıyor. Bu gelişmeler, moda dünyasının geleceğinin daha yeşil ve sorumlu bir yöne doğru ilerlediğinin işaretlerini veriyor.

  • Alışkanlıklarımız Gardırobumuzu Nasıl Sabote Ediyor?

    Döngüsel Modaya Giden Yol Davranışlarımızdan Geçiyor Bazen bir tişört, bazen bir jean… Onlara alışıyor, yıprandığında çekmeceye itiyor ya da çöpe yolluyoruz. Oysa her parça, arkasında su kaynaklarından iş gücüne kadar sayısız görünmez iz bırakıyor. Peki ya size, giyinme şeklimizin geleceği kurtarabileceğini söylesek? Rotterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden davranış bilimci Prof. Dr. Mirella Soyer’e göre bu mümkün. Hem de düşündüğünüzden çok daha kolay bir şekilde. Yeni Normlara Giden Yol “%25’lik değişim” Araştırmalar, toplumun yalnızca dörtte birinin döngüsel davranışlara geçiş yapmasının yeni bir norm yaratmak için yeterli olduğunu söylüyor. Sürdürülebilir modayı benimseyen, daha az ama daha bilinçli tüketen bu grup, dalga etkisiyle büyük değişimlerin fitilini ateşleyebilir. Rotterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden Profesör Mirella Soyer’in araştırması ortaya çarpıcı bir gerçek koyuyor: tüketicilerin sadece yüzde 25’i döngüsel davranışlara geçerse, bu değişim toplumda yeni bir standart oluşturabilir—hatta moda endüstrisi için bile Ve bu yalnızca bir ütopya değil. Profesör Soyer’in geliştirdiği Transsirküler Davranış Modeli, davranış değişimini mümkün kılan dört kilit faktöre dikkat çekiyor: Teoriden Pratiğe: Soyer’in 4 Adımlı Modeli Soyer, davranış değişimini hem şirket içinde hem de tüketicilerde tetikleyecek şu model önerisini sunuyor: R-Merdiveni: Tüketicinin neyin sürdürülebilir olduğuna dair net bir çerçeveye ihtiyacı var. Ne alınmalı? Neyi reddetmeli? Bu soruların yanıtı ilk adımı oluşturuyor. Fiziksel Çevre: Sürdürülebilir seçeneklerin ulaşılabilirliği, fiyatı, teknolojiyle desteklenmesi—örneğin daha yeşil kumaşlara erişim hâlâ zayıf. Bir ürün raflara girmezse, tercih edilmesi de mümkün değil. Sosyal Çevre: TikTok influencer’larının ne giydiği, arkadaş sohbetlerinde hangi markaların konuşulduğu… Modada trend sadece tasarımla değil, sosyal kabulle de yazılıyor. Zihinsel Çevre: Rakamlar, istatistikler evet önemli. Ama insanlar ancak kendilerine dokunan hikâyelerle harekete geçiyor. Giysilerimizle kurduğumuz duygusal bağ, bu dönüşümün temel taşı olabilir. Uyumlu ve koordineli müdahalelerle, bu 4 bileşen döngüsel davranışın hızla yayılmasına zemin hazırlayabilir. Davranış değişikliğinin döngüsel modeli - Mirella Soyer Kredi: Mirella Soyer Moda Sektöründe Gerçekler: Dönüşüm Yavaş Tekstil atıkları hâlâ sorun AB’de yılda kişi başına yaklaşık 16 kg tekstil atığı oluşuyor; ancak yalnızca 4,4 kg’ı ayrı toplanıp değerlendiriliyor—geri kalan 11,6 kg çöpe gidiyor. Avrupa’da tekstil atığının yalnızca %12’si geri dönüşüm kotasına ulaşabiliyor . Elyaf dönüşümü ise neredeyse yok Plastik şişe bazlı polyester haricinde, kıyafetlerden kıyafete dönüşüm %1’in altında . Piyasada Örnekler ve Engeller Hollanda merkezli Bever Sport, kiralama, geri alım ve tamir hizmetleri sunarak bu modeli başarıyla uyguluyor; fakat hâlâ yeni satış büyümenin merkezinde . “Mud Jeans”, “The New Optimist”, “Joline Jolink” gibi döngüsel moda markaları tanınıyor; ancak ölçek