top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 413 sonuç bulundu

  • Sürdürülebilir Moda ve Sanatta Neler Oldu? / 1-20 Ekim 26

    Küresel markalardan bağımsız sanat girişimlerine uzanan dönüşümü kısa, öz ve ilham verici notları sizinle paylaşıyoruz. Hazırsanız, bu haftanın sürdürülebilirlik gündemine birlikte göz atalım. ✨ 🌿AB'den Sürdürülebilirlikte Geri Adım mı? Moda Endüstrisini de Etkileyecek Yeni Kararların Perde Arkası Avrupa Parlamentosu’nda geçtiğimiz hafta alınan bir karar, kurumsal sürdürülebilirlik alanında uzun süredir inşa edilen çerçevenin geleceğini tartışmaya açtı. Milletvekilleri, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi iki temel düzenlemenin kapsamını daraltan bir “basitleştirme paketi”ni onayladı. Özellikle Moda Endüstrisi için Bu Ne Anlama Geliyor? Yeni oylama sonucunda: CSRD kapsamına artık yalnızca 1.000’den fazla çalışanı ve 450 milyon euro cirosu olan büyük şirketler girecek. CSDDD ise yalnızca 5.000’den fazla çalışanı ve 1,5 milyar euro cirosu olan dev şirketleri kapsayacak. Tedarik zinciri ihlalleri için AB düzeyinde sorumluluk kaldırıldı; yaptırımlar ulusal otoritelere devredildi. İklim geçiş planları hâlâ zorunlu ancak artık yasal bağlayıcılığı yok. Bu değişiklikler, “bürokrasiyi azaltma” hedefiyle sunulsa da, çevre ve insan hakları savunucularına göre şeffaflık ve hesap verebilirlikte ciddi bir geri adım anlamına geliyor. Daha fazlası BURADA Basın bültenine buradan ulaşabilirsiniz. 🌿 Taylor Swift, Ambercycle'ın Geri Dönüştürülmüş Polyester Elbisesini Giydi Pop kültürünün en güçlü ikonlarından biri olan Taylor Swift, bu kez müziğiyle değil, modayla gündemde. Kansas City Chiefs maçında giydiği özel tasarım elbise, sürdürülebilir modanın geleceğine dair önemli bir sembol haline geldi. Swift’in tercihi, Ambercycle’ın geri dönüştürülmüş polyester malzemesi Cycora®’dan üretilen bir Ganni tasarımıydı. Bu elbise, modanın geleceğini şekillendiren “Fabrics of the Future / Geleceğin Kumaşları” programının da dikkat çekici parçalarından biri. Ganni, son yıllarda yalnızca tasarım estetiğiyle değil, malzeme inovasyonu konusundaki öncü yaklaşımıyla da öne çıkıyor. Ambercycle tarafından geliştirilen Cycora®, atık polyester tekstilleri kimyasal olarak çözerek, neredeyse yeni kadar kaliteli ipliklere dönüştürüyor. Böylece, moda endüstrisinde uzun zamandır tartışılan dairesel ekonomi ilkesi somut bir karşılık buluyor: eski kumaşlar yeniden doğuyor, atıklar kaynağa dönüşüyor. Taylor Swift’in bu görünümü, sürdürülebilirliğin yalnızca çevre bilincine sahip markaların ya da niş modaseverlerin gündemi olmadığını kanıtlıyor. Artık dairesel moda, popüler kültürün merkezinde kendine sağlam bir yer edinmeye başlıyor. Swift’in tercih ettiği bu Cycora® elbise, modanın geleceğini temsil eden bir dönüm noktası — hem estetik hem de etik bir adım. Listede yok musunuz? Bu buton tam size göre! ⤵️ 🌿İkinci El Moda Pazarı 2030’a Kadar 360 Milyar Dolara Ulaşacak Yeni yayımlanan bir rapor, ikinci el moda ve lüks ürün pazarının hızla büyüdüğünü ve 2030 yılına kadar 360 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini ortaya koyuyor. Boston Consulting Group (BCG) ve Vestiaire Collective tarafından 7.800 tüketiciyle yaptığı anketle hazırlanan bu rapor, ikinci el pazarının yeni perakende satışlardan üç kat daha hızlı büyüdüğünü ve 2030 yılına kadar 220 milyar dolardan yaklaşık 360 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. İkinci el moda ve lüks pazarı, birinci el pazarından üç kat daha hızlı büyüyor. Yılda %10 büyüyen küresel ikinci el pazarının, 2030 yılına kadar 360 milyar dolara ulaşması bekleniyor; bu rakam, bugün 210-220 milyar dolar. Ankete katılanların gardıroplarının %28'ini ikinci el ürünler oluştururken, giyimde bu oran %30'a, çantalarda ise %40'a yükseldi. Uygun fiyatlılık, ikinci el moda ve lüksün merkezinde yer alıyor ve ankete katılan her on kişiden sekizi, satın almanın en önemli nedenlerinden birinin bu olduğunu söylüyor. Dijital ürün pasaportları, hem tüketiciler hem de markalar için yeniden satışı dönüştürebilir. Ürün yolculuğu boyunca yapılandırılmış, birlikte çalışabilir verileri etkinleştirerek, dijital ürün pasaportları orijinallik, durum, onarımlar ve mülkiyet değişiklikleriyle ilgili kritik bilgi boşluklarını kapatabilir ve yeniden satış pazarında önemli bir değer yaratabilir. Rapor Değerlendirmesi BURADA 🌿 Tekstil Geri Dönüşüm Şirketi Reju Avrupa Döngüsel Tekstil Koalisyonu Kurdu Avrupa'nın tekstil sektörü, tarihi bir dönüm noktasına yaklaşıyor. Tekstil geri dönüşüm şirketi Reju ve 11 Avrupalı ortak, Avrupa Döngüsel Tekstil Koalisyonu’nu kurarak, Avrupa’nın tekstil tedarik zincirini yeniden inşa etmeye ve tüketici sonrası atıkları yeni tekstiller için hammaddeye dönüştürmeye kararlı bir adım attı. Gönüllü taahhütlerin yetersiz kaldığını vurgulayan grup, artık bağlayıcı kurallar ile atıkları iş ve büyüme fırsatına dönüştürmek istiyor. Detaylar BURADA 🌿 Sürdürülebilir Moda’da Yatırım Cazibesi ve Yeni Nesil Materyaller CFIN'in yayımladığı "Investment in Circular Fashion: Opportunities and Success Stories" başlıklı rapor, sürdürülebilir moda sektöründeki yatırım fırsatlarını ve başarı hikayelerini detaylandırıyor. Raporda, ikinci el giyim, kiralama modası, onarım ve tekstil geri dönüşümü gibi alanlarda önemli büyümeler kaydedildiği belirtiliyor. Özellikle yeni nesil materyaller ve üretim süreçlerindeki inovasyonlar, yatırımcıların ilgisini çekiyor. 2014 yılından bu yana bu alandaki yatırımların toplamda 3 milyar doları aştığı ifade ediliyor. Detaylar BURADAN Bağlantıda kalalım: Linkedin - Instagram - E-posta Bizim için bir hikayeniz mi var? ​​​BiModaHayat ve bağlantılı sosyal medya hesaplarında yayınlanmak üzere reklam, sponsorlu içerik ve iş birliği taleplerinizi aşağıdaki iletişim formunu kullanarak ya da bimodahayat@gmail.com adresine göndererek bizimle iletişime geçebilirsiniz.

