Sürdürülebilir Modada Neler Oldu? / 1-13 Temmuz 26
BiModaHayat
3 saat önce
17 dakikada okunur
Temmuz ayının ilk yarısında sürdürülebilir moda gündemi, yalnızca yeni malzemeler veya çevreci koleksiyonlar üzerinden ilerlemedi. Geri dönüşüm teknolojilerinin endüstriyel ölçekte büyütülmesi, ikinci el tedarik zincirlerinin yapay zekâyla dijitalleştirilmesi, üretici sorumluluğu düzenlemeleri, çevresel veri altyapıları ve tekstil atıklarının sınır ötesi hareketleri dönemin en dikkat çekici başlıklarını oluşturdu.
Ortaya çıkan tablo, sürdürülebilir modanın artık yalnızca ürün tasarımıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Sektördeki dönüşüm; geri dönüşüm altyapısından mevzuata, finansmandan kimyasal güvenliğe, veri sistemlerinden tüketici davranışlarına kadar genişleyen bir sistem değişimine doğru ilerliyor.
Bu dosyanın ana bölümünde 1–13 Temmuz 2026 tarihleri arasında duyurulan, gerçekleşen veya resmî olarak yürürlüğe giren gelişmeler yer alıyor. Daha önce açıklanan ancak temmuz ayının ilk yarısında sektör gündemindeki etkisini sürdüren başlıklar ise ayrı bir bölümde değerlendiriyoruz.
Amerika
1 Temmuz | Reju, ABD’deki ilk araştırma ve geliştirme merkezini açtı
Tekstilden tekstile polyester geri dönüşümü üzerine çalışan Reju, Kuzey Amerika’daki ilk kendisine ait araştırma ve geliştirme merkezini Pennsylvania eyaletinin Conshohocken kentinde açtı.
Technip Energies’in ileri malzemeler ve katalizörler araştırma merkezinin bünyesinde kurulan laboratuvar; polyester geri dönüşümü, karışımlı kumaşların işlenmesi ve yeni döngüsel kimya yöntemlerinin geliştirilmesine odaklanacak. Merkezde ilk fizibilite çalışmalarından kilogram ölçeğindeki üretime kadar uzanan araştırmalar yürütülecek.
Reju’nun kullandığı VolCat teknolojisi, polyesteri kimyasal olarak parçalayarak yeniden kullanılabilecek ham maddelere dönüştürmeyi hedefliyor. Yeni merkez aynı zamanda şirketin ilerleyen dönemde kurmayı planladığı büyük ölçekli Regeneration Hub tesislerinde kullanılacak teknolojilerin test edilmesine ve doğrulanmasına katkı sağlayacak.
Bu yatırımın önemi, tekstil geri dönüşümündeki temel darboğazlardan birine işaret etmesinde yatıyor. Moda endüstrisinin ihtiyacı yalnızca laboratuvar ortamında çalışan yeni teknolojiler değil; bu teknolojileri düzenli, güvenilir ve ekonomik biçimde endüstriyel üretime taşıyabilecek altyapılar. Reju’nun yeni merkezi, geri dönüşüm inovasyonunun araştırma aşamasından ölçeklenebilir üretime geçişinde önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
1 Temmuz | Kaliforniya’da tekstil üreticileri için önemli EPR eşiği
Kaliforniya’nın Responsible Textile Recovery Act olarak bilinen SB 707 düzenlemesi kapsamında, eyalette tekstil ve hazır giyim ürünleri satan üreticilerin 1 Temmuz 2026’ya kadar onaylı üretici sorumluluk kuruluşu Landbell USA’ya katılması gerekiyordu.
Düzenleme; üreticilerin giysilerin ve tekstil ürünlerinin kullanım sonrasındaki toplanması, yeniden kullanılması, onarılması ve geri dönüştürülmesi konusunda finansal ve operasyonel sorumluluk üstlenmesini öngörüyor. Landbell USA, 27 Şubat 2026’da sistemin yetkili üretici sorumluluk kuruluşu olarak belirlenmişti.
1 Temmuz tarihi, tüketicilere yönelik tekstil toplama sisteminin bütünüyle faaliyete geçtiği gün değil. Bu tarih, üreticilerin gelecekte kurulacak sisteme kurumsal olarak dâhil olmaları gereken kritik bir uyum eşiğini temsil ediyor.
Kaliforniya örneği, tekstil atığının ekonomik yükünün belediyelerden ve tüketicilerden giderek üreticilere doğru kaydığını gösteriyor. Markaların sorumluluğu artık ürünü satmakla sona ermiyor; ürünün kullanım ömrünün sonunda nasıl toplanacağı ve değerlendirileceği de iş modelinin bir parçası hâline geliyor.
9 Temmuz | New York, PFAS üreticilerine karşı kapsamlı dava açtı
New York Başsavcısı Letitia James; 3M, EIDP, Chemours, Corteva ve DuPont’a karşı PFAS kirliliği nedeniyle dava açtı
.
Davada şirketlerin, doğada ve insan vücudunda uzun süre parçalanmadan kalabilmeleri nedeniyle “sonsuz kimyasallar” olarak anılan PFAS’ın risklerini bildikleri hâlde bu maddeleri üretmeye, pazarlamaya ve tüketici ürünlerinde kullanılmak üzere satmaya devam ettikleri ileri sürülüyor.
New York yönetimi; çevresel temizlik maliyetlerinin şirketler tarafından karşılanmasını, zararların tazmin edilmesini, mali yaptırımlar uygulanmasını ve tüketicilerin ürünlerdeki riskler konusunda açık biçimde uyarılmasını talep ediyor.
Davanın moda sektörü açısından önemi, PFAS’ın su ve yağ itici kumaş kaplamalarında, yağmurluklarda, leke tutmayan tekstillerde, dış giyim ürünlerinde ve performans giysilerinde uzun yıllar kullanılmış olması.
Bu süreç, moda markalarının kimyasal yönetimini yalnızca bugün sattıkları ürünler açısından değil, geçmişte tedarik zincirlerinde kullanılan maddelerin uzun vadeli çevresel ve hukuki sonuçları açısından da değerlendirmesi gerektiğini gösteriyor.