büyütmede zorlanıyorlar. Dev zincirler zincir modada gerekli rolü üstlenmiyor çünkü kâr baskısı çok yüksek Yıkıma değil, bakım ve onarıma yönelim, tüketimi frenleyebilir: “Eşyalarımızın ömrü bizim elimizde” bakış açısı geliştirilmeli . Politikalar ve Yasal Zemin AB, 1 Ocak 2025 itibarıyla Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (EPR)’yi zorunlu kılacak; markalar artık tekstilin tüm yaşam döngüsünden sorumlu olacak. Bu yeni çerçeve, satılmayan ürünlerin yakılmasını yasaklayacak ve atık ihracatını sınırlayacak. Tüketici Davranışları ve Normların Evrimi Avrupa’nın 2030 hedefi yıllık 35 adet gardırop parçası ve %25 ikinci el satın alma öngörüyor. Ancak yapılan araştırmalar, “bilinçli tüketicilerin” bile çoğu zaman bu sınırı aştığını gösteriyor. Sebep mi? İkinci el ürün satın almak ya da kiralamak kimi zaman ters etki yapabiliyor—çünkü bu davranışlar daha fazla “hak edilmiş tüketim” algısı yaratabiliyor. Soyer’in de belirttiği gibi, eşyaların zamanla yıpranmasını kabullenmek, her şeyin yeni ve kusursuz olması gerektiği düşüncesini sorgulamamıza yardımcı olabilir. Bu da sürekli yenileme ve tüketme alışkanlığımızı yavaşlatabilir. Onararak Yaşamak Mümkün Mü? Giysilerin yıpranması bir kayıp değil, bir seçim olabilir. Soyer bu duruma farklı bir pencereden bakmamızı öneriyor: “Yıpranma, nesnelerin ömrü üzerindeki kontrolümüzü hatırlatabilir.” Onarmak, temizlemek, yeniden sevmek... Moda, sadece yeniyle değil, sürdürülebilir olanla da heyecan yaratabilir. Neden umut var? Davranış bilimi: %25’e ulaşan kritik kitlenin döngüsel model için dönüm noktası olabilir. Yasal düzenlemeler: AB’nin 2025 EPR hamlesi büyük bir eşik. Teknolojik ilerleme: Elyaf ayırımı ve kimyasal geri dönüşüm projeleri (Circ, Circulose, Renewcell gibi) endüstriyi yeniden şekillendiriyor Pazar dinamikleri: Rental ve ikinci el alanında artan aktivite, özellikle pandemi sonrası daha da güçlendi. Büyük Oyuncular Nerede? Mud Jeans, The New Optimist ve Joline Jolink gibi markalar sürdürülebilir modada öncüler. Ama bu isimlerin sayısı hâlâ çok az. H&M ve Zara gibi büyük zincirlerin daha cesur adımlar atması gerekiyor. Soyer’e göre, “Ticari baskılar ve hissedar beklentileri bu dönüşümün en büyük engelleri.” Öte yandan, Bever Sport gibi bazı perakendeciler geri alım, onarım ve kiralama modelleriyle fark yaratıyor. Döngüsel moda, davranış değişikliğinin dört ayağıyla (model, çevre, sosyal, zihinsel) desteklenmeli. Yasal düzenlemeler hazırlık sürecine hız veriyor, ama dönüşümün gerçekmesi için sadece sistem değil, bireysel zihniyetler de değişmeli. Küçük eylemler bir araya geldiğinde—örneğin onarım, takas, kiralama ve ikinci el satın alma—moda endüstrisinin çarkı artık dönüşebilir. Hem birey hem kurum olarak atacağımız adımlar, bu uzun yolculukta kritik rol oynayacak… Delegate Summary: Magazine-style Turkish article integrating current data on textiles and circular economy from EU and Mirella Soyer's model, highlighting behavior-change tipping points, barriers, policy, technology, and consumer trends with citations. Kaynaklar: https://www.eea.europa.eu/publications/management-of-used-and-waste-textiles?utm_source=chatgpt.com https://eprajournals.com/IJMR/article/16524?utm_source=chatgpt.com euric.org+2eea.europa.eu+2circulareconomy.europa.eu+2