  • Sürdürülebilir Moda ve Sanatta Neler Oldu? / 1-18 Mayıs 26

    Sürdürülebilirlik artık moda ve sanat dünyasında yalnızca “iyi niyetli” bir başlık olarak ele alınmıyor. Mayıs ayının ilk yarısı, bu dönüşümün çok daha somut, çok daha sistemsel ve çok daha ölçülebilir bir noktaya taşındığını gösterdi. 1–18 Mayıs 2026 arasında öne çıkan gelişmelere baktığımızda, döngüsel moda, yapay zekâ destekli tasarım, ikinci el sisteminin görünmeyen sorunları, tekstilden tekstile geri dönüşüm, kürksüz moda haftaları, sürdürülebilir sanat pratikleri ve Türkiye’de üretim–tasarım ekseninde şekillenen yeni gündem aynı tabloya yerleşiyor. MARTAN ’ın lüks otel tekstillerini yüksek moda parçalarına dönüştürerek ödül alması, Synflux ’un yapay zekâ ile kumaş israfını azaltan yaklaşımı, Fashion for Good ’un ikinci el sistemine dair çarpıcı raporu, Syre ve Target iş birliği, Milano Moda Haftası’nın kürk konusunda attığı yeni adım ve Upcycle Istanbul’un ileri dönüşümü sanat ve tasarımın merkezine taşıması; sürdürülebilirliğin artık yalnızca “malzeme seçimi” değil, bütün bir değer zinciri meselesi olduğunu gösteriyor. Gelin detaylara birlikte bakalım. Her hafta, bilinmesi gereken sürdürülebilir moda haberlerini, ardındaki bağlamı ve sürdürülebilir moda ve sanatta en merak edilenleri e-posta ile almak istersen web sitemize Abone Ol Dünya'da Sürdürülebilir Moda ve Tekstil Gündemi Sürdürülebilirliğin Yeni Ana Kelimesi: DAYANIKLILIK 5–7 Mayıs’ta Kopenhag’da gerçekleşen Global Fashion Summit 2026, sürdürülebilirliği yalnızca “iyi niyetli bir dönüşüm” başlığı olarak değil; finansal dayanıklılık, tedarik zinciri güvenliği ve operasyonel gelecek meselesi olarak ele aldı. Zirvede 1.000’den fazla sektör temsilcisi; markalar, üreticiler, yatırımcılar, politika yapıcılar ve inovasyon girişimleriyle birlikte daha uygulanabilir, ölçeklenebilir ve sistem kuran çözümleri tartıştı. Kaynak Otel Çarşafından Yüksek Moda: MARTAN’a Döngüsellik Ödülü Amsterdam merkezli MARTAN , Visa Young Creators: Recycle the Runway 2026’nın büyük ödülünü kazandı. Markanın dikkat çekici tarafı, atık olarak görülen lüks otel tekstillerini yüksek kaliteli hazır giyim parçalarına dönüştürmesi. Bu haber, döngüsel modanın yalnızca “geri dönüşüm” değil, doğru tasarım diliyle premium bir estetik değere de dönüşebileceğini gösteriyor. Kaynak Kumaş İsrafına Karşı Yapay Zekâ: Synflux Trailblazer 2026’nın kazananı oldu Global Fashion Agenda ve PDS Ventures ’ın Trailblazer Programme 2026 kazananı Japon girişim Synflux oldu. Synflux, yapay zekâ destekli kalıp optimizasyonu ve 3D simülasyonla kumaş kullanımını tasarım aşamasında azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin üretim sonrasındaki atık yönetiminden önce, tasarım masasındaki kararlarla başladığını hatırlatıyor. Kaynak BESTSELLER ’dan Rejeneratif Tarıma 3 milyon Dolarlık Destek BESTSELLER, Güney Afrika’daki rejeneratif tarım projelerini desteklemek üzere Regenerative Fund for Nature’a 3 milyon dolar ayırdığını duyurdu. Kaynak, Eastern Cape bölgesinde mera restorasyonu, toprak dayanıklılığı, hayvan refahı ve çiftçi topluluklarının geçim kaynaklarını güçlendirmeye yönlendirilecek. Moda için bu haberin önemi şu: Malzemenin sürdürülebilirliği yalnızca lifin türüyle değil, o lifin yetiştiği ekosistemin sağlığıyla da ölçülüyor. Kaynak Amsterdam’dan Tüketim Kültürüne Yeni Sınır: Et ve Fosil Yakıt Reklamlarına Yasak Amsterdam, 1 Mayıs itibarıyla kamusal alanlarda et ve fosil yakıt ürünlerinin reklamlarını yasaklayan ilk başkent oldu. Yasak; uçuşlar, kruvaziyerler, benzinli/dizel araçlar ve et ürünleri gibi yüksek karbon etkili ürün ve hizmetleri kapsıyor. Moda dışı gibi görünse de bu karar, sürdürülebilirlik iletişiminde yeni bir döneme işaret ediyor: Şehirler artık yalnızca üretimi değil, tüketim arzusunu büyüten reklam dilini de tartışmaya açıyor. Kaynak ABD’de iklim raporlaması geri çekiliyor, ama yük tamamen kalkmıyor ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu, 2024’te kabul edilen federal iklim beyanı kuralını geri çekmeye yönelik resmi süreci başlattı. Bu, büyük halka açık şirketler için tek ve net bir federal raporlama standardı ihtimalini zayıflatıyor. Ancak küresel moda markaları için konu kapanmış değil; California’nın SB 253 ve SB 261 iklim beyanı düzenlemeleri, belirli gelir eşiğini aşan ve California’da iş yapan şirketler için 2026’dan itibaren emisyon ve iklim riski beyanı baskısını canlı tutuyor. Kaynak İkinci El Sistemi Büyüyor ama Kırılganlığı da Görünür Oluyor Fashion for Good ve Circle Economy ’nin Project Rewear raporu, ikinci el modanın neden sanıldığı kadar kolay ölçeklenemediğini ortaya koydu. Rapora göre birçok atılmış giysi hâlâ giyilebilir durumda; ancak zayıf ayrıştırma sistemleri, düşük kaliteli ihracat, ultra ucuz yeni ürünlerle rekabet ve alıcı ülkelerdeki altyapı sorunları yeniden satış ve onarımı zorlaştırıyor. Bu rapor, “döngüsellik” kelimesinin ancak aşırı üretimle birlikte ele alındığında anlamlı olabileceğini güçlü biçimde hatırlatıyor. Kaynak Target ve Syre ’dan Tekstilden Tekstile Polyester Hamlesi Syre, Target ile iş birliğini genişleterek tekstil atıklarından elde edilen geri dönüştürülmüş polyesterin giyim ve ev kategorilerinde daha geniş kullanımı için yeni bir adım attı. İş birliğinin zaman içinde 70.000 metrik tona kadar tekstilden tekstile geri dönüştürülmüş polyester kullanımını desteklemesi ve Syre’ın Güneydoğu Asya’daki ilk büyük ölçekli geri dönüşüm tesisi planlarıyla bağlantılı ilerlemesi bekleniyor. Bu gelişme, geri dönüştürülmüş materyallerin gerçek etki yaratması için yalnızca teknolojiye değil, büyük ölçekli ticari talebe de ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Kaynak https://www.bimodahayat.com/bmh-mag Outdoor Sektörü Döngüsel Naylon için Birleşiyor Samsara Eco , Nylon Materials Collective’i ( Samsara Eco )genişleterek Outdoor Industry Association ’ın yanı sıra BURTON , W. L. Gore & Associates , Black Diamond Equipment , Red Wing Shoe Co. ve Big Agnes Inc gibi markaları girişime dahil etti. Amaç, performans ürünlerinde kritik bir malzeme olan naylon için geri dönüştürülmüş ve doğrulanabilir alternatiflere erişimi kolaylaştırmak. Teknik performanstan taviz vermeden döngüsel malzemeyi ölçeklemek, özellikle outdoor ve spor giyim tarafında sektörün en önemli sınavlarından biri olmaya devam ediyor. Kaynak Paris ve Milano’dan Lüks Tedarikçilerine Ortak ESG Dili Fédération de la Haute Couture et de la Mode ve The National Chamber for Italian Fashion , moda ve lüks tedarikçileri için gönüllü bir ESG uyum çerçevesi yayımladı. Çerçeve; çevresel uyum, iş etiği, çalışma koşulları, sağlık-güvenlik ve yönetişim gibi başlıklarda ortak bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Bu adım özellikle küçük atölyeler için önemli; çünkü farklı lüks gruplardan gelen farklı ESG talepleri, tedarik zincirinde ciddi idari yük yaratabiliyor. Kaynak Milano Moda Haftası Kürk Konusunda Yeni Bir Çizgi Çekiyor The National Chamber for Italian Fashion , Eylül 2026’dan itibaren Milano Moda Haftası kapsamındaki defilelerde markaları hayvan kürkü göstermemeye davet eden gönüllü yönergeler yayımladı. Bu bir yasak değil; ancak CNMI’nin kendi iletişimlerinde kürkü tanıtmayacağını açıklaması, Milano’yu Londra, Kopenhag, New York ve diğer kürksüz moda haftalarına yaklaştıran önemli bir sinyal olarak okunuyor. Kaynak Fashion Enter’a Sürdürülebilir Üretim Alanında King’s Award İngiltere merkezli Fashion-Enter Ltd/ FashionCapital , The King's Awards for Enterprise 2026 kapsamında Sustainable Development kategorisinde ödüllendirildi. Etik üretim, onarım, ileri dönüşüm, eğitim programları ve “Made in the UK” üretim modeline verdiği destekle öne çıkan kuruluş, sürdürülebilirliğin yalnızca materyal seçimi değil; beceri, yerel üretim ve şeffaf tedarik zinciri meselesi olduğunu gösteriyor. Kaynak Pandora’dan Ürün Bazlı Karbon Etiketi Hamlesi Pandora , laboratuvar ortamında üretilen elmasları için ürün bazında karbon ayak izi bilgisini paylaşmaya başladığını duyurdu. Marka bunu, elmaslarda bilinen 4C kriterlerine ek olarak “5. C” gibi konumlandırıyor: carbon footprint. Mücevher tarafında bu adım, sürdürülebilirlik iddialarının daha ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve ürün seviyesinde görünür hale gelmesi açısından dikkat çekici. Kaynak Finans Departmanlarına Yeni Mesaj: Sürdürülebilirlik Artık CFO Gündemi Global Fashion Agenda ve Boston Consulting Group (BCG) ’un yayımladığı Fashion CFO Agenda 2026 raporu, sürdürülebilirliği yalnızca iletişim ya da kurumsal sorumluluk alanı olarak değil, finansal dayanıklılığın bir parçası olarak ele alıyor. Hammadde riski, regülasyon baskısı, tedarik zinciri kırılganlığı ve uzun vadeli performans düşünüldüğünde, moda şirketleri için sürdürülebilirlik artık “güzel bir yan başlık” değil, doğrudan bilanço ve risk yönetimi konusu. Kaynak Her hafta, bilinmesi gereken sürdürülebilir moda haberlerini, ardındaki