İnsan, yarının ne getireceğini bilmediği bir yerde neden hâlâ bir şey yaratır?
Savaş Ortamında Sanat Mümkün mü? Fotoğraf: Roman PILIPEY / AFP.
Kyiv’de hava saldırısı sirenleri çalarken Ukraynalı tasarımcı Arina Petrova ve babası Serhii, Bob Basset imzasını taşıyan Mutabor koleksiyonunun son hazırlıklarını yapıyordu.
Fakat dışarıda savaş vardı.
Rusya’nın insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılar ve peş peşe çalan hava alarmı sirenleri, Kyiv’de gündelik hayatın olağan bir parçasına dönüşmüştü. Serginin başlamasına kısa süre kala Petrova ile babasının aklındaki sorun artık yalnızca koleksiyon değildi.
Bir saldırı alarmı verilirse ne olacaktı?
Cevapları hazırdı.
Gösteriyi salonda gerçekleştiremezlerse sığınağa ineceklerdi. Elektrikler kesilirse telefonların ışıklarını kullanacaklardı. Ama ne olursa olsun devam edeceklerdi. Çünkü bazen sanat yalnızca üretmek değildi.
Bazen sanat, “Hâlâ buradayım.” diyebilmenin başka bir yoludur. Bir şehir saldırı altındayken atölyenin kapısını yeniden açmak…
Tamamlayamama ihtimalini bilerek aylar boyunca bir koleksiyon üzerinde çalışmak…
Bob Basset için yaratmak giderek böyle bir anlama dönüşmüştü.
Arina Petrova ve babası Serhii, Rusya sınırına yakınlığı nedeniyle savaş boyunca yoğun saldırılara maruz kalan Kharkiv’de punk estetiğiyle şekillenen stüdyolarını birlikte yürütüyordu. Savaş başladığında atölye bir süre kapandı. Ancak zaman içinde yeniden açıldı. Baba ve kız, yıllar sonra ilk kez kapsamlı bir moda koleksiyonu üzerinde çalışmaya başladı. Tasarımlarını bir minibüse yükleyerek Kharkiv’den Kyiv’e geldiklerinde vermek istedikleri mesaj yalnızca yeni bir koleksiyon sunmak değildi.
Kharkiv hâlâ yaşıyordu.Üretiyor, düşünüyor ve yaratıyordu.
Petrova’nın endişesi ise çok gerçekti. Bir saldırı, aylarca hazırlanan gösteriyi birkaç saniye içinde yarıda bırakabilirdi. Onun isteği aslında oldukça yalındı. Anlatmak istediklerini anlatabilecek kadar zamanlarının olması. Koleksiyonun adı da bu hikâyeyle şaşırtıcı biçimde örtüşüyordu “Mutabor”
Latince anlamıyla; “Dönüşeceğim.”
Belki de savaşın ortasında hazırlanan bir koleksiyon için bundan daha güçlü bir isim düşünülemezdi. Çünkü savaş yalnızca şehirleri değiştirmiyor, insanların korkularını, bedenle ilişkilerini, hafızalarını, hayata bakışlarını ve hatta sanatın neden var olduğuna dair cevaplarını da değiştiriyordu.
Kyiv Fashion Week kapsamında sergilenen birçok koleksiyon renklerle öne çıkarken Bob Basset’in dünyası bu yüzden neredeyse tamamen siyahtı. Siyah deri zırhlar, hayvansı formlar, maskeler, tüyleri ve pençeleri çağrıştıran detaylar… Arina Petrova bu karanlık yaratıkları tasarlarken savaş sırasında insanın içinde başka bir tarafın ortaya çıktığını anlatıyor.
Daha içgüdüsel. Daha savunmacı. Gerektiğinde dişlerini gösterebilen bir taraf.
Ona göre bazen hayvanlardan, insanı daha güçlü kılabilecek bir şey öğrenmek mümkündü.
Belki de koleksiyondaki maskelerin, zırhların ve karanlık yaratıkların altında anlatılan düşünce de tam olarak buydu.
Hiç kırılmamak değil; Kırıldıktan sonra başka bir biçimde ayağa kalkabilmek.
Sanat savaşları durduramaz.
Bir hava saldırısı sirenini susturamaz.
Bir binayı bombalardan koruyamaz.
Kaybedilenleri geri getiremez.
Ama insanın içinde korunması gereken çok önemli bir şeyi hayatta tutabilir.
Yarının hâlâ bir şey yaratmaya değer olduğuna dair inancı.
Gösteri başladığında bir çellistin müziği salona yayıldı.
Maskeli modeller, telefon ışıklarının arasından ilerledi.
Ve finalde alkışların arasına yeniden hava saldırısı sirenlerinin sesi karıştı.
Bir tarafta korku vardı.
Bir tarafta müzik.
Bir tarafta gökyüzündeki tehdit.
Diğer tarafta ise bütün bunlara rağmen üretmeye devam eden insanlar.
Belki sanatın umudu koruma biçimi tam da burada başlıyor.
Her şeyin bir anda kaybedilebildiği bir yerde insanın hâlâ bir şey üretmesi, tamamlaması ve dünyaya göstermesi aslında sessiz ama güçlü bir şeyi gösteriyor “Her şeye rağmen henüz bitmedi.”
Çünkü direnmek her zaman yüksek sesle bağırmak değildir.
Bazen bir elbiseyi tamamlamaktır.
Bir çellonun tellerine dokunmaktır.
Bir atölyenin ışığını yeniden yakmaktır.
Yarın ne olacağını bilmeden bugünün işini yapmaya devam etmektir.
Ve bazen, hava saldırısı sirenlerinin arasında bile, yaratmaya devam etmektir.
Sizce sanat, en zor zamanlarda insanın umudu koruma ve direnme biçimlerinden birine dönüşebilir mi?
Amazon, Stella McCartney ve Canopy’nin kurduğu Climate Pledge Fashion Coalition, sürdürülebilir malzeme ve üretim teknolojilerini küresel ölçekte yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Norwich University of the Arts, Sustainable Fashion Week 2026 kapsamında sürdürülebilir moda eğitimini onarım, yeniden kullanım ve döngüsel tasarım pratikleriyle sınıftan şehre taşıyor.
Eylül 2026’da sürdürülebilir moda ve sanat dünyasında öne çıkan gelişmeler: tekstil geri dönüşümü, greenwashing kuralları, yeni nesil malzemeler, ikinci el sistemleri, işçi hakları ve ekolojik sanat.
MIT bilim insanı Canan Dağdeviren, New York’ta RISE’ın “What Were You Wearing?” etkinliğinde Mor Cepken’le yürüdü. Bilim, moda, kadın hafızası ve tekstil kültürünün kesiştiği hikâye.