  • CMA'nın Yeşil Yıkama Araştırması Sonrası Asos, Boohoo ve Asda'dan Dönüm Noktası Niteliğinde Değişiklikler

    Londra, 27 Mart - Rekabet ve Piyasalar Otoritesi (CMA), Asos, Boohoo Group ve George at Asda'nın potansiyel yeşil aklama soruşturmasını duyurarak moda e-perakendecileri Asos ve Boohoo'nun, süpermarket giyim markası George at Asda ile birlikte, resmi anlaşmalar imzaladığını bildirdi. Bu anlaşmalar, sektördeki "yeşil yıkama" endişelerine yanıt olarak geldi. CMA'nın 2022'de başlattığı yeşil yıkama soruşturmasının ardından, üç moda perakendecisi olan Asos, Boohoo ve George at Asda'nın sunduğu "yeşil" iddiaların, moda ürünlerinin sürdürülebilirlik değerleri ve bunların müşterilere çevre dostu olarak pazarlanıp pazarlanmadığını araştırıyor. Herhangi bir tüketiciyi koruma yasasını ihlal etmediği belirlenen üç moda markası, yeşil kimlik bilgilerini gösterme, tanımlama ve tanıtma şekillerini değiştirmeyi kabul etti. CMA, bu bilgilerin "açık ve belirgin" bir şekilde sunulması gerektiğini vurguladı ve müşterilerin kolayca anlayabileceği, okunması kolay ve açık bir dille ifade edilmesi gerektiğini belirtti. Kumaşlarla ilgili ifadeler, geri dönüştürülmüş veya organik gibi spesifik ve net terimleri içermelidir. Geri dönüştürülmüş veya organik liflerin yüzdesi açıkça belirtilmelidir. CMA, belirli kriterleri karşılamayan bir ürünün "geri dönüştürülmüş" veya "organik" olarak adlandırılamayacağını vurgulamaktadır. CMA'nın yayınladığı kılavuza göre, Asos'un 'Sorumlu Düzenleme', Boohoo'nun 'Geleceğe Hazır' serisi ve Asda'nın 'George for Good' serisi gibi çevre koleksiyonlarına hangi ürünlerin dahil edileceğine dair kriterler açıkça belirlenmelidir. Ürünlerin çevre dostu olarak pazarlanabilmesi için belirli standartları karşılaması gerekmektedir. CMA ayrıca perakendecilerin çevresel görselleri yanıltıcı bir şekilde kullanmaması gerektiğini ve arama filtrelerinin doğru olması gerektiğini belirtmektedir. Asos, Boohoo ve George at Asda, tüketicilere çevresel hedeflerle ilgili iddialarının "açık ve doğrulanabilir bir stratejiyle" destekleneceğine söz vermişlerdir. Bu bilgiler, hedeflerin ne olduğunu, bu hedeflere ulaşılması için beklenen tarihi ve şirketin bu hedeflere ulaşmak için izleyeceği stratejiyi içermelidir. CMA CEO'su Sarah Cardell, "Bu eylemin ardından, bu tanınmış işletmelerden alışveriş yapan milyonlarca kişi artık gördükleri yeşil iddialara güvenebilir. Bu aynı zamanda sektör için bir dönüm noktasıdır." dedi. Güncellemenin bir parçası olarak, CMA'nın tüketiciyi koruma direktörü Cecilia Parker Aranha da moda perakende şirketlerini, tüm çevresel iddiaları ve uygulamaları incelemeye çağırdı. Soruşturmanın sonunda, Boohoo Group PLC'nin genel müdürü John Lyttle, "Bu sürecin bir parçası olan diğer perakendecilerle birlikte, moda endüstrisinde sürdürülebilirliğin ortak zorluklarına ortak çözümler bulmak için başkalarıyla birlikte çalışmaya kararlıyız." dedi. Asos döngül tasarım koleksiyonu Kredi: Asos Asos, Boohoo ve George'un, kendilerini yeşil iddiaların kullanımıyla ilgili anlaşmaya vardıkları kurallar ve taahhütler şöyle; Yeşil iddialar: Asda'dan Asos, Boohoo ve George, tüm yeşil iddiaların doğru olduğundan ve yanıltıcı olmadığından