Avrupa
1 Temmuz | Avrupa Birliği düşük değerli e-ticaret ürünlerine geçici gümrük vergisi getirdi
Avrupa Birliği, AB dışından gelen ve değeri 150 avroyu aşmayan düşük değerli e-ticaret gönderilerine yönelik geçici gümrük uygulamasını 1 Temmuz’da başlattı.
Yeni sistem kapsamında düşük değerli ithal ürünlere ürün başına 3 avroluk geçici gümrük vergisi uygulanacak. Düzenlemenin 1 Temmuz 2028’e kadar yürürlükte kalması, bu tarihten sonra ise ürün türüne göre normal gümrük tarifelerinin uygulanması planlanıyor.
Uygulama doğrudan yalnızca moda sektörünü hedeflemiyor. Ancak düşük fiyatlı ve yüksek hacimli doğrudan tüketici satışlarına dayanan Shein, Temu ve AliExpress gibi platformların maliyet yapısını etkileyebilecek önemli bir değişiklik oluşturuyor.
Bu gelişme, Avrupa’nın ultra hızlı modaya karşı yalnızca çevresel düzenlemelerle değil; gümrük, ürün güvenliği ve piyasa denetimi araçlarıyla da daha güçlü bir müdahale alanı oluşturmaya başladığını gösteriyor.
6 Temmuz | Iris van Herpen, insan dokunuşuna tepki veren plazma elbiseyi tanıttı
Iris van Herpen, Paris Haute Couture Haftası kapsamında sunduğu Sonic Starquakes koleksiyonunda Helix Nebula adlı deneysel tasarımı tanıttı.
Tasarımın merkezinde plazmayla doldurulmuş, elle üflenmiş iki cam form bulunuyor. Giysiyi taşıyan kişinin bedeni, plazmanın elektrik alanı için iletken görevi görüyor ve tasarım insan dokunuşuna tepki veriyor.
Sonic Starquakes koleksiyonu; yıldız titreşimleri, süpernovalar, plazma hareketleri ve galaksilerin geometrisinden ilham alıyor. Böylece giysi, yalnızca bedeni örten bir yüzey olmaktan çıkarak enerji, hareket ve insan etkileşimi üzerinden çalışan deneysel bir yapıya dönüşüyor.
Helix Nebula’yı doğrudan düşük çevresel etkili veya sürdürülebilir bir giysi olarak tanımlamak doğru olmaz. Tasarımın üretim ayak izi veya yaşam döngüsü hakkında kamuya açık kapsamlı bir değerlendirme bulunmuyor.
Bununla birlikte çalışma; moda tasarımının kumaş, dikiş ve geleneksel malzeme sınırlarının ötesinde fizik, cam işçiliği, enerji ve insan bedeniyle etkileşim üzerinden yeniden düşünülebileceğini gösteriyor. Bu nedenle tasarım, bir “çevreci ürün” örneğinden çok geleceğin malzemeleri ve giysi teknolojileri üzerine açılan deneysel bir alan olarak değerlendirilebilir.
7 Temmuz | Whering, dijital gardırop platformunu büyütmek için 7 milyon dolar yatırım aldı
Londra merkezli dijital gardırop uygulaması Whering, eBay Ventures ve Google AI Futures Fund liderliğinde 7 milyon dolarlık tohum yatırım turunu tamamladı. Şirket aynı dönemde dünya genelinde 10 milyon kullanıcıya ulaştığını açıkladı.
Whering, kullanıcıların sahip oldukları giysileri dijital gardıroplarına eklemelerine, kombinler oluşturmalarına ve mevcut kıyafetlerini daha sık kullanmalarına yardımcı oluyor.
Yeni yatırımın; yapay zekâ destekli stil önerileri, sanal deneme özellikleri, kişiselleştirilmiş gardırop yönetimi ve ikinci el satış platformlarıyla entegrasyonların geliştirilmesi için kullanılması planlanıyor.
Dijital gardırop uygulamalarının uzun vadeli değeri yalnızca kullanıcılara günlük kombin önermekten kaynaklanmıyor. Bu platformlar, insanların hangi ürünlere sahip olduğu, ürünlerini ne sıklıkla kullandığı ve hangi giysileri birbiriyle eşleştirdiği hakkında yeni bir veri katmanı oluşturuyor.
Bu veriler gelecekte kişiselleştirilmiş stil, yeniden satış, onarım ve daha kontrollü alışveriş deneyimleri için kullanılabilir. Ancak teknolojinin sürdürülebilirlik etkisi otomatik değil. Gerçek fayda, kullanıcıları daha fazla ürün almaya yönlendirmek yerine sahip oldukları giysileri daha uzun süre kullanmaya teşvik edip etmediğine bağlı olacak.
8 Temmuz | Reverse.Fashion, yapay zekâ destekli tekstil ayrıştırmayı ölçeklendiriyor
Berlin merkezli Reverse.Fashion, ön tohum yatırım turunun yedi haneli tutardaki genişleme aşamasını tamamladı. High-Tech Gründerfonds tarafından sağlanan yatırım, şirketin yapay zekâ destekli tekstil ayrıştırma sistemini pilot uygulamalardan ticari ölçeğe taşıması için kullanılacak.
Şirketin geliştirdiği teknoloji, kullanılmış giysileri durum, stil, marka, beden ve malzeme bileşimi gibi kriterlere göre tanımlayıp dijital olarak sınıflandırıyor. Böylece ürünlerin yeniden satış, yeniden kullanım veya yüksek kaliteli geri dönüşüm için en uygun kanala yönlendirilmesi amaçlanıyor.
Şirketin paylaştığı pilot sonuçlarına göre sistem, müşterilerinin üretkenliğini yaklaşık yüzde 40 artırırken gelirlerinde yaklaşık yüzde 20’lik artış sağlayabiliyor.
Yeni yatırım; mevcut co.sort pilotlarının genişletilmesi ve tam ölçekli endüstriyel çözüm line.sort’un piyasaya sunulması için kullanılacak.