bağlamı ve sürdürülebilir moda ve sanatta en merak edilenleri e-posta ile almak istersen web sitemize Abone Ol Türkiye’de Sürdürülebilir Moda ve Tekstil Gündemi İzmir’de hazır giyim tedarik zinciri yeniden masaya yatırıldı. EGSD Ege Giyim Sanayicileri Derneği (EGSD) ’nin 7 yıl aradan sonra yeniden düzenlediği Ege Tekstil ve Konfeksiyon Tedarikçileri Buluşması, 13 Mayıs’ta İzmir’de üretici ve tedarikçileri bir araya getirdi. Etkinlikte Dijital Ürün Pasaportu sunumu yapılması ve Prof. Hazel Clark ’ın “Slow+Fashion – Rethinking Sustainable Fashion” başlıklı konuşması, Türkiye’de sürdürülebilir modanın artık yalnızca malzeme değil; veri, izlenebilirlik, tedarik zinciri ve tasarım felsefesi üzerinden tartışıldığını gösteriyor. Kaynak AB’nin İmha Yasağı Türkiye Tedarik Zinciri İçin Yeni Bir Eşik Yaratıyor AB’de 19 Temmuz 2026’dan itibaren büyük şirketlerin satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabıları imha etmesi yasaklanacak. Bu düzenleme, Türkiye gibi Avrupa’ya yakın üretim yapan tedarikçiler için daha küçük partili, daha sık teslimatlı ve esnek üretim modellerini öne çıkarabilir. Yani sürdürülebilirlik burada yalnızca atığı azaltma meselesi değil; stok yönetimi, talep tahmini ve üretim planlamasının yeniden kurulması anlamına geliyor. Kaynak Türkiye Artık “Ucuz Üretim” Değil, Değer ve Döngüsellik Konuşuyor İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe Paşahan’ın açıklamalarında, Türkiye’nin artık ucuz üretim ülkesi olmadığı; oyunu fiyatla değil, değerle kazanması gerektiği vurgulandı. Avrupa’daki stok fazlası imha yasağı ve tedarik zinciri dönüşümüyle birlikte daha az adetli, daha nitelikli, daha uzun ömürlü ve yüksek fiyatlı ürünlere yönelme ihtiyacı öne çıkıyor. Bu söylem, Türkiye hazır giyim sektörü için sürdürülebilirliği rekabet stratejisinin merkezine taşıyan önemli bir işaret. Kaynak polyteks ’ten Geri Dönüştürülmüş Hammaddelerle Fonksiyonel İplik Hamlesi 8 Mayıs’ta yayımlanan haberde Polyteks’in Poly-eco markasıyla çevre dostu üretim yaklaşımını güçlendirdiği, GRS sertifikasıyla geri dönüştürülmüş hammaddelerden fonksiyonel iplik üretimi yaptığı belirtildi. Şirketin endüstriyel keneviri de sürdürülebilir ve çok yönlü bir kaynak olarak değerlendirmesi, Türkiye’de tekstil inovasyonunun yalnızca geri dönüşüm değil, alternatif lif ve yüksek katma değerli ürün ekseninde de ilerlediğini gösteriyor. Kaynak TEXSUM’26: Tekstilin Geleceği Sürdürülebilirlik ve Yapay Zekâ ile Tartışıldı 6 Mayıs’ta Bursa Uludağ Üniversitesi ’nde düzenlenen TEXSUM’26, “Geleneksel Dokudan Dijital Zekaya” temasıyla tekstilde dönüşümü gündeme aldı. Programda dijital dönüşüm, teknik tekstiller, sürdürülebilirlik ve yapay zekâ başlıklarında paneller düzenlendi. Bu başlık, Türkiye’de tekstil mühendisliği, akademi ve sektörün sürdürülebilir dönüşümü artık daha teknik ve sistemsel bir mesele olarak ele aldığını gösteriyor. Kaynak Türkiye Hazır Giyimde Pazar Payı Kaybederken, Sürdürülebilir Dönüşüm daha Kkritik Hale Geliyor 18 Mayıs’ta yayımlanan TGSD Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği raporuna göre Türkiye’nin dünya hazır giyim ihracatındaki payı 2006’da yüzde 4 iken 2025’te yüzde 3’e geriledi; buna karşılık dünya hazır giyim ithalatından aldığı pay yüzde 0,3’ten yüzde 0,8’e yükseldi. Bu veri doğrudan bir “sürdürülebilir moda iyi haberi” değil; ama sektör için kritik bir uyarı. Türkiye’nin rekabet gücünü koruması, artık daha fazla üretmekten çok; izlenebilir, düşük etkili, esnek, kaliteli ve uzun ömürlü üretim modeline geçebilmesine bağlı görünüyor. Kaynak Dünya’da Sürdürülebilir Sanat ve Tasarım Gündemi İklim krizi çağında sanat: “Future Geographies” Vancouver’da açıldı Vancouver Art Gallery , 14 Mayıs 2026’da “Future Geographies: Art in the Century of Climate Change” sergisini açtı. Sergi, iklim krizi ile çağdaş sanat arasındaki ilişkiyi küresel ölçekte ele alan Kanada’daki ilk büyük sergi olarak konumlanıyor. Teresita Fernández, Josh Kline, Cannupa Hanska Luger , Jean Shin ve Clarissa Tossin gibi sanatçıların işlerini bir araya getiren sergi, ekolojik krizi yalnızca bir felaket anlatısı olarak değil; malzeme, yer, hafıza ve gelecek tahayyülü üzerinden yeniden düşünmeye çağırıyor. Kaynak UNESCO’dan genç sanatçılara iklim çağrısı: Art for Earth UNESCO ’nun Art for Earth: Climate Creativity Lab 2026 açık çağrısı, sanat ve iklim eylemini aynı zeminde buluşturan projelere odaklanıyor. Genç sanatçıları hedefleyen program, sürdürülebilir gelecek tartışmasının yalnızca bilimsel ya da politik değil, aynı zamanda kültürel ve yaratıcı bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Bu gelişme, sanatın iklim krizini anlatmanın ötesine geçerek çözüm, farkındalık ve toplumsal katılım üretme potansiyelini görünür kılıyor. Kaynak Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi’nde “Mother Nature” Sergisi 6–8 Mayıs 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi, MAMA “Mother Nature” başlıklı ekoloji odaklı uluslararası sanat projesine ev sahipliği yaptı. Sergi, doğayı yalnızca korunması gereken bir çevre değil; hafıza, kültür ve kolektif sorumluluk taşıyan canlı bir varlık olarak ele alıyor. Bu açıdan sürdürülebilir sanatın son dönemdeki yönünü iyi özetliyor: doğayı temsil etmekten çok, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi etik ve duyusal bir zeminde yeniden kurmak. Kaynak New York’ta Sanat, Mahalle ve İklim Eylemi Buluştu 9 Mayıs 2026’da The Lower Eastside Girls Club of New York Side’da gerçekleşen Ecological City – Procession for Climate Solutions, sanatçıları, mahalle sakinlerini, bahçıvanları, gençleri ve çevre örgütlerini iklim çözümleri etrafında bir araya getirdi. Dev kuklalar, kostümler, performanslar ve kamusal yürüyüş üzerinden ilerleyen proje; sürdürülebilir sanatı galeri duvarlarından çıkarıp mahalle ölçeğinde kolektif bir eyleme dönüştürmesiyle dikkat çekiyor. Kaynak Türkiye’de Sürdürülebilir Sanat ve Tasarım Gündemi Upcycle İstanbul: İleri Dönüşüm Sanat ve Tasarımın Merkezine Taşındı Türkiye’de bu tarih aralığındaki en doğrudan sürdürülebilir sanat/tasarım gelişmesi, 15–19 Mayıs 2026’da QNB Terminal Kadıköy’de gerçekleşen Upcycle Istanbul Art & Design Festival oldu. Bu yıl beşinci yaşını “İyileş(tir)mek” temasıyla kutlayan festival; sorumlu tüketim, kaynakların verimli kullanımı, iklim aciliyeti ve sürdürülebilir yaşam başlıklarını sanat ve tasarım diliyle görünür kıldı. Festivalin kendi üretim sürecinde ileri dönüşüm pratiklerini öne çıkarması, onu yalnızca konu olarak değil, yöntem olarak da sürdürülebilirlik eksenine yerleştiriyor. Kaynak Zanaat, Aktivizm ve Sürdürülebilir Üretim Hafızası Aynı Sergide Buluştu Bilal Yılmaz ’ın “Form-Zanaat-Aktivizm” sergisi, 7 Mayıs–7 Haziran 2026 tarihleri arasında Terakki Vakfı Okulları Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor. Sergi, zanaatı nostaljik ya da dekoratif bir alan olarak değil; emeğin, malzemenin, yerel üretim bilgisinin ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olarak ele alıyor. Sanatçının CraftNet projesiyle görünmez kalan zanaatkârları haritalandırması, sürdürülebilirliğin kültürel boyutuna güçlü bir katkı sunuyor. Kaynak Kapadokya Bienali: Ekolojik Haklar ve Sürdürülebilir Yaşam Sanat Gündeminde 7 Mayıs–3 Eylül 2026 tarihleri arasında düzenlenen Kapadokya Bienali, Nevşehir’in yedi farklı lokasyonunda Türkiye’den ve dünyadan sanatçıları bir araya getiriyor. Bienal, doğum temasını yenilenme, kolektif düşünme ve geleceğe dair umutla ilişkilendirirken; söyleşi içeriğinde ekolojik haklar ve sürdürülebilir yaşam odağının da öne çıktığı görülüyor. Bu yönüyle bienal, sürdürülebilir sanatın yalnızca malzeme tercihiyle değil, yer, topluluk ve ekolojik farkındalıkla da kurulduğunu gösteriyor. Kaynak Urla Sanat Haftası: Yerel Kültürden Sürdürülebilir Sanat Ekosistemine 16–24 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleşen III. Urla Sanat Haftası, sergiler, performanslar, film gösterimleri ve açık atölyelerle bölgeyi çok disiplinli bir kültür rotasına dönüştürüyor. Programda yer alan “Sandıkta Bekleyen Sessiz Tanık” defilesi, geleneksel kültürel öğeleri çağdaş sahneleme diliyle yeniden yorumlayarak moda ve performans alanlarını buluşturuyor. Etkinliğin sürdürülebilir bir sanat ekosistemi oluşturma hedefi, Türkiye’de kültür-sanatın merkez dışı üretim alanlarıyla güçlenmesi açısından önemli. Kaynak Türkiye Pavyonu Venedik Bienali’nde Açıldı: Malzeme, Hafıza ve Kimlik Odağı Türkiye Pavyonu, 61. Venedik Bienali kapsamında Nilbar Güreş’in “Gözlerinizden Öperim” sergisiyle açıldı. Sergi, 9 Mayıs–22 Kasım 2026 tarihleri arasında Arsenale’de görülebilecek; Türkiye Pavyonu’nun açılışı ise 6 Mayıs’ta gerçekleştirildi. Bu başlık doğrudan “sürdürülebilir sanat” olarak konumlanmasa da kumaş, makrome, yün, ahşap ve gündelik nesneler gibi malzeme çeşitliliğiyle; kimlik, aidiyet, göç ve kolektif hafıza ekseninde Türkiye sanat gündeminin en kayda değer gelişmelerinden biri. Kaynak