emin olmalıdır. Önemli bilgiler açık ve belirgin olmalı, yani sade bir dille ifade edilmeli, okunması kolay ve alışveriş yapanlar tarafından açıkça görülebilmelidir. Kumaşlarla ilgili açıklamalar : Yeşil aralıktaki malzemelerle ilgili açıklamalar, daha fazla açıklamaya gerek kalmadan "eko", "sorumlu" veya "sürdürülebilir" gibi belirsiz terimler yerine "organik" veya "geri dönüştürülmüş" gibi spesifik ve net olmalıdır. Geri dönüştürülmüş veya organik liflerin yüzdesi açıkça gösterilmeli ve müşterilerin görmesi kolay olmalıdır. Bir ürün belirli kriterleri karşılamadığı sürece “geri dönüştürülmüş” veya “organik” olarak adlandırılamaz. Yeşil aralıklar için kriterler: Asos'un eski "Sorumlu düzenleme", Boohoo'nun "Geleceğe Hazır" serisi ve Asda'nın "George for Good" serisindeki George gibi çevre koleksiyonlarına hangi ürünlerin dahil edileceğine karar vermek için kullanılan kriterler ve daha fazlası aralıklar – açıkça belirtilmeli ve minimum gereksinimler ayrıntılı olarak belirtilmelidir. Örneğin, ürünlerin ürün yelpazesine dahil edilebilmesi için belirli bir oranda geri dönüştürülmüş elyaf içermesi gerekiyorsa, bu açıkça belirtilmelidir. Ürünler, ilgili tüm kriterleri karşılamadıkça, çevresel ürün yelpazesinin bir parçası olarak pazarlanmamalı veya etiketlenmemelidir. Görsellerin kullanımı: Perakendeciler, yeşil yapraklar, logolar veya ikonlar gibi “doğal” görselleri, bir ürünün gerçekte olduğundan daha çevre dostu olduğunu ima edecek şekilde kullanmamalıdır. Ürün filtreleri: Arama filtreleri doğru olmalı ve yalnızca filtre gereksinimlerini karşılayan ürünleri göstermelidir; örneğin, bir tüketici "geri dönüştürülmüş" pantolonları göstermek için bir filtre kullanıyorsa, yalnızca ağırlıklı olarak geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmış pantolonlar gösterilmelidir. Çevresel hedefler: Çevresel hedeflere ilişkin tüketicilere yöneltilen her türlü iddianın açık ve doğrulanabilir bir strateji ile desteklenmesi ve müşterilerin bu konuda daha fazla ayrıntıya ulaşabilmesi gerekmektedir. Bu tür bilgiler, hedefin neyi başarmayı amaçladığını, bu hedefe ulaşılması beklenen tarihi ve şirketin bu hedefe nasıl ulaşmaya çalışacağını içermelidir. Akreditasyon programları : Şirketlerin akreditasyon programları ve standartları hakkında yaptığı açıklamalar yanıltıcı olmamalıdır. Örneğin, beyanlarda akreditasyonun belirli ürünlere mi yoksa firmanın daha geniş uygulamalarına mı geçerli olduğu açıkça belirtilmelidir. Her üç firmanın da düzenli olarak CMA'ya imzaladıkları taahhütlere nasıl uyduklarına ilişkin raporlar sunması ve ayrıca iç süreçlerini iyileştirmeye yönelik adımlar atması gerekiyor. İstatistik Birleşik Krallık'ta 2022'de giyime tahmini 57,8 milyar £ harcandı Geçen yıl ASOS'un küresel geliri toplam 3,5 milyar £ oldu ve dünya çapında 83,7 milyon siparişi tamamladı (kaynak: ASOS Yıllık Raporu 2023 ) 2022'de Asda, yalnızca Birleşik Krallık'taki moda satışlarından toplam 1,9 milyar £ gelir elde etti (kaynak: Mintel Clothing Retailing UK 2023) Boohoo, 2022'de 1,9 milyar £'u aşan küresel satışlar elde etti ve dünya çapında 20 milyon aktif müşteriye sahipti (kaynak: Boohoo Annual Report & Accounts 2022 ) Bu makale ilk olarak www.bimodahayat.com tarafından yazılmıştır..

  • Chanel, Geri Dönüşüm Platformu Nevold ile Lüks Moda Algısını Değiştiriyor

    Moda dünyasında gerçek dönüşümler, yalnızca koleksiyonlarla değil, altyapıdaki radikal kararlarla başlar. Chanel’in bu kez podyumda değil, üretim sahnesinde attığı adım tam da buna işaret ediyor. Fransız moda devi, döngüsel ekonomi vizyonunu güçlendiren yepyeni bir girişimle karşımızda: Nevold. Credit: Chanel - Chanel Geri Dönüşüm Platformu Nevold u Tanıttı Adını “asla eskimeyen” anlamına gelen Latince kökenli bir sözcükten alan Nevold, Chanel’in klasik zarafetini, sürdürülebilir malzeme teknolojileriyle buluşturan bir malzeme dönüşüm platformu olarak tasarlandı. Ama bu, sıradan bir geri dönüşüm hikâyesi değil. Bir Lüks Markadan Daha Fazlası: Chanel’in Gelecek Manifestosu Chanel, yıllardır satılmayan ürünleri yakmamasıyla çevre hassasiyeti konusunda övgü alıyordu. Ancak bu “yakmamak” politikası, kendi başına yeterli değildi. Bunun değişmesi için adım atarak bu kullanılmayan kumaşları, artık iplikleri ve üretim fazlası derileri aktif bir ham madde kaynağına dönüştürmek için kolları sıvadı. Nevold, yalnızca Chanel’in iç tedarik zinciri için değil; moda, otomotiv, otelcilik ve spor giyim gibi farklı sektörlerdeki ortaklar için de malzeme geliştirmeyi hedefleyen bağımsız bir yapı olarak konumlandırılmış durumda. Chanel’in L’Atelier des Matières, Filatures du Parc ve Authentic Material gibi geri dönüşümde uzman iş ortaklarını da aynı çatı altında toplaması ise bu işin ölçeklenebilirliğine verilen önemi gösteriyor. Yüksek Moda, Yüksek Sorumluluk Nevold arkasında yalnızca geri dönüşümü değil; malzeme inovasyonunu da güçlendiriyor. Chanel’in ifadesiyle bu girişim, eski ürünleri yeniden satmak için değil; gelecekte yaşanacak hammadde kıtlığını lüks standartlarına uygun şekilde aşmak için kuruldu. Deri gibi bazı geri dönüştürülmüş malzemeler, henüz çantaların yüzeylerinde kullanılmak için yeterli kaliteye sahip değil; ancak topuklarda, iç astarlarda, destekleyici bölümlerde kendilerine yer bulmaya başladılar bile. Bu da Chanel’in kalite çizgisinden ödün vermeden dönüşüme nasıl yön verdiğini gösteriyor. Moda Endüstrisinin Yeni Oyuncusu: Nevold Nevold, yalnızca Chanel için değil, sektör için de yeni bir oyuncu. Bünyesinde Ar-Ge’den üretime, eğitimden B2B ortaklıklara kadar geniş bir etki alanı barındırıyor. Girişimin başında mühendis kökenli Sophie Brocart bulunuyor – moda dünyasında teknik bilgi ile stratejiyi bir araya getirebilecek nadir profillerden biri. Chanel, bu platforma sıradan bir ‘yeşil girişim’ gibi yaklaşmıyor. Nevold, markanın üçüncü ayağı olarak konumlandırılıyor: Moda koleksiyonları, Métiers d’Art zanaat atölyeleri ve artık Nevold. Bu, Chanel’in döngüsel ekonomiyi sadece bir sorumluluk değil, markanın DNA’sına işlenen bir ilke olarak gördüğünü kanıtlıyor. Neden Böyle Bir Girişim Başlatıldı? · Hammadde kıtlığı: Organik pamuk, yün, ipek ve deri gibi doğal liflerde kalite, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik sorunları büyüyor. Chanel, bu malzemelerin %80’ini üretiminde kullanıyor ve bu kaynaklara erişim giderek zorlaşıyor · Çözülmemiş atık stoku: Chanel, satışa sunulamayan ürünleri yakmıyor ama bu atıkları sistematik şekilde değerlendirmiyordu. Nevold bu kaynağı değerlendiren bir sistem sunuyor . · Sektörel iş birliği ihtiyacı: Chanel tek başına yeterli ölçeğe ulaşamayacağı için Nevold'u bağımsız bir B2B platform olarak konumlandırdı. Yakın iş ortaklarıyla genişletilebilir bir ekosistem hedefleniyor . Amaç ve Hedefleri 1. Malzeme girişlerini ölçeklendirmek – Tekstil ve deri atıklarını işleyip tekrar girdiye dönüştürerek arz güvenliğini artırmak . 2. B2B ağ kurmak – L’Atelier des Matières, Filatures du Parc, Authentic Material gibi iş ortaklarıyla hem lüks hem de spor giyim, otomotiv, konaklama sektörlerine hitap etmek 3. Teknoloji ve inovasyon merkezi olmak – Cambridge Üniversitesi gibi kurumlarla AR-GE çalışmaları yürüterek yeni lif ve harman geliştirme kapasitesi kazanmak . 4. Performans önceliği – Hemen finansal getiri değil; bilgi, kabiliyet ve uzun vadede sürdürülebilir tedarik zinciri hedefleniyor . Tüketici ve Dünya için Etkileri Olumlu Etkiler · Kaynak kullanımının azalması: Doğal lif tüketimi düşer; karbon, su, toprak üzerindeki baskı azalır. · Atık yönetimi geliştirme: Tekstil atıkları daha sistematik biçimde geri kazanılır, yakma ya da gömme gibi zararlı yöntemler azalır. · Sektörel inovasyon özendirme: İş birlikçi model, farklı marka ve sektörleri döngüsel çözümlere teşvik eder. Zorluklar & Olumsuz Etkiler · Maliyet ve teknik sınırlamalar: Deri gibi malzemeler halen görünür (üst yüzeyde) olarak kullanılamıyor; öncelikle iç bileşenlerde kullanılabiliyor. Bu, kalite algısını kısıtlayabilir . · Pazardaki yerleşik dönüşüm eksikliği: Şimdilik Nevold’un ticari geliri sınırlı; bu da sürdürülebilir modelin yaygınlaşmasını yavaşlatabilir · Üretimde abartıyı tetikleme riski: Çevre dostu malzemeleri farazi olarak stoklamak, ihtiyacı artırmak ya da gereksiz üretimi teşvik etmek bir risk unsuru. Kanal ve Strateji · Rolü: Chanel içinde ‘üçüncü faaliyet’ olarak yer alıyor; ana moda ve Métiers d'Art bölümlerine eşlik ediyor · Yapısı: Tamamen bağımsız bir kuruluş; sadece Chanel değil, diğer markalara da malzeme sağlamak üzere açık biçimde tasarlanmış . · Liderlik: Girişimin başında mühendis kökenli Sophie Brocart var. Kendisi Ocak 2025'te katıldı ve Nevold’u yönetiyor · Yatırım: Yaklaşık 50–80 milyon € arasında yükseklikle uzun vadeli bir yatırım yapıldığı tahmin ediliyor . Lüks ve Sürdürülebilirlik Artık Aynı Cümlede Chanel’in Nevold müdahalesi, moda endüstrisinde atık yönetimi ve malzeme sürdürülebilirliğine yeni bir boyut katıyor. Tüketici açısından görünür fayda hemen olmasa da, uzun vadede hem pazar hem de ekosistem için önemli sonuçlar doğurabilir. Lüks segmentte malzeme kıtlığının derinleştiği bir dünyada bu tür çözümler hem çevresel hem de stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Nevold, Chanel’in inovasyon, iş birliği ve sürdürülebilirlik üçgenindeki etkileyici hamlesi olarak öne çıkıyor. Lüks segmentte sürdürülebilirlik hâlâ birçok marka için bir vitrin mesajı iken, Chanel bu kavramı derinlemesine dönüştürüyor. Nevold’un lansmanı, gelecekte hem tedarik zincirlerinin hem de tasarım süreçlerinin nasıl evrileceğine dair güçlü bir sinyal. Chanel’in bu hamlesi, sektöre bir davet niteliğinde: Lüks, sadece estetik değil; aynı zamanda etik ve ekolojik bir miras olabilir. https://www.voguebusiness.com/story/sustainability/chanel-unveils-new-recycling-platform?utm_source=chatgpt.com https://www.marieclaire.co.uk/fashion/chanel-nevold?utm_source=chatgpt.com insideretail.com.au+11voguebusiness.com+11apparelresources.com+11. hypebeast.com+6marieclaire.co.uk+6ww.fashionnetwork.com+6.

bottom of page