Bu gelişme, tekstil döngüselliğinin yalnızca geri dönüşüm teknolojisine bağlı olmadığını gösteriyor. Bir giysinin yeniden kullanılabilmesi veya geri dönüştürülebilmesi için önce hızlı, ekonomik ve doğru biçimde tanımlanması gerekiyor.
Avrupa’daki genişletilmiş üretici sorumluluğu sistemleri daha fazla tekstilin toplanmasına yol açtıkça ayrıştırma kapasitesi, döngüsel tekstil ekonomisinin en kritik altyapı sorunlarından biri hâline gelecek.
8 Temmuz | Fleek, küresel ikinci el tedarik zinciri için 25 milyon dolar yatırım aldı
Londra merkezli ikinci el moda pazarı Fleek, B Serisi yatırım turunda 25 milyon dolar fon topladı. Böylece şirketin bugüne kadar aldığı toplam yatırım yaklaşık 45 milyon dolara ulaştı.
Fleek, çoğunluğu Hindistan, Pakistan ve Dubai’de bulunan ikinci el giysi toptancılarını; ABD ve Avrupa başta olmak üzere farklı pazarlarda faaliyet gösteren vintage mağazaları ve profesyonel satıcılarla buluşturuyor.
Platformun yaklaşık 2.000 doğrulanmış tedarikçiyi, 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren 50.000’i aşkın perakendeciyle bir araya getirdiği belirtiliyor. Şirket ayrıca bugüne kadar 12 milyondan fazla giysinin dolaşımda kalmasına katkı sağladığını tahmin ediyor.
Yeni yatırım; ürünlerin yapay zekâ yardımıyla sınıflandırılması, envanter bilgilerinin standartlaştırılması, fiyatlandırmanın iyileştirilmesi ve alıcıların doğru ürünlere daha hızlı ulaşması için kullanılacak.
Fleek’in büyümesi, ikinci el modanın yalnızca tüketicilerin kullandığı bir satış uygulaması olmaktan çıktığını gösteriyor. Pazar büyüdükçe ürün sınıflandırması, kalite kontrolü, lojistik, veri standardizasyonu ve tedarikçi doğrulaması gibi alanlarda profesyonel bir arka plan altyapısına ihtiyaç duyuluyor.
Yeniden satış pazarındaki yeni rekabet alanı, yalnızca kimin daha fazla ikinci el ürün sattığı değil; milyonlarca kullanılmış giysinin ne kadar doğru, hızlı ve kârlı biçimde dolaşıma sokulabildiği olacak.
8–9 Temmuz | Fransa, ultra hızlı modayı hedefleyen yasayı yürürlüğe koydu
Fransa’nın uzun süredir tartışılan tekstil yasası, 8 Temmuz’da 2026-602 sayılı yasa olarak yayımlandı ve 9 Temmuz’da Resmî Gazete’de yer aldı.
Çinli hızlı moda markası Shein'in Paris'teki BHV'de açtığı geçici mağazasının koridorlarında, 5 Kasım 2025. SARAH MEYSSONNIER/REUTERS
Düzenleme, ilk tasarıdaki geniş hızlı moda kapsamından daha dar bir modele dönüştürüldü. Son metin; çok geniş ürün katalogları sunan, düşük fiyatlandırma nedeniyle onarımı teşvik etmeyen ve ürünlerin kullanım ömrünün kısalmasına yol açan ultra hızlı moda uygulamalarına odaklanıyor.
Yasa, ultra hızlı moda şirketleri için çevresel mali katkılar ile reklam ve influencer tanıtımlarına yönelik kısıtlamalar öngörüyor. Uygulamanın teknik ayrıntıları ve hangi şirketlerin kapsamda değerlendirileceği ikincil düzenlemelerle daha net hâle gelecek.
Yasanın Shein ve benzeri ultra hızlı moda platformlarını daha doğrudan etkilemesi; buna karşılık Zara, H&M, Primark ve bazı Fransız hızlı moda şirketlerinin aynı kapsamda değerlendirilmemesi eleştirilere neden oldu.
Bu nedenle düzenleme bir yandan tarihî bir adım olarak görülürken diğer yandan ilk teklifin önemli ölçüde daraltılmış bir biçimi olarak değerlendiriliyor.
Fransa yasası, aynı dönemde yürürlüğe giren Avrupa Birliği’nin düşük değerli ithalat vergisiyle birlikte düşünüldüğünde, ultra hızlı moda modeline karşı çevresel, ticari ve iletişimsel baskının aynı anda arttığını gösteriyor.
Ultra hızlı modaya yönelik kimyasal güvenlik baskısı da büyüyor
Fransa’daki düzenleme tartışmalarına, Alman çevre kuruluşu Deutsche Umwelthilfe’nin Shein ürünleri üzerinde yaptırdığı testler de eşlik etti.
Alman Çevre Yardımı örgütü, Shein'den aldığı kıyafetleri Bremen Çevre Enstitüsü'nde test ettirdi. - Kaynak:Sina Schuldt/dpa
Kuruluşun paylaştığı sonuçlara göre incelenen 18 Shein ürününün 15’inde tehlikeli kimyasallar veya endişe verici kalıntılar bulundu. Yedi ürünün Avrupa Birliği’nin kimyasal güvenlik sınırlarını ihlal ettiği bildirildi.
Testlerde PFAS, ftalatlar, ağır metaller ve farklı plastikleştiriciler tespit edildi. Deutsche Umwelthilfe, bazı ürünlerin piyasadan kaldırılmasını talep ederek şirkete karşı hukuki süreç başlattı.
Bu dosya, ultra hızlı moda tartışmasının yalnızca fazla tüketim ve tekstil atığıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ürün güvenliği, kimyasal içerik, tedarik zinciri denetimi ve çevrimiçi platformların sorumluluğu da iş modeline yönelik baskının önemli parçaları hâline geliyor.
10 Temmuz | Manchester Fashion Week, C.T.E.M. Fashion Collective’i kurdu
Manchester Fashion Week, Culture, Technology, Education and Manufacturing kelimelerinin baş harflerinden oluşan C.T.E.M. Fashion Collective’in kuruluşunu duyurdu.
Manchester Moda Haftası tanıtım görseli. Kaynak: Manchester Moda Haftası.
Kâr amacı gütmeyen yapı; okullar, üniversiteler ve gençlik kuruluşlarıyla moda eğitimi, beceri geliştirme, sürdürülebilir üretim ve kariyer programları yürütmeyi amaçlıyor.
Başlatılan projeler arasında dokuz Co-op Academy okulundaki 270’ten fazla öğrenciyle gerçekleştirilen çalışmalar ve gençlerin geri kazanılmış malzemelerden bir podyum koleksiyonu hazırlayacağı Future Threads programı bulunuyor.
Manchester Fashion Week’in ana programı 9–12 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Ancak C.T.E.M.’in kuruluşu, etkinliğin yalnızca birkaç günlük bir moda haftası olarak kalmaması açısından önemli.
Girişim; podyumu eğitim, yerel üretim, beceri gelişimi ve genç istihdamıyla bağlantılı, yıl boyunca devam eden bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, moda haftalarının etkisini yalnızca görünürlük ve gösteri üzerinden değil, bölgesel kalkınma ve sosyal fayda üzerinden yeniden tanımlıyor.
10 Temmuz | Almanya’da tekstil üretim atıkları yeni malzemelere dönüştürüldü
Almanya’da iki buçuk yıl süren RecyTube araştırma projesinin sonuçları 10 Temmuz’da kamuoyuyla paylaşıldı.
Projede döşemelik kumaş üretiminden kalan kenar parçaları, iplik kalıntıları ve karışık tekstil atıkları mekanik geri dönüşüm yöntemleriyle yeni malzemelere dönüştürüldü.
Elde edilen malzemelerde geri dönüştürülmüş içerik oranı yaklaşık üçte ikiye ulaşırken, ihtiyaç duyulan birincil ham madde oranı yaklaşık yüzde 33’e indirildi. Proje kapsamında geliştirilen malzemeler kullanılarak bir tabure prototipi de üretildi.
Prototipin maliyetinin düşürülmesi ve endüstriyel ölçekte üretilebilmesi için geliştirme çalışmalarının devam etmesi gerekiyor.
RecyTube, her tekstil atığı türü için kimyasal geri dönüşümün gerekli olmadığını gösteren önemli bir örnek. Özellikle üretim sırasında ortaya çıkan ve içeriği belirli ölçüde bilinen atıklar doğru biçimde ayrıştırıldığında, mekanik geri dönüşüm daha az karmaşık ve uygulanabilir bir seçenek sunabiliyor.
Projenin ortaya koyduğu en önemli sorunlardan biri ise pilot ölçek ile endüstriyel üretim arasındaki boşluk. Birçok teknoloji laboratuvar ortamında çalışsa bile ara ölçekte test edilebilecek tesis ve finansman eksikliği, yeniliklerin pazara ulaşmasını geciktiriyor.
Lindex araştırması, mikroelyaf yönetiminde ciddi bir uygulama boşluğu bulunduğunu gösterdi
Lindex’in tedarik zincirinde gerçekleştirilen araştırma, mikroelyaf kirliliğine ilişkin farkındalık ile uygulama arasında önemli bir boşluk bulunduğunu ortaya koydu.
Maliyet, teknik uzmanlık eksikliği ve uygun teknolojiler konusundaki belirsizlik, kirliliğin azaltılması önündeki başlıca engeller olarak ortaya çıktı.
Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam, Sri Lanka, Türkiye ve İtalya’daki 113 tedarikçiye gönderilen ankete 103 geçerli yanıt verildi.
Tedarikçilerin yüzde 54,4’ü daha önce mikroelyaf konusundaki tartışmalarla karşılaşmadığını, yüzde 42,7’si ise mikroelyafların çevresel etkileri hakkında bilgi sahibi olmadığını bildirdi.
Tesislerin yalnızca yüzde 20,4’ü mikroelyaflara yönelik herhangi bir değerlendirme yaptığını söyledi. Lif dökülmesini azaltmak için özel önlem uygulayanların oranı yüzde 28,2’de kaldı. Tedarikçilerin yüzde 77,7’si ise markalardan mikroelyaf konusunda herhangi bir talep veya beklenti gelmediğini belirtti.
Başlıca engeller maliyet, teknik uzmanlık eksikliği ve hangi teknolojinin uygun olduğu konusundaki belirsizlik olarak sıralandı. Buna rağmen katılımcıların yüzde 90’dan fazlası eğitim ve teknik destekle ilgilendiğini ifade etti.
Araştırma, mikroelyaf kirliliğinin hâlâ büyük ölçüde tüketicilerin çamaşır yıkama alışkanlıkları üzerinden tartışıldığını gösteriyor. Oysa eğirme, boyama, yıkama ve mekanik terbiye gibi üretim süreçleri de önemli mikroelyaf kaynakları arasında yer alıyor.
Türkiye’nin araştırma kapsamındaki üretim ülkelerinden biri olması, konuyu Türk tekstil tedarikçileri açısından da doğrudan önemli hâle getiriyor.
Çalışmanın haziran ayında yayımlanmış bir ön baskı olduğu ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş olabileceği dikkate alınmalı. Ancak sektör basınında 6 Temmuz’da gündeme gelmesi, mikroelyaf yönetimini temmuz ayının ilk yarısının dikkat çekici araştırma başlıklarından biri hâline getirdi.
Avrupa, satılmayan ürünlerin imha yasağına hazırlanıyor
1–13 Temmuz döneminde Avrupa’daki büyük moda şirketlerinin gündemindeki en önemli düzenleyici başlıklardan biri de satılmayan tekstil ürünleri ve ayakkabıların imha edilmesine yönelik yasağın yaklaşmasıydı.
Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir Ürünler için Eko-Tasarım Tüzüğü kapsamında getirilen yasak, büyük işletmeler için 19 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girecek. Orta ölçekli şirketler ise 19 Temmuz 2030’dan itibaren kapsama alınacak.
Bu nedenle 13 Temmuz itibarıyla büyük şirketlerin uyum için önünde yalnızca altı gün kalmıştı.
Düzenleme; fazla stokların yakılması veya başka yollarla imha edilmesi yerine yeniden satış, bağış, onarım, yeniden üretim ve geri dönüşüm kanallarına yönlendirilmesini teşvik ediyor.
Yasağın temel etkisi yalnızca atık yönetiminde görülmeyecek. Markaların üretim planlaması, fazla stok stratejisi, talep tahmini ve sezon sonu ürün yönetimi de yeniden şekillenmek zorunda kalacak.
Asya
2–3 Temmuz | Hindistan tekstil atığı için ulusal inovasyon çağrısı başlattı
Hindistan’da Weave The Future platformu, tekstil atığına yönelik ulusal bir inovasyon programı başlattı.
Hindistan Tekstil Bakanlığı tarafından desteklenen program; tasarımcıları, öğrencileri, mühendisleri, zanaatkârları, araştırmacıları ve girişimcileri tekstil atığı için uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümler geliştirmeye çağırıyor.
Program kapsamında 12–17 Temmuz tarihlerinde Yeni Delhi’de gerçekleştirilen Weave The Future 4.0 Upcycling Edition; ileri dönüşüm, onarım, ikinci el, yeniden kullanım ve döngüsel tasarım alanında çalışan marka, üretici, zanaatkâr ve girişimleri bir araya getirdi.
İnisiyatifin dikkat çekici bölümlerinden biri olan Re-Stitch India projesinde katılımcılardan, kullanılmayan giysiler ve üretim artıklarından birer metrekarelik tekstil panelleri hazırlamaları istendi. Bu panellerin ortak bir sanat enstalasyonunda birleştirilmesi planlandı.
Program, tekstil atığını yalnızca endüstriyel bir geri dönüşüm problemi olarak değil; tasarım, zanaat, eğitim, toplumsal katılım ve tüketici alışkanlıklarıyla birlikte ele alıyor.
13 Temmuz itibarıyla Bharat Tex 2026 için geri sayım başladı
Bharat Tex 2026’nın 14–17 Temmuz tarihlerinde Yeni Delhi’de gerçekleştirileceği açıklandı. Etkinlik, incelenen tarih aralığının hemen sonrasında başlayacak olsa da hazırlıkları ve açıklanan programı Asya tekstil gündeminin önemli başlıkları arasına girdi.
Fuar; elyaftan ipliğe, kumaştan hazır giyime, teknik tekstillerden yeni nesil malzemelere kadar tekstil değer zincirinin farklı aşamalarını bir araya getirmeyi hedefliyor.
Programın önemli eksenleri arasında sürdürülebilir tekstil değer zincirleri, teknoloji, inovasyon, yatırım ve uluslararası tedarik ortaklıkları bulunuyor.
Bharat Tex’in önemi yalnızca etkinliğin büyüklüğünden kaynaklanmıyor. Hindistan, bir yandan üretim ve ihracat kapasitesini artırmaya çalışırken diğer yandan kendisini küresel markalar için daha teknolojik, izlenebilir ve sürdürülebilir bir tedarik merkezi olarak konumlandırıyor.
Türkiye
Temmuz başında yeniden gündeme geldi | İtalya’dan Türkiye’ye gönderilen binlerce ton tekstil atığına el konuldu
Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi OLAF’ın yürüttüğü araştırmada, İtalya’dan Türkiye’ye yasa dışı biçimde gönderilen yaklaşık 4.200 ton tekstil atığı tespit edildi.
Yüksek oranda akrilik lif içeren atıkların, pahalı ve özel geri dönüşüm işlemlerinden kaçınmak amacıyla yanlış etiketlendiği belirtildi.
Türkiye’de yapılan incelemelerde, çevre izinlerine uygun biçimde yönetilmeyen bir geri dönüşüm tesisine ait depoda yaklaşık 2.100 ton daha tekstil atığı bulundu. Mersin Limanı’nda ise aynı sistemle bağlantılı 768 ton atığa el konuldu. Sevkiyatlar Türk yetkililer tarafından durduruldu.
Operasyonun ilk resmî açıklaması 25 Haziran’da yapılmış olsa da dosya temmuz ayının ilk günlerinde uluslararası tekstil ve moda basınında yeniden geniş biçimde ele alındı.
Olay, tekstil atığının başka bir ülkeye gönderilmesinin tek başına geri dönüşüm anlamına gelmediğini açıkça gösteriyor. Atığın doğru sınıflandırılması, tesislerin teknik yeterliliği, gümrük kodlarının doğruluğu ve malzemenin gerçekten hangi işlemden geçirildiğinin izlenebilmesi giderek daha kritik hâle geliyor.
Bu gelişme, Avrupa’nın tekstil atığı sorununun üretim ve geri dönüşüm kapasitesi bulunan ülkelere aktarılması riskini de yeniden gündeme taşıdı.
3 Temmuz’da sektör basınında öne çıktı | RE&UP, Fiber Club ile pilot projelerden uzun vadeli siparişlere geçmeyi hedefliyor
SANKO’nun tekstil birikimi üzerine kurulan ve operasyonlarını Türkiye’den başlatan RE&UP, Fashion for Good tarafından geliştirilen Fiber Club modelini kendi yeni nesil pamuk ve polyester elyaflarına uyarladı.
Fiber Club; markalar, iplik üreticileri, kumaş üreticileri ve geri dönüşüm şirketleri arasındaki ticari bağlantıları daha sürecin başında kurmayı hedefliyor.
RE&UP, Tekstil Geri Dönüşüm Fuarı'nda. Fotoğraf: RE&UP/ Menabò Group.
Model; konsorsiyumun oluşturulması, malzeme numunelerinin test edilmesi, pilot koleksiyonların hazırlanması ve uzun vadeli elyaf satın alma taahhütlerine geçilmesi olmak üzere aşamalı bir yapı sunuyor.
Girişimin çözmeye çalıştığı temel sorunlar arasında yüksek minimum sipariş miktarları, ilk yatırım maliyetleri, parçalı tedarik zincirleri ve geri dönüştürülmüş malzemelerin sürekli pilot koleksiyonlarla sınırlı kalması bulunuyor.
RE&UP’ın ana operasyonlarının Türkiye’de bulunması ve pamuk-polyester karışımları dâhil olmak üzere farklı tekstil atıklarını yeni elyaflara dönüştürmeye çalışması, gelişmeyi Türkiye açısından özellikle önemli kılıyor.
Fiber Club’ın ilk resmî duyurusu 25–26 Haziran’da yapıldı. Ancak haberin 3 Temmuz’da sektör basınında yeniden geniş biçimde ele alınması nedeniyle gelişme, temmuz ayının ilk yarısında Türkiye bağlantılı sürdürülebilir tekstil gündeminin önemli başlıklarından biri oldu.
Bu modelin başarısı, yalnızca geri dönüşüm teknolojisinin performansına değil, markaların uzun vadeli alım taahhütleri verip vermeyeceğine bağlı olacak. Çünkü geri dönüştürülmüş elyafların ölçeklenmesindeki temel sorunlardan biri teknoloji eksikliğinden çok, düzenli ve öngörülebilir ticari talebin oluşmaması.
7–9 Temmuz | Türk üreticiler Source Fashion London’da sorumlu tedarik gündemine katıldı
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği tarafından Türkiye katılımı organize edilen Source Fashion London, 7–9 Temmuz tarihlerinde ExCeL London’da gerçekleştirildi.
Fuar; hazır giyim üreticilerini, kumaş ve aksesuar tedarikçilerini, ambalaj şirketlerini, satın alma ekiplerini ve uluslararası markaları aynı platformda buluşturdu.
Source Fashion’ın temel konumlandırması, markaların doğrulanmış üreticiler ve daha sorumlu tedarik seçenekleriyle doğrudan bağlantı kurmasını sağlamak üzerine şekilleniyor.
Türkiye açısından etkinliğin önemi, sürdürülebilirliğin yalnızca ürün etiketi üzerinden değerlendirilmemesinde yatıyor. Uluslararası alıcılar artık üretim kapasitesi, tedarik zinciri şeffaflığı, sertifikasyon, kimyasal yönetim, teslimat kabiliyeti ve mevzuata uyum gibi çok daha geniş bir performans alanına bakıyor.
Türk üreticiler açısından rekabet avantajı, yalnızca uygun fiyat ve kaliteli üretim sunmaktan değil; güvenilir, izlenebilir ve düzenlemelere hazır bir tedarik ortağı olabilmekten geçiyor.
Küresel veri ve ölçüm altyapısı
1 Temmuz | Carbonfact, 300’den fazla tekstil yaşam döngüsü veri setini ücretsiz kullanıma açtı
Carbonfact, hazır giyim ve ayakkabı sektörlerine yönelik 300’den fazla ayrıştırılmış yaşam döngüsü envanteri veri setini ücretsiz olarak yayımladı.
Veri tabanı; iplik eğirme, boyama, dokuma, terbiye, baskı, dikim, örme, ayakkabı montajı, doğal kauçuk ve sentetik poliüretan deri gibi üretim süreçlerini kapsıyor.
İlk sürümde eğirme için 159, boyama için 38, dokuma için 19, terbiye için 18 ve baskı için 16 ayrı veri seti bulunuyor.
Birçok yaşam döngüsü değerlendirme veri tabanı, farklı üretim teknolojilerini tek bir ortalama emisyon faktörü altında birleştiriyor. Bu yaklaşım; sürekli boyama ile parti boyama arasındaki veya farklı enerji, su ve kimyasal kullanım modellerindeki farkların görülmesini zorlaştırıyor.
Carbonfact’in veri tabanı ise üretimi birim süreçler seviyesinde ayrıştırıyor. Markalar, varsayılan değerleri kendi tedarikçilerinden aldıkları enerji, su, kimyasal ve üretim verileriyle değiştirebiliyor.
Bu sayede ürün karbon ayak izi hesaplarının daha şeffaf, denetlenebilir ve tedarik zincirine özgü hâle gelmesi amaçlanıyor.
Yeni veri tabanı markaların bütün veri sorunlarını tek başına çözmeyecek. Ancak aynı malzeme için kullanılan farklı varsayımların birbirinden çok farklı sonuçlar ürettiği bir ortamda, daha ayrıntılı ve açık veri altyapısı önemli bir ilerleme anlamına geliyor.
Geçtiğimiz Aylarda Açıklanan Ancak Etkisi Süren Gündemlerimiz
30 Haziran | İleri dönüştürülmüş giysilerde satın alma kararını özgünlük etkiliyor
North Carolina State University araştırmacıları tarafından yürütülen iki deney, tüketicilerin ileri dönüştürülmüş giysilerin çevresel değerini tasarımın ne kadar alışılmış veya sıra dışı olduğuna bakarak değerlendirmediğini ortaya koydu.
Araştırmada geleneksel ve alışılmadık silüetlere sahip ileri dönüştürülmüş giysiler, katılımcılar tarafından benzer ölçüde çevre dostu olarak algılandı. Başka bir ifadeyle “ileri dönüştürülmüş” kategorisi, tüketicide çevresel faydaya ilişkin yeterince güçlü bir ön kabul oluşturdu.
Satın alma isteğini etkileyen temel unsur ise tasarımın algılanan özgünlüğü oldu. Alışılmadık silüetler, ürünlerin daha farklı ve özgün algılanmasına katkı sağladı.
Ancak araştırmanın önemli bir ayrıntısı bulunuyor. Alışılmadık bir silüetin birbirinden çok uzak veya uyumsuz görünen malzemelerle birleştirilmesi, özgünlük algısını daha da artırmadı. Aksine, iki farklı yenilik unsurunun aynı tasarımda aşırı biçimde kullanılması, tasarımın sağladığı özgünlük avantajını azaltabildi.
Çalışma, ileri dönüştürülmüş moda markaları açısından sürdürülebilirlik hikâyesinin tek başına satın alma yaratmayabileceğini gösteriyor. Ürünün yaratıcı ve özgün olması gerekiyor; ancak özgünlük, tüketicinin ürünü anlamasını zorlaştıracak kadar ileri götürülmemeli.
Araştırmayı değerlendiren kapsamlı sektör analizi 30 Haziran’da yayımlandığı için çalışma, 1–13 Temmuz döneminde etkisi süren araştırma başlıkları arasında değerlendiriliyor.
24 Haziran | İngiltere, açıklanmayan “geri dönüştürülmüş” iddialarına müdahale etti
İngiltere Reklam Standartları Kurumu ASA, Adidas, Calvin Klein ve Uniqlo’ya ait ücretli Google reklamlarında kullanılan çevresel ifadeleri yanıltıcı buldu.
Adidas reklamında “geri dönüştürülmüş koşu ayakkabıları”, Uniqlo reklamında “geri dönüştürülmüş malzemeler”, Calvin Klein reklamında ise “sorumlu kaynaklardan elde edilen koleksiyonlar – geri dönüştürülmüş, organik ve daha fazlası” ifadeleri kullanılmıştı.
ASA, reklamların ürünlerin yalnızca belirli bölümlerinde veya belirli oranlarda geri dönüştürülmüş malzeme bulunduğunu yeterince açıklamadığına karar verdi.
Kuruma göre “geri dönüştürülmüş” veya “organik” gibi ifadeler açıklamasız ve mutlak biçimde kullanıldığında tüketiciler, ürünlerin tamamının bu malzemelerden üretildiğini düşünebilir.
Reklamların incelenen şekilleriyle tekrar yayımlanması yasaklandı. Markalardan gelecekte çevresel iddialarının temelini açık ve anlaşılır biçimde belirtmeleri istendi.
Kararlar, bir üründe geri dönüştürülmüş içerik bulunmasının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Markaların hangi bileşenin, hangi oranda ve hangi doğrulama yöntemiyle geri dönüştürülmüş olduğunu tüketiciye açıkça anlatması gerekiyor.
Kararlar 24 Haziran’da yayımlanmış olsa da yeşil iddiaların nasıl kurulması gerektiğine ilişkin etkileri temmuz ayının ilk yarısında da sektör gündemindeki yerini korudu.
Mayıs 2026 | Alternatif bitkisel liflerin önündeki temel engel malzeme değil, altyapı
FIBRAL tarafından hazırlanan Alternative Plant Fibre Landscape Analysis, pamuk dışındaki bitkisel liflerin neden hâlâ sınırlı ölçekte kaldığını değerlendirdi.
Raporda kenevir, keten, muz sapı, ananas yaprağı, sisal ve abaka gibi alternatif liflerin önemli bir potansiyel taşıdığı; ancak sektörün parçalı değer zincirleri, sınırlı yatırım, gelişmemiş işleme altyapısı, yetersiz standardizasyon ve zayıf pazar bağlantılarıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Temel sorun, yeni bir bitkinin tekstil lifi olarak kullanılabilir olduğunu göstermekten çok daha geniş.
Lifin düzenli biçimde toplanması, ayrıştırılması, işlenmesi, kalite standardının korunması, ipliğe dönüştürülmesi ve markalardan sürekli talep görmesi gerekiyor.
Rapor, alternatif bitkisel liflerin önündeki sorunun çoğu zaman malzemenin performansı değil; malzemeyi ticari ölçekte kullanılabilir hâle getirecek makinelerin, tesislerin, standartların, finansman modellerinin ve satın alma taahhütlerinin bulunmaması olduğunu savunuyor.
Bu yaklaşım, yeni malzeme tartışmalarında önemli bir değişime işaret ediyor. Sektörün artık yalnızca “Hangi yeni lif kullanılabilir?” sorusunu değil, “Bu lifin sürekli ve ticari ölçekte üretilebilmesi için hangi sistemlerin kurulması gerekiyor?” sorusunu da sorması gerekiyor.
FIBRAL raporu mayıs ayında yayımlandı. Temmuz başında sektör basınında yeniden ele alındığı için dönemin etkisi süren malzeme gündemine dâhil edilebilir; ancak yeni yayımlanmış bir temmuz raporu olarak sunulmamalıdır. LinK
23–26 Haziran | Louis Vuitton’un dev yapay dalgası sürdürülebilirlik iletişimini tartışmaya açtı
Louis Vuitton’un Paris’teki erkek giyim defilesi 23 Haziran’da gerçekleştirildi. Defileye ilişkin tartışmalar ise 24–26 Haziran tarihlerinde yoğunlaştı.
Zemin kumla kaplıydı ve arka planda devasa bir yapay dalga vardı. Fotoğraf: Abdullah Firas/Abaca/Shutterstock
Yaklaşık sekiz metre yüksekliğindeki dev yapay dalga veya şelale dekoru ve kumla kaplanan alan, Paris’in rekor sıcaklıklarla karşı karşıya kaldığı bir sıcak hava dalgası sırasında kullanıldığı için eleştirildi.
LVMH, gösteride kullanılan suyun kapalı devre sistemle yeniden dolaştırıldığını ve kumun başka projelerde yeniden kullanılacağını açıkladı.
Modeller, tasarımcı ve müzisyen Pharrell Williams'ın Louis Vuitton moda evi için hazırladığı 2027 İlkbahar-Yaz Erkek Giyim koleksiyonu defilesinin bir parçası olarak Paris, Fransa'daki Erkek Moda Haftası'nda tasarımları sergiliyor, 23 Haziran 2026. REUTERS/Gonzalo Fuentes/Dosya Fotoğrafı
Tasarımcı Pharrell Williams, Louis Vuitton defilesinin sonunda konukları selamlıyor. Fotoğraf: Abdullah Firas/Abaca/Shutterstock
Buna rağmen öğrencilerin kullandığı kamusal alanın ticari bir etkinlik için sınırlandırılması, gösterinin ölçeği ve iklimsel aşırılıkların yaşandığı bir dönemde verilen görsel mesaj tartışma yarattı.
Bu örnek, teknik olarak kapalı devre sistem veya yeniden kullanım uygulanmasının sürdürülebilirlik iletişiminde tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor.
Markanın kaynakları nasıl kullandığı kadar etkinliğin gerçekleştiği yer, toplumsal bağlam, iklim koşulları ve kamuoyunda oluşturduğu algı da sürdürülebilirlik değerlendirmesinin parçası hâline geliyor.
Dönemin Genel Değerlendirmesi
1–13 Temmuz 2026 sürdürülebilir moda gündemi beş temel değişime işaret ediyor.
İlk olarak, geri dönüşüm teknolojilerindeki tartışma laboratuvar başarısından endüstriyel ölçeğe geçiyor. Reju’nun ABD yatırımı, RE&UP Fiber Club, Reverse.Fashion ve Almanya’daki RecyTube projesi bu geçişin farklı aşamalarını temsil ediyor.
Ancak bu gelişmeler, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını da gösteriyor. Geri dönüşümün büyüyebilmesi için toplama, ayrıştırma, ara ölçek test tesisleri, finansman ve uzun vadeli satın alma taahhütlerinin aynı anda kurulması gerekiyor.
İkinci olarak, ikinci el moda profesyonelleşiyor. Fleek’in aldığı yatırım ve Reverse.Fashion’ın geliştirdiği ayrıştırma teknolojisi, yeniden satış pazarındaki asıl rekabetin yalnızca tüketici uygulamalarında yaşanmayacağını gösteriyor.
Sınıflandırma, veri, kalite kontrolü, fiyatlandırma, lojistik ve güvenilir tedarik altyapısı ikinci el modanın büyümesini belirleyecek temel alanlar hâline geliyor.
Üçüncü olarak, yapay zekâ moda döngüsünün farklı aşamalarına yerleşiyor. Reverse.Fashion yapay zekâyı tekstil ayrıştırmada, Fleek ikinci el tedarik zincirinin dijitalleştirilmesinde, Whering ise tüketicilerin mevcut gardıroplarını daha fazla kullanabilmesinde değerlendiriyor.
Bununla birlikte yapay zekânın sürdürülebilirlik etkisi, teknolojinin hangi davranışı teşvik ettiğine bağlı olacak. Daha fazla ürün satmaya hizmet eden kişiselleştirme ile mevcut ürünlerin ömrünü uzatan kişiselleştirme aynı çevresel sonucu üretmiyor.
Dördüncü olarak, gönüllü sürdürülebilirlik taahhütlerinden bağlayıcı hesap verebilirliğe geçiş hızlanıyor. Kaliforniya’daki üretici sorumluluğu sistemi, Fransa’nın ultra hızlı moda yasası, Avrupa’daki ithalat vergisi ve satılmayan ürünlerin imha yasağı bu değişimin farklı örnekleri.
Moda şirketlerinin sorumluluğu artık yalnızca üretim sırasında ortaya çıkan etkiyle sınırlı değil. Ürünlerin pazarlanması, kimyasal içeriği, kullanım sonrası toplanması, fazla stokların yönetimi ve çevresel iddiaların doğruluğu da hukuki sorumluluk alanına giriyor.
Beşinci olarak, veri ve iletişim sürdürülebilirlik stratejisinin merkezine yerleşiyor. Carbonfact’in açık veri tabanı, Lindex’in mikroelyaf araştırması ve İngiltere’deki reklam kararları; ölçülemeyen, açıklanamayan veya doğrulanamayan çevresel iddiaların giderek daha kırılgan hâle geldiğini gösteriyor.
Temmuz ayının ilk yarısının en belirgin mesajı şu oldu:
Sürdürülebilir moda artık yalnızca daha iyi bir ürün üretmek değil; ürünün tasarımından finansmanına, tedarik zincirinden kullanım sonrasına, veriden kamusal iletişime kadar bütün sistemi yeniden kurmak anlamına geliyor.
Kaynaklar
Kaynaklar, metindeki haber akışıyla aynı sırada düzenlenmiştir.
Amerika
1. Reju — ABD Conshohocken Araştırma ve Geliştirme Merkezi duyurusu.
2. CalRecycle — Responsible Textile Recovery Act ve 1 Temmuz üretici katılım tarihi.
3. New York Başsavcılığı — PFAS üreticilerine karşı açılan dava.
Avrupa
4. Avrupa Komisyonu — Düşük değerli ithalatlara yönelik 3 avroluk geçici gümrük vergisi.
5. Iris van Herpen — Sonic Starquakes koleksiyonu.
6. FashionNetwork, Just Style ve eBay Ventures — Whering’in 7 milyon dolarlık yatırım turu.
7. High-Tech Gründerfonds — Reverse.Fashion yatırım ve teknoloji açıklaması.
8. Fortune ve Tech Funding News — Fleek’in 25 milyon dolarlık B Serisi yatırımı.
9. Légifrance ve Fransa Senatosu — 8 Temmuz 2026 tarihli 2026-602 sayılı tekstil yasası.
10. Deutsche Umwelthilfe soruşturmasına ilişkin sektör ve basın haberleri.
11. FashionUnited — Manchester Fashion Week ve C.T.E.M. Fashion Collective.
12. Hof University of Applied Sciences — RecyTube araştırma projesinin sonuçları.
13. Lindex tedarik zinciri mikroelyaf araştırması ve Ecotextile değerlendirmesi.
14. Avrupa Komisyonu — Satılmayan tekstil ve ayakkabıların imha yasağı.
Tekstil tarihini keşfetmek isteyenler için Asya'nın en önemli 8 tekstil müzesini bir araya getirdik. İpek, batik, nakış, ikat ve geleneksel dokuma sanatlarının izini süren kültürel bir rota.
Dua Lipa’nın kurucusu olduğu Service95 Kitap Kulübü ile Livraria Lello, sansürlenen ve tartışmalı kitaplara adanan Manifesto Kütüphanesi’ni Porto’da açtı.