  • Sürdürülebilir Moda’da Neler Oldu / 20-30 Nisan 26

    20–30 Nisan haftasında sürdürülebilir moda, vitrin dili olmaktan biraz daha uzaklaşıp operasyonel bir yeterlilik meselesine dönüştü. Avrupa’da DPP, EPR, ESPR ve imha yasağı gibi başlıklar markaların stok, tasarım, tedarik ve veri yönetimini yeniden kurmaya zorlarken; geri dönüşüm tarafında asıl sorunun artık yalnızca teknoloji değil, o teknolojiyi besleyecek atık akışı, ayrıştırma altyapısı ve marka taahhüdü olduğu daha görünür hale geldi. Türkiye tarafında ise İTHİB’in tekstilden tekstile dönüşüm eğitimleri, Ege Üniversitesi’nin GreenTEX projesi, Techtextil/Texprocess’teki güçlü Türk katılımı ve AB imha yasağının Türkiye’nin esnek üretim kabiliyeti açısından yaratabileceği fırsatlar öne çıktı. Küresel Gelişmeler 1. AB’nin satılmayan giyim ve ayakkabı imha yasağı yeniden gündemin merkezine yerleşti Avrupa Komisyonu’nun tekstil stratejisi takvimine göre büyük şirketler için satılmayan tekstil ve ayakkabı ürünlerinin imhasına yönelik yasak 19 Temmuz 2026’da, orta ölçekli şirketler için ise 19 Temmuz 2030’da başlayacak. Bu kural teknik olarak daha önce netleşmiş olsa da 20–30 Nisan haftasında sektör medyasında yeniden güçlü biçimde gündeme geldi. Environment Bu başlık yalnızca “stok yakma yasağı” değil; moda markalarının fazla üretim, indirim, outlet, yeniden satış, onarım ve geri dönüşüm stratejilerini baştan düşünmesi anlamına geliyor. Artık satılamayan ürün, sadece finansal zarar değil; regülasyon, itibar ve operasyonel maliyet riski. 2. DPP ve EPR, moda markaları için “uyum meselesi” olmaktan çıkıp altyapı sınavına dönüştü Vogue Business’ın 27 Nisan’da yayımladığı değerlendirmede, Dijital Ürün Pasaportu’nun sadeleştirilmiş ilk fazının 2027 sonuna, tekstil EPR sistemlerinin ise AB genelinde Nisan 2028’e doğru ilerlediği; ancak veri, tedarikçi dijitalleşmesi, ayrıştırma ve geri dönüşüm altyapısının bu hıza henüz tam hazır olmadığı vurgulandı. Vouge Bu, sürdürülebilir moda için kritik bir kırılma. Çünkü marka artık yalnızca “hangi malzemeyi kullandığını” değil; ürünün ağırlığını, bileşimini, kimyasal bilgisini, tedarik zincirini, onarılabilirliğini, geri dönüşüm potansiyelini ve yaşam sonu senaryosunu da yönetmek zorunda. Başka bir ifadeyle, sürdürülebilirlik departmanının konusu ürün geliştirme, satın alma, IT, lojistik ve finansın ortak masasına taşınıyor. 3. Avrupa Komisyonu, tekstil onarım ve yeniden kullanım sistemleri için 10 milyon avroluk çağrı açtı Horizon Europe kapsamında açılan çağrı, şehir ve bölge ölçeğinde tekstil toplama, yeniden kullanım için ayırma, onarım, veri takibi, yapay zekâ destekli ayrıştırma ve dijital ürün pasaportu ile uyumlu sistemleri desteklemeyi hedefliyor. Çağrı 17 Nisan’da açıldı, son başvuru tarihi 17 Eylül 2026; bütçe 10 milyon avro. Euro-access Bu çağrı, Avrupa’nın tekstil atığını yalnızca “geri dönüşüm fabrikası” meselesi olarak değil, şehir yönetimi, sosyal girişimler, tamirciler, markalar ve tüketicilerin dahil olduğu yerel bir ekosistem olarak ele aldığını gösteriyor. Döngüsellik artık fabrika kapısında değil, şehir ölçeğinde tasarlanıyor. 4. AB destekli Sorted projesi, otomatik ayrıştırma ve bölgesel tekstil döngüsü için örnek gösterildi 22 Nisan’da Avrupa Komisyonu’nun bölgesel politika platformunda yayımlanan içerikte, Hollanda’daki Groningen–Emmen bölgesinde yürütülen Sorted projesi öne çıkarıldı. Proje, Just Transition Fund desteğiyle gelişmiş ayrıştırma teknolojileri ve bölgesel ortaklıkları bir araya getirerek döngüsel tekstil ekonomisi kurmayı hedefliyor. European Com Bu gelişme, tekstil geri dönüşümünde en kritik boşluklardan birine işaret ediyor: Atığı toplamak yetmiyor; doğru lif, renk, kompozisyon ve kaliteye göre ayrıştırmak gerekiyor. Moda sektörünün geleceğinde “ayrıştırma teknolojisi”, neredeyse yeni malzeme inovasyonu kadar stratejik hale geliyor. 5. Recover, AB’ye “geri dönüştürülmüş içerik hedefleri tekstilden tekstile olmalı” çağrısı yaptı 23 Nisan’da Ecotextile News’te yer alan habere göre İspanyol geri dönüşüm şirketi Recover, AB’nin tekstiller için ekotasarım çalışmalarında geri dönüştürülmüş içerik hedeflerinin özellikle tekstilden tekstile girdileri ödüllendirmesi gerektiğini savundu. Şirket, plastik şişeden elyafa ya da düşük değerli downcycling modelleri yerine gerçek liften life dönüşümün teşvik edilmesini istiyor. Ecotextile News Bizce bu tartışma önemli; çünkü “geri dönüştürülmüş polyester” etiketi tek başına yeterli değil. Sorulması gereken yeni soru şu: Bu geri dönüştürülmüş içerik nereden geliyor? Tekstil atığından mı, plastik şişeden mi, endüstriyel fireden mi? Regülasyon dili de giderek bu ayrımı talep ediyor. 6. Tekstil geri dönüşüm sektörü toparlanıyor ama markalardan uzun vadeli talep bekliyor Business of Fashion’ın 21 Nisan tarihli haberine göre AB regülasyonları tekstil geri dönüşümünü yeniden canlandırsa da sektörün kalıcı şekilde ayakta kalması için markaların sürekli ve anlamlı alım taahhütleri vermesi gerekiyor. BoF Bu başlık, döngüsel moda sisteminin en zayıf halkasını gösteriyor: Teknoloji var, yatırım ihtiyacı var, atık var; fakat geri dönüştürülmüş malzemeyi düzenli satın alacak marka talebi yeterince güçlü değilse sistem ölçeklenemiyor. 7. Bezos Earth Fund, yeni nesil tekstil materyalleri için 34 milyon dolarlık destek açıkladı 24 Nisan’da Bezos Earth Fund, moda ve tekstil sektörü için yeni nesil materyal geliştirme çalışmalarına 34 milyon dolar ayırdığını duyurdu. Destek; bakterilerden üretilen tekstil lifleri, plastik içermeyen ipek benzeri biyomalzemeler, daha dirençli ve renkli pamuk çeşitleri gibi alanlara yöneliyor. Bezos Bu gelişme, sürdürülebilir modada materyal inovasyonunun hâlâ güçlü bir yatırım alanı olduğunu gösteriyor. Ancak BMH açısından burada önemli bir denge var: Yeni materyal heyecan verici; fakat gerçek dönüşüm için maliyet, performans, ölçeklenebilirlik, üretim altyapısına uyum ve yaşam döngüsü etkisi birlikte okunmalı. 8. Ferragamo, deri izlenebilirliği konusunda yeni veri açıkladı AP’nin haberine göre Ferragamo, 2025 sürdürülebilirlik raporunda ilk kez malzeme izlenebilirliğine dair veriler paylaştı; şirket, kullandığı derinin yüzde 80’den fazlasının menşe ülkesini izleyebildiğini belirtti. AP haberinde bu izlenebilirliğin henüz tam “chain of custody” anlamına gelmediği, ancak lüks deri ürünlerinde önemli bir başlangıç olduğu da vurgulanıyor. AP News Lüks segment için izlenebilirlik artık “güzel bir ek bilgi” değil, marka güveninin altyapısı. Deri gibi karmaşık ve çok katmanlı tedarik zincirlerinde menşe, tabakhane, sertifikasyon, hayvan refahı ve çevresel standartlar daha fazla sorgulanacak. 9. GFA Policy Matrix Asia yayımlandı; Türkiye de kapsama dahil edildi Global Fashion Agenda, 27 Nisan’da Asya için Policy Matrix kaynağını duyurdu. Bu kaynak, Bangladeş, Kamboçya, Çin, Hindistan, Endonezya, Pakistan, Türkiye ve Vietnam gibi kilit üretim ülkelerinde tekstil sürdürülebilirliğiyle ilişkili mevzuatı izlemeyi amaçlıyor. GFA Türkiye’nin bu matris içinde yer alması önemli. Çünkü ülke yalnızca Avrupa’ya yakın üretim merkezi olarak değil, aynı zamanda küresel sürdürülebilir tekstil mevzuatı haritasında izlenen bir tedarik ülkesi olarak konumlanıyor. 10. Textiles Recycling Expo USA, 29–30 Nisan’da Charlotte’ta başladı ABD’de tekstil geri dönüşümü ve döngüsellik odağıyla düzenlenen Textiles Recycling Expo USA, 29–30 Nisan 2026’da Charlotte, North Carolina’da gerçekleştirildi. Etkinlik; liften life teknolojiler, toplama sistemleri, marka sorumluluğu ve döngüsel stratejileri aynı çatı altında buluşturmayı hedefledi. Events. Bu gelişme, tekstil geri dönüşümünün artık yalnızca Avrupa regülasyon gündemi olmadığını gösteriyor. Kuzey Amerika’da da EPR, atık azaltımı ve geri dönüşüm altyapısı konuşmaları daha kurumsal bir zemine taşınıyor. 11. Sustainable Apparel and Textiles Conference Europe, Amsterdam’da düzenlendi 29–30 Nisan’da Amsterdam’da gerçekleşen Sustainable Apparel and Textiles Conference: Europe, “izole aksiyondan ölçekli çözümlere” temasıyla düzenlendi. Etkinlik, 350’den fazla sektör liderini; tedarik zinciri, yönetişim, etik üretim, döngüsellik ve alternatif iş modelleri başlıklarında bir araya getirdi. Innovation Forum Bu tür etkinliklerin dili önemli. Sürdürülebilirlik artık ilham verici panellerden çok, “ölçeklenebilir çözüm” arayışına bağlanıyor. Sektörün sorusu şu: Pilot projelerden sistem değişimine nasıl geçilecek? 12. Earth Day 2026’da moda için “görünmeyen etkiler” vurgusu yapıldı Global Fashion Agenda’nın 22 Nisan Dünya Günü yazısı, modanın çevresel etkilerinin yalnızca görünür krizlerden ibaret olmadığını; tedarik zincirlerinde yavaş, biriken ve eşitsiz biçimde dağılan etkilerin de hesaba katılması gerektiğini vurguladı. Global Fashion Moda sürdürülebilirliği sadece karbon, su ve atık sayılarıyla sınırlı değil. Kimin risk taşıdığı, kimin değer yarattığı, kimin görünmez kaldığı da sürdürülebilirlik anlatısının parçası. 13. Reju, Fashion Redressed serisinde tekstil atığı ve polyester rejenerasyonu odağıyla yer aldı 30 Nisan’da Reju, Global Fashion Agenda tarafından sunulan ve BBC StoryWorks Commercial Productions tarafından üretilen Fashion Redressed serisinde yer aldığını duyurdu. Kısa filmler, Reju’nun polyester rejenerasyon teknolojisini ve Goodwill Industries ile iş birliğini tekstil atığı krizi bağlamında ele alıyor. PR Newswire Bu başlık iletişim açısından da önemli. Döngüsel moda artık yalnızca teknik raporlarla değil; daha geniş kamuoyuna anlatılabilir, görselleştirilebilir hikâyelerle de ölçeklenmeye çalışıyor. Türkiye’den Öne Çıkan Gelişmeler 1. İTHİB’in “Tekstilden Tekstile Döngüsel Dönüşüm” eğitim serisi sürdü İTHİB’in eğitim serisi içinde 22 Nisan’da “Mevzuat Tsunamisine Hazırlık: Stratejik Yol Haritası”, 29 Nisan’da ise “Tekstilden Tekstile Dönüşümde İnovasyon ve Bilimsel Temeller” başlıkları yer aldı. Seri, Mayıs ayında polyester atıkların moleküler yönetimi, denimde rejeneratif gelecek ve marka bakış açısı gibi başlıklarla devam edecek. İTHİB Bu seri, Türkiye tekstil sektörünün AB regülasyonlarını yalnızca dış baskı olarak değil, üretim bilgisini ve rekabet gücünü yeniden kuracak bir dönüşüm alanı olarak okumaya başladığını gösteriyor. Özellikle “mevzuat tsunamisi” ifadesi, sektörün karşı karşıya olduğu dönüşüm hızını iyi özetliyor. 2. Ege Üniversitesi, uluslararası GreenTEX projesinde yer aldı 21 Nisan’da yayımlanan habere göre Ege Üniversitesi, Almanya Hochschule Niederrhein Üniversitesi koordinasyonunda ve İtalya’dan ETN School ortaklığıyla yürütülen “GreenTEX – Gelecek İçin Sürdürülebilir Tekstil Becerileri” projesinin paydaşı oldu. Proje, mesleki eğitim müfredatlarını sürdürülebilirlik odağında modernize etmeyi, yeşil becerileri yaygınlaştırmayı ve ileri dönüşüm uygulamalarını eğitimle buluşturmayı hedefliyor. Textilegence Bu gelişme Türkiye için kritik; çünkü sürdürülebilir tekstil dönüşümü yalnızca fabrikalarda değil, insan kaynağında başlıyor. Yeni nesil tasarımcı, tekniker ve üretim profesyonellerinin döngüsel ekonomi, ileri dönüşüm, dijital eğitim içerikleri ve çevre dostu üretim kavramlarıyla yetişmesi sektörün geleceği açısından belirleyici. 3. Techtextil ve Texprocess 2026’da Türkiye güçlü katılım gösterdi Techtextil ve Texprocess 2026, 21–24 Nisan’da Frankfurt’ta düzenlendi. Textilegence haberine göre etkinlik 36 binden fazla ziyaretçi ve 1.700 katılımcıyla tamamlandı; Türkiye, 66’sı Techtextil ve 12’si Texprocess olmak üzere toplam 78 firmayla güçlü katılım sergiledi. Textilegence Bu fuarın sürdürülebilir moda açısından önemi, teknik tekstil, nonwoven, dijital üretim, otomasyon, yeni malzemeler ve tedarik zinciri inovasyonlarının aynı zeminde buluşması. Türkiye’nin burada güçlü görünmesi, ihracatın yalnızca hacimle değil; fonksiyonel, yüksek katma değerli ve sürdürülebilir çözümlerle geleceğe taşınması gerektiğini hatırlatıyor. 4. Bursa’dan 13 firma Techtextil 2026’ya katıldı EkoHaber’in 28 Nisan tarihli haberine göre Techtextil 2026’ya Bursa’dan 13 firma katıldı. Haberde fuarın inovasyon, sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümün konuşulduğu bir merkez olduğu; sürdürülebilir malzemeler, geri dönüşüm teknolojileri ve ileri üretim sistemlerinin ana gündem başlıkları arasında yer aldığı aktarıldı. Eko haber Bu, yerel üretim ekosisteminin küresel dönüşümle temasını gösteriyor. Bursa gibi güçlü tekstil merkezlerinin bu fuarlardaki varlığı, Türkiye’nin yeni rekabet hikâyesinin yalnızca “hızlı üretim” değil, “akıllı ve sürdürülebilir üretim” üzerinden kurulabileceğini düşündürüyor. 5. Korteks, Techtextil’de sürdürülebilir iplik çözümlerini tanıttı Korteks, Techtextil 2026’da teknik performans ve sürdürülebilirlik odağındaki ürünlerini tanıttı. Şirketin sürdürülebilir ürünleri arasında geri dönüştürülmüş hammaddelerden üretilen TAÇ REBORN, biyobozunur özellik sunan TAÇ BIOLOOP CiCLO Inside ve su/enerji tasarrufu sağlayan Dope Dyed teknolojisi öne çıktı. Turk Haber Bu haber, Türkiye’de sürdürülebilir tekstilin yalnızca nihai moda ürünü üzerinden değil, iplik ve malzeme katmanında da geliştiğini gösteriyor. Asıl dönüşüm çoğu zaman tüketicinin görmediği yerde, yani lif, iplik, boya ve proses kararlarında başlıyor. 6. AB imha yasağının Türkiye’ye olası etkisi tartışıldı Ekonomim’in 28 Nisan tarihli haberinde, AB’nin büyük şirketler için 19 Temmuz 2026’dan itibaren satılmayan giyim, aksesuar ve ayakkabı ürünlerinin imhasını yasaklayacak olmasının Türkiye açısından yeni bir fırsat yaratabileceği değerlendirildi. Haberde, daha küçük partili üretim, hızlı teslimat, yeniden satış ve geri dönüşüm odaklı modellerin öne çıkabileceği; Türkiye’nin coğrafi yakınlık, hızlı termin ve esnek üretim avantajıyla öne çıkabileceği aktarıldı. Ekonomim BMH yorumu: Türkiye için fırsat burada yalnızca “hızlı üretim” değil. Asıl avantaj, markalara daha düşük stok riski, daha çevik koleksiyon yönetimi, izlenebilir üretim ve regülasyona uyumlu tedarik modeli sunabilmekten geçiyor. 7. Türkiye tekstil ihracatında sürdürülebilirlik yatırımları “zorunluluk” olarak vurgulandı Anadolu Ajansı’nın 29 Nisan tarihli haberine göre Türkiye tekstil ve ham maddeleri sektörü 2026’nın ilk çeyreğinde 2 milyar 235 milyon 437 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdi; ihracat geçen yılın aynı dönemine göre değerde yüzde 8, miktarda yüzde 10 azaldı. Haberde sektör temsilcileri, yüksek katma değerli üretime yönelmenin ve sürdürülebilirlik yatırımlarını hızlandırmanın artık tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. AA Bu veri, sürdürülebilirliğin Türkiye tekstili için artık yalnızca imaj meselesi olmadığını gösteriyor. Maliyet baskısı, AB talebindeki yavaşlama, regülasyonlar ve rekabetin yön değiştirmesi, sektörü dijital ve çevreci üretim modeline doğru itiyor. 8. Diversey’nin Linens For Life programı Türkiye’de döngüsel sosyal etki modeli olarak öne çıktı 30 Nisan’da yayımlanan habere göre Diversey’nin global Linens For Life programı Türkiye’de SERA Foundation iş birliğiyle yürütülüyor. Programda otellerde kullanım dışı kalan çarşaf ve havlu gibi tekstiller kadın üreticiler tarafından yeni ürünlere dönüştürülüyor; bugüne kadar Hatay, Ankara ve İstanbul/Pendik atölyelerinde yaklaşık 110 bin ürünün yeniden kullanıma kazandırıldığı aktarıldı. Analiz BMH açısından bu iyi bir “döngüsel ekonomi + sosyal fayda” örneği. Tekstil atığını yalnızca malzeme olarak değil, kadınların ekonomik katılımını destekleyen bir üretim modeline dönüştürmesi değerli. 9. Denizli’de tekstilin geleceği, sürdürülebilir üretim ve yenilikçi projeler üzerinden ele alındı 30 Nisan’da yayımlanan habere göre DETGİS yönetimi ile Denizli OSB arasında yapılan görüşmede Denizli tekstil sektörünün mevcut durumu, geleceğe yönelik stratejiler, sürdürülebilir üretim hedefleri, yenilikçi uygulamalar ve kurumlar arası iş birliği imkanları değerlendirildi. IHA Bu başlık, Türkiye’de bölgesel üretim merkezlerinin sürdürülebilirlik gündemini daha fazla sahiplenmeye başladığını gösteriyor. Denizli gibi tekstil hafızası güçlü kentlerde dönüşümün OSB, dernek, sanayici ve kamu iş birlikleriyle ele alınması önemli. 10. ÇOMÜ’de 23 Nisan’a özel sürdürülebilir moda defilesi ve sergisi duyuruldu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi koordinasyonunda, “Sürdürülebilir Moda Bağlamında Türk Mitolojisi – İleri Dönüşüm Defilesi ve Sergisi” başlıklı etkinlik 23 Nisan kapsamında duyuruldu. GSF.comu Bu tür akademik ve yaratıcı etkinlikler, sürdürülebilir modanın yalnızca endüstriyel bir uyum meselesi değil; kültür, kimlik, miras ve yaratıcı yeniden kullanım alanı olduğunu hatırlatıyor. Türk mitolojisiyle ileri dönüşümün buluşması, yerel anlatıların sürdürülebilir tasarım diliyle yeniden kurulması açısından dikkat çekici.

  • Çöpüne Sahip Çık Vakfı ve Büyük Efes Sanat İşbirliğiyle Başladı

    Tüketim çılgınlığına dur demek için toplumda farkındalık yaratmak üzere tasarlanan “Farkında Mısın 3. Ulusal Fotoğraf ve Kısa Video Yarışması” Çöpüne Sahip Çık Vakfı ve Büyük Efes Sanat iş birliğiyle başladı. Temiz bir çevre için atıkların azaltılması, doğru yere atılması ve değerlendirilmesi konusunda toplumun hassasiyet ile davrandığı sürdürülebilir bir dünya yaratmak vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Çöpüne Sahip Çık Vakfı, bu faaliyetleri doğrultusunda Büyük Efes Sanat’ın desteğiyle “Farkında Mısın?” isimli Ulusal Fotoğraf ve Kısa Video Yarışmasının üçüncüsünü başlattı. İlki 2020 yılında düzenlenen ve 2 yılda bir gerçekleştirilmekte olan yarışmanın, fotoğraf ve kısa video olmak üzere iki kategorisi bulunuyor 17 Nisan 2026 tarihinde başlayan başvurular 31 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek olup, amatör ve profesyonel herkesin katılımına açık olacak. Sıfır Atık için Farkındalık… Sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları ve doğru atık davranışlarının benimsenmesi için yürütülen farkındalık çalışmaları, iklim krizinin önleyicilerinden biri olan sıfır atık hedefiyle hem Türkiye’de hem de dünyada devam ediyor. Sıfır atık konusunda doğru mesajlar verebilmek ve farkındalık oluşturmak için görsel araçlar büyük önem taşıyor. Bu çerçevede, herkesin çözümün bir parçası olduğu ve sorumluluk taşıdığı gerçeğine “Farkında Mısın?” yarışmasıyla dikkat çekiliyor. Başvuruları www.farkindamisinyarimasi.org adresinden online olarak yapılabilecek yarışma sonunda, her iki kategoride belirlenen ilk 3 eserin sahibine para ödülleri verilecek. Haziran sonunda sonuçlanacak yarışmanın jürisi Uzman Psikolog Prof. Dr. Zuhal Baltaş, Fotoğraf Sanatçısı Gültekin Çizgen, Çöpüne Sahip Çık Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Yasemin Emirdağ, Fotoğrafçı Çerkes Karadağ ve Fotoğraf Sanatçısı İzzet Keribar’dan oluşuyor. Sıfır Atık Gereksiz Tüketime Dur Demekle Başlar Tüm dünyaya yayılmış olan kullan-at tüketim kültüründen uzaklaşarak atık azaltma ve geri dönüşüm konusunda hızla adımlar atılması gerekiyor. Bu kapsamda, tek kullanımlık ürünlerden, israftan ve gereksiz tüketimden kaçınılarak atıkların azaltılması, üretilen atıkların da mutlaka geri dönüşüme yollanması gerekiyor. Bu alanda farkındalık yaratmak üzere çalışan Çöpüne Sahip Çık Vakfının Genel Müdürü Emrah Bilge “Doğru atık yönetimi gereksiz tüketime ve israfa dur demekle başlar. Geri dönüşüm ise bunun son adımdır. Dünyanın sınırsız tüketim kültürü ve sorumsuz atık davranışlarına toleransı artık kalmadı. Hemen bugün, üzerimize yapıştırılan tüketici kimliğinden sıyrılarak, ihtiyaçlarının farkında, ihtiyaçları kadar tüketen bireyler olmayı tercih etmeliyiz.” diyerek herkesi bu konulara kafa yorarak ortaya çıkardıkları çalışmalarla yarışmaya katılmaya, bu farkındalığa katkıda bulunmaya davet ediyor. Çöpüne Sahip Çık Vakfı Hakkında “Temiz bir çevre için tüm toplumun atık üretimi ve atığın doğru yere atılması konusunda hassasiyet ile davrandığı sürdürülebilir bir dünya yaratmak” vizyonuyla kurulmuş olan Çöpüne Sahip Çık Vakfı, atıktan arınmış bir çevre için toplumda davranış dönüşümü sağlamak üzere kampanyalar düzenliyor, eğitici ve teşvik edici projeler hayata geçiriyor, çevre politikalarını iyileştirmek için katkı sağlıyor ve bunların tüm Türkiye’de yaygınlaşması için çalışıyor. Büyük Efes Sanat Hakkında Büyük Efes Sanat, Swissotel Büyük Efes İzmir bünyesinde bulunan Çağdaş sanat koleksiyonu daimî sergisi ile sanata ev sahipliği yaparken, bir yandan da farklı Sergiler ve Sanat etkinlikleri düzenleyerek sanatı ve sanatçıyı desteklemek amacıyla 2008 yılında hayata geçirilmiştir. Büyük Efes Otelinin renovasyonu sırasında Otelde bulunan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Attila Galatalı, Nasip İyem, Beril Anılanmert, Şadi Çalık, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Erdoğan Ersen, Jale Yılmabaşar gibi dönemin Çağdaş Türk Sanatı öncü sanatçılarının eserleri Büyük Efes Sanat Koleksiyonunun en önemli parçaları arasındaki yerlerini almışlardır.

  • Sanat ve Moda Arasında Köprü Kuran İkonik Sanatçı Salvador Dali

    Moda ile sanat arasındaki ilişki çoğu zaman “ilham alma” düzeyinde anlatılır. Oysa bazı isimler bu sınırı çok daha kökten biçimde yerinden oynattı: kimi giysiyi bir tuval gibi kullandı, kimi bedeni sahneye dönüştürdü, kimi de modayı yalnızca giyinme pratiği değil, kimlik, arzu, temsil ve güç üzerine bir düşünme alanı haline getirdi. Bu sanatçılardan biri de Salvador Dali’ydi. Salvador Dalí Modanın Gerçeklikle Kavgası Salvador Dalí’nin moda tarihindeki etkisi, yalnızca bir sanatçının kıyafete “motif vermesi” ile açıklanamaz. Dalí, sürrealizmin bilinçdışı, sapma ve yer değiştirme mantığını doğrudan giyime taşıdı. Elsa Schiaparelli ile kurduğu yaratıcı hat sayesinde giysi, ilk kez bu denli açık biçimde kavramsal, provokatif ve zihinsel bir alana taşındı. Moda artık sadece güzel görünmek için değil, şaşırtmak, rahatsız etmek ve düşündürmek için de vardı.1937 tarihli ünlü Lobster Dress, 1937–38 sezonunun Shoe Hat’i ve ardından gelen Skeleton Dress ile Tears Dress, gündelik nesneyi ve bedeni alışıldık bağlamından koparıp yeni bir anlam alanına yerleştirdi. Böylece moda, süsleyici bir yüzey olmaktan çıkıp kavramsal bir jest haline geldi. Soldan sağa: İskelet Elbise, Elsa Schiaparelli ve Salvador Dali, 1938, Fransa. Müze no. T.394&A-1974. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra; Gözyaşı Elbisesi, Elsa Schiaparelli ve Salvador Dali, 1938, Fransa. Müze no. T.393&A,D ila F-1974. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra; Ayakkabı Şapka, Elsa Schiaparelli ve Salvador Dali, 1937-38, Fransa. Müze no. T.2-2009. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra. Dalí’nin modaya bıraktığı asıl miras, bugün hâlâ çok canlı olan şu fikirde saklı: bir kıyafet yalnızca “güzel” olmak zorunda değildir; rahatsız edebilir, şaşırtabilir, hatta görsel bir paradoks kurabilir. Bu yüzden Dalí’nin modadaki izi, sadece arşivlik birkaç ikonik parçadan ibaret değil; modanın düşünsel ve teatral bir alan olarak okunmasının da erken habercisidir Moda, Sadece Giyinmek Olmaktan Çıktığında Philamuseum - 1937 - Elsa Schiaparelli'nin elbisesindeki ıstakoz motifi, Salvador Dalí ile yapılan bir iş birliğinin sonucuydu. Bazı yaratıcı ortaklıklar dönemlerini aşar. Çünkü yalnızca yeni bir estetik üretmezler; bir alanın sınırlarını yerinden oynatırlar. Salvador Dalí ile Elsa Schiaparelli arasında kurulan ilişki de tam olarak böyleydi. Bu işbirliği, modayı süsleme pratiğinin dışına çıkarıp fikir, imge ve bilinçdışıyla temas eden bir anlatım alanına dönüştürdü. Dalí için hiçbir nesne yalnızca kendisi değildi. Bir ıstakoz, sadece bir ıstakoz değildi; arzu, tuhaflık ve gerilim taşıyan bir simgeye dönüşebilirdi. Bir ayakkabı başa yerleştiğinde işlevini kaybeder ama anlamını büyütürdü. İşte sürrealizmin modaya açtığı kapı tam da buydu: tanıdık olanı yabancılaştırmak, gündelik olanı sarsmak ve görünürde sıradan olan nesnelere yeni bir zihinsel yük bindirmek. Bu nedenle Dalí’nin modadaki etkisi, birkaç ikonik tasarımdan ibaret okunamaz. Asıl kırılma, modanın ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir fikir alanı olarak çalışmaya başlamasında yatıyordu. Schiaparelli ile Birlikte Açılan Yeni Alan 1930’larda Elsa Schiaparelli, dönemin pek çok tasarımcısından ayrışan cesur bir yol izledi. O, giysiyi yalnızca siluet, kumaş ve zanaat üzerinden değil; sanat, ironi ve hayal gücü üzerinden de kuruyordu. Dalí ile kurduğu yaratıcı diyalog ise bu yaklaşımı daha da görünür hale getirdi. Bugün hâlâ hafızalarda yer eden Lobster Dress, Shoe Hat, Tears Dress ve Skeleton Dress gibi parçalar, couture tarihinin en çarpıcı örnekleri arasında anılıyor. Çünkü bu tasarımlar yalnızca sıra dışı görünmüyordu; izleyicide bir duygu ve düşünce hareketi yaratıyordu. Zarif bir elbisenin üzerine yerleştirilen ıstakoz motifi, bakışı bir anda huzurlu yüzeyden çıkarıp tuhaf bir çağrışım alanına taşıyabiliyordu. Bir şapkanın ayakkabı formunda tasarlanması ise modanın ciddiyetini bozuyor, onun aynı zamanda bir oyun alanı olduğunu da ilan ediyordu. Bakıldığında burada önemli olan şey yalnızca “ilk kez yapılmış olması” değil. Daha önemlisi, modanın bu işbirliğiyle birlikte anlatı kuran, izleyiciyi içine çeken ve açıklamaktan çok ima eden bir dile kavuşmuş olması. Güzel Olanla Tekinsiz Olan Arasında Metmuseum - Design House Schiaparelli French Designer Elsa Schiaparelli Italian winter 1937–38 Dalí’nin modaya bıraktığı mirasın gücü, güzelliği bozmasında değil; güzelliğin içine çatlak yerleştirmesinde saklıydı. Onun dokunduğu yerde şıklık tek başına yeterli olmadı. Şıklığın içine mizah, gerilim, beden, rüya ve bilinçdışı sızdı. Tam da bu nedenle ortaya çıkan parçalar yalnızca estetik değil, psikolojik bir etki de taşıyordu. Bu yaklaşım modada yeni bir alan açtı. Giysi artık sadece bedeni örten değil, izleyicinin algısıyla oynayan bir yüzeye dönüştü. Bir elbise arzu kadar tedirginlik de taşıyabilirdi. Bir aksesuar hem zarif hem de alaycı olabilirdi. Moda, ilk kez bu kadar açık biçimde bir çelişkiler dili konuşuyordu. Bugün çağdaş modada hâlâ güçlü bulunan pek çok yaklaşımın kökünde de bu kırılma var. Kavramsal koleksiyonlar, abartılı aksesuarlar, bedenin sınırlarını bozan siluetler ya da ironiyi estetik bir araç olarak kullanan tasarım dilleri, bir bakıma Dalí’nin açtığı o erken kapının içinden geçmeye devam ediyor. Bu metnin hazırlanmasında Victoria and Albert Museum (V&A), Philadelphia Museum of Art, The Metropolitan Museum of Art, Maison Schiaparelli arşivi ve Fundació Gala-Salvador Dalí kaynak hattı esas alınmıştır.

  • Buluşuyla Yepyeni Bir Sektör Yaratan Kadın: Stephanie Kwolek

    Bazı keşifler, laboratuvar defterinde küçük bir not gibi başlar. Hatta bazen “hata” diye kenara itilmek üzeredir. Stephanie Kwolek’in hikâyesi de tam böyle bir anda doğdu. Yanlış gibi görünen bir sıvının, dünyayı değiştirmeye giden ilk adım olduğu anda. 1960’ların ortasında DuPont’un araştırma laboratuvarlarında Kwolek, sentetik lifler üzerine çalışıyordu. Hedefi netti. Aşırı koşullara dayanabilecek kadar güçlü, ama aynı zamanda hafif bir malzeme bulmak. Günler birbirini kovalarken deneyler yapıyor, farklı formülleri deniyor, sonuçları dikkatle izliyordu. Derken bir gün, beklediği gibi “doğru” görünmeyen bir şey elde etti. Bulutlu, su gibi akışkan, sütlü bir polimer çözeltisi… Oysa çoğu polimer çözeltisi yoğun ve berrak olurdu. Bu karışım inceydi, bulanıktı, tuhaf bir şekilde “hatalı” duruyordu. Laboratuvarda bu tür anlar genellikle hızlı karar anlarıdır. Ve Kwolek’in amiri de kararını vermişti: “Çöpe at.” Ama Kwolek o cümleyi duyduğunda, içinde başka bir şey kıpırdadı. Derin bir merak. O sıvıda “yanlış”tan çok “farklı” bir ihtimal seziyordu. Vazgeçmedi. Laboratuvar teknisyenini ikna etti; “Bir test daha,” dedi. “Sadece bir test.” Ve o test, tarihin yönünü değiştirdi. Çözeltiyi liflere dönüştürdüklerinde, beklenen olmadı. Lif kopmadı. Naylon gibi davranmadı. Daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemedi. Üstelik ortaya çıkan malzeme neredeyse imkânsız bir dengeyi kuruyordu. Çelikten beş kat daha güçlüydü ama fiberglastan daha hafifti. DuPont bu yeni malzemeye Kevlar adını verdi. Kwolek’in “yanlış gibi görünen” sıvısından, ürünleşmiş bir teknolojiye dönüşmesi yaklaşık 10 yıl sürdü (1965–1975). Ama piyasaya çıktığı anda, yalnızca bir ürün değil, yeni bir çağ başlattı. Kevlar kısa sürede hayatın bambaşka alanlarına yayıldı. Kurşungeçirmez yelekler, kasklar, uzay aracı bileşenleri, lastikler, tekne gövdeleri, fiber optik kablolar… Gücün hafiflikle buluştuğu her yerde, Kevlar bir çözüm olarak belirdi. 1987’den bu yana IACP/DuPont Kevlar Survivors’ Club, vücut zırhı sayesinde hayatı kurtulan 3.100’den fazla görevliyi belgelendirdi. Hatta bazı anlatılar, Kevlar giyen görevlilerin gövde bölgesinden vurulduklarında öldürülme olasılığının %76 daha düşük olduğunu söyler. İşin acı-tatlı tarafı ise şuydu. Stephanie Kwolek, bu buluştan hiçbir zaman milyonlar kazanmadı. DuPont Kevlar’dan milyarlarca dolarlık gelir elde etti; Kwolek ise maaşını aldı. Ama onun kazandığı şey, bambaşka bir ölçekteydi. Bir gün birinin hayatta kalacağını bilerek işine devam etmenin sessiz gücü. Kariyeri boyunca cam tavanları da sessizce çatlatmaya devam etti. DuPont’ta üstün teknik başarı için verilen Lavoisier Madalyası’nı alan ilk kadın oldu. 1995’te National Inventors Hall of Fame’e giren dördüncü kadın oldu. 1996’da National Medal of Technology ile onurlandırıldı. Kwolek’in hayat çizgisi ise baştan beri sıradan değildi. 1923’te Pennsylvania’da, Polonyalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Gençliğinde modaya ilgi duydu; bir ara moda tasarımcısı olmak istedi, sonra doktor olmayı düşündü. 1946’da tıp fakültesi için para biriktirmek amacıyla DuPont’ta işe girdi. Ama bilim onu içine çekti; laboratuvarda bulduğu heyecan, tıp fakültesi hayalini sessizce geride bıraktı. Kimyada kadınların nadir görüldüğü bir dönemde, başını eğip çalıştı. Onu en iyi anlatan cümlelerden biri kendisine ait: “Ben kendimi bir araştırma kimyageri olarak görüyordum ve diğer araştırma kimyagerlerinin herhangi biriyle kendimi eşit sayıyordum.” Yıllar sonra Virginia’lı bir polis memuru, hayatını kurtaran kurşungeçirmez yeleği ona imzalatmak isteyecekti. Kwolek 2014’te, 90 yaşında hayatını kaybetti. Ardında bıraktığı miras ise tek bir laboratuvar keşfinden çok daha büyüktü: Kevlar’la korunan her asker, her polis, her ilk müdahale görevlisi onun keşfiyle canlarını koruyordu… O, dünyayı değiştirecek bir şey icat etmeye niyetlenmemişti. Sadece… hata gibi görünen bir şeyi çöpe atmayı reddetmişti. Kevlar “yeşil” bir buluş mu? Kevlar’ın hikâyesi ilham verici; ancak sürdürülebilirlik açısından tablo daha karmaşık. Para-aramid sınıfındaki bu lifler yüksek performansları sayesinde çok uzun ömürlü olabiliyor; yani aynı işlevi gören daha kısa ömürlü alternatiflere kıyasla “daha az yenileme / daha az malzeme tüketimi” gibi dolaylı bir avantaj yaratabiliyor. Öte yandan Kevlar petrol bazlı sentetik bir polimer ve en büyük zayıf halkası, tam da gücünün kaynağı olan dayanıklılığı. Yani geri dönüşümü zor. Aramid atıklarının çoğunun uzun süre bertaraf zincirinde kalabildiği, bu yüzden “çevresel açıdan çetrefilli” bir atık akışına dönüştüğü sıkça vurgulanıyor. Ancak son yıllarda aramidleri döngüye sokmak için somut adımlar hızlandı. Örneğin bilim insanları, Kevlar/Twaron gibi aramidleri mikrodalga destekli kimyasal geri dönüşümle daha kısa sürede parçalayarak geri kazanıma uygun ara ürünlere dönüştürebilen yöntemler üzerinde çalışıyor; bir çalışmada yüksek dönüşüm oranlarına çok kısa sürede ulaşılabildiği raporlanıyor Ayrıca, üretim firesi veya atık Kevlar liflerinin farklı uygulamalarda yeniden değerlendirilmesine dair çalışmalar da var.. Markalar tarafında ise bazı yeni nesil Kevlar bazlı kumaş tasarımlarında (ör. reçinesiz yapı yaklaşımı) ayrıştırma ve geri dönüşümün kolaylaşmasına dönük “tasarımdan döngüsellik” hamleleri konuşuluyor. Kaynaklar https://sustainabilitymag.com/news/q-a-can-duponts-materials-protect-people-and-the-planet https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0959652620319466 https://www.textileworld.com/textile-world/features/2024/03/aramid-recycling-solving-a-tricky-environmental-issue

  • Moda Üretiminde Sürdürülebilirlik Sanıldığı Şey Değil

    Sürdürülebilir moda uzun süre kumaş seçimi, doğal lifler ve “çevre dostu” etiketleri üzerinden anlatıldı. Oysa gerçek dönüşüm; üretimin görünmeyen katmanlarında, yani tedarik zincirinde, boyama süreçlerinde, enerji kullanımında, stok yönetiminde ve hesap verebilirlikte gerçekleşiyor. Moda sektöründe sürdürülebilirlikten söz edildiğinde, çoğu zaman aynı görsel dil tekrar ediyor: doğal tonlar, keten dokular, organik pamuk vurgusu, birkaç yeşil yaprak ve temiz bir iletişim dili. Bu anlatının bütünüyle yanlış olduğunu söylemek güç. Ama eksik olduğu açık. Çünkü modada sürdürülebilirlik, yalnızca hangi kumaşın seçildiğiyle ilgili değil. Hatta çoğu zaman asıl mesele, tüketicinin ilk bakışta görmediği yerlerde başlıyor. Bir ürün geri dönüştürülmüş iplikten üretilmiş olabilir. Ama o ürünün hammaddesi nereden geldi, hangi ülkelerde işlem gördü, ne kadar suyla boyandı, ne kadar enerjiyle üretildi, ne kadarı atığa dönüştü ve üretimin her aşaması gerçekten izlenebilir miydi? Bugün sürdürülebilirliğin asıl ağırlığı tam da bu sorularda yatıyor. Başka bir deyişle, moda üretiminde sürdürülebilirlik bir estetik tercih değil; bir sistem tasarımı meselesi. Sürdürülebilirlik Kaynağında, Yani "İzlenebilirlik"te Başlar Bugün moda sektöründe en kritik başlıklardan biri izlenebilirlik. Çünkü artık yalnızca “neyin üretildiği” değil, “nasıl üretildiği” de önem taşıyor. Bir ürünün kaynağını izleyebilmek; kullanılan elyafı, ipliği, kumaşı, boyama sürecini, üretim tesisini ve tedarik ağını şeffaf biçimde ortaya koymak anlamına geliyor. Bu yaklaşım yalnızca etik bir tercih değil, aynı zamanda güven meselesi. Tüketici artık sadece bir ürün satın almıyor. O ürünün hikâyesini, üretim mantığını ve markanın sorumluluk anlayışını da satın alıyor. Bu yüzden bugün şeffaflık, iletişim departmanının ürettiği bir dil değil; tedarik zincirinin kurduğu bir yapı olmak zorunda. En Büyük Dönüşümlerden Biri Boyama ve Terbiyede Yaşanıyor Moda üretiminin çevresel etkisi konuşulurken, çoğu zaman gözler yalnızca hammaddelere çevriliyor. Oysa boyama ve terbiye süreçleri, sektörün en yoğun kaynak kullanan alanlarından biri. Tam da bu nedenle yeni dönemde dikkat çeken dönüşüm, yalnızca hangi rengin kullanıldığı değil, o rengin hangi yöntemle elde edildiği üzerine kurulu. Bitkisel ve mineral bazlı boyalar, susuz boyama teknolojileri, kapalı döngü su sistemleri ve kimyasal kullanımını azaltan yeni nesil prosesler burada öne çıkıyor. Bu dönüşümün önemli tarafı şu: sürdürülebilirlik artık yalnızca tasarımın değil, proses mühendisliğinin de konusu. Yani güzel bir ürün yaratmak yetmiyor. O güzelliğin arkasındaki üretim biçimi de yeniden düşünülmek zorunda. Sürdürülebilirlik Atölyede, Fabrikada ve Üretim Hattında Yaşar Moda uzun süre daha çok tasarım, imaj ve sunum üzerinden okundu. Oysa sektörün gerçek etkisi çoğu zaman üretim alanlarında şekilleniyor. Enerji verimli makineler, dijital kesim sistemleri, yenilenebilir enerji kullanımı, LED aydınlatma altyapıları ve üretim kayıplarını azaltan hassas planlama modelleri; bugün sürdürülebilir dönüşümün sessiz ama güçlü unsurları arasında yer alıyor. Bu alanlar çoğu zaman kampanya görsellerine taşınmıyor. Çünkü dikkat çekici görünmeyebilirler. Ama sektörün gerçek dönüşümü, çoğu zaman tam da orada başlıyor. Sürdürülebilir moda bazen bir koleksiyon hikâyesinde değil, üretim hattındaki görünmeyen bir iyileştirmede kendini gösterir. Deadstock’un Yeniden Değeri "Fazlalıktan Tasarım Stratejisine" Moda endüstrisinin en yapısal sorunlarından biri fazla üretim. Bu fazla üretimin bıraktığı kumaşlar, rulolar, stoklar ve yarım kalmış materyaller ise uzun yıllar “artan” ya da “kullanılamayan” olarak görüldü. Oysa bugün deadstock kavramı bambaşka bir yerden okunuyor. Deadstock kullanımı, yalnızca atığı değerlendirmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda tasarımın sınırlı kaynakla yeniden düşünülmesi anlamına geliyor. Bu yaklaşım, modada nadirlik, özgünlük ve seçicilik kavramlarını da başka bir yere taşıyor. Yani sürdürülebilirlik bazen daha çok üretmekte değil; zaten var olanı daha akıllıca değerlendirmekte başlıyor. Sertifikalar Ne Söyler, Ne Söylemez? Sürdürülebilirlik anlatısında en çok görünür olan unsurlardan biri de sertifikalar. GOTS, GRS, OEKO-TEX, B Corp gibi standartlar elbette önemli. Çünkü belirli denetim mekanizmaları ve ölçülebilir kriterler sunuyorlar. Ancak burada kritik bir ayrım var: sertifika bir başlangıç olabilir, ama tek başına bütün hikâyeyi anlatmaz. Bir markanın gerçekten dönüşüp dönüşmediğini anlamak için yalnızca etikete değil, o etiketin üretim modeline nasıl yansıdığına bakmak gerekir. Sertifika varsa ama izlenebilirlik yoksa, enerji kullanımı sorgulanmıyorsa, fazla stok stratejisi değişmiyorsa ya da iletişim ile operasyon arasında boşluk bulunuyorsa, o zaman sürdürülebilirlik hâlâ yüzeyde kalabilir. Kısacası sertifikalar önemlidir. Ama onları anlamlı kılan şey, markanın bütünsel yaklaşımıdır. Asıl Yanlış Anlaşılma Nedir? Moda sektöründe sürdürülebilirlik denildiğinde hâlâ pek çok kişi, bunu daha doğal görünen bir ürün estetiğiyle eş tutuyor. Oysa mesele “doğal görünmek” değil, daha sorumlu bir sistem kurmak. Bu nedenle sürdürülebilirliği yalnızca malzeme tercihi üzerinden okumak, dönüşümün büyük kısmını gözden kaçırmak anlamına geliyor. Gerçek değişim; tedarik zinciri görünür olduğunda, boyama süreçleri yeniden tasarlandığında, enerji kullanımı optimize edildiğinde, stoklar farklı yönetildiğinde ve markalar söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeyi kapattığında başlıyor. Mesele Daha Az Değil, Daha Doğru Üretmek Bugün modada sürdürülebilirlik bir yan başlık değil. Yeni kalite anlayışının kendisi. Bu yüzden artık gündemimizde “Bir ürün sürdürülebilir görünüyor mu?” sorusu değil,“ Bu ürünün arkasındaki sistem gerçekten dönüşüyor mu?” sorusu yer almalı. Çünkü modanın geleceği yalnızca döngüsel, şeffaf ve sorumlu olmak zorunda değil. Aynı zamanda daha dürüst, daha ölçülebilir ve daha bütünlüklü olmak zorunda. Ve belki de artık kabul etmemiz gereken şey, Sürdürülebilirliğin, modanın üstüne sonradan giydirilen bir kavram değil, modanın bundan sonra nasıl üretileceğini belirleyen yeni temel olması.

  • Çöpe Gitmeyen Hikâyeler

    Mah-Roc’un çıkış noktası yalnızca atığı dönüştürmek değil; modanın unuttuğu emeği, malzemeyi ve sürekliliği yeniden görünür kılmak. Moda uzun zamandır yalnızca neyin güzel göründüğüyle değil, neyin görünmez kaldığıyla da ilgili. Bir koleksiyonun vitrindeki hali kadar, onun arkasında biriken kumaş yığınları, boşa harcanan emek, görünmeyen atık ve sessizce normalleşen üretim alışkanlıkları da bu hikâyenin parçası. Roksan Sarfati’nin kurduğu Mah-Roc tam da bu görünmeyen alana bakıyor: atığı estetik bir malzemeye dönüştürmek için değil, sistemin alıştığı israf diline itiraz etmek için. Bu söyleşide Sarfati ile yalnızca “sürdürülebilir tasarım”ın ne olduğuna değil, onun pratikte ne talep ettiğine konuşuyoruz: ayıklamanın görünmeyen emeğine, etik üretimin gerçek ağırlığına, zanaatin bugünkü hayata nasıl Sizi hızlı modadan koparan “an” neydi? Ordu’da gördüğünüz o kumaş yığınıyla yüzleştiğiniz gün, “tamam, artık başka türlü” dedirten şey tam olarak ne oldu? Aslında tekstil sektörünün içinde büyüdüm; kumaşın, üretimin ve atığın ne demek olduğunu çok küçük yaşlardan beri biliyorum. Ama Ordu’da gördüğüm o kumaş yığını gerçekten bir kırılma anıydı. Tonlarca kumaşın, henüz hiç kullanılmadan, sadece koleksiyon değiştiği için kenara atıldığını görmek beni çok sarstı. O an şunu düşündüm: Bu kadar emek, su ve insanın dokunduğu bir şeyi bu kadar kolay çöpe atabiliyorsak, sistemde ciddi bir sorun var. Kendime şu soruyu sordum: Ben bu sistemin bir parçası mı olacağım, yoksa başka bir yol mu arayacağım? Mah-Roc aslında o sorunun cevabı olarak doğdu. O gün bugündür peşinizden gelen bir cümle var mı? Kendinize tekrar ettiğiniz, kararlarınızı filtreleyen bir cümle… (Mesela “bir parçayı çöpe atmak yerine…” diye başlayan.) Kendime sık sık hatırlattığım bir düşünce var: “Bir kumaşın hikayesi çöpte bitmemeli.” Bir parçayı atmak yerine ona ikinci bir hayat verebilir miyiz diye düşünmek, tasarım sürecimin başlangıç noktası. Çünkü bir kumaş sadece bir malzeme değil; arkasında emek, su, zaman ve üretim süreci var. Bazen o kumaş bir çantaya dönüşüyor, bazen küçük bir detay oluyor, bazen de başka bir üretimin parçası olarak yaşamaya devam ediyor. Benim için tasarım çoğu zaman yeni bir şey üretmekten çok, var olan bir şeyin hikayesini devam ettirmek anlamına geliyor. Temel fikir hep aynı: malzemenin ömrünü uzatmak ve ona hak ettiği değeri yeniden hatırlatmak. “Atık kumaş” kulağa romantik gelebiliyor; gerçek ise çoğu zaman zor. Nemlenmiş, yırtılmış, kirlenmiş kumaşları toparlama–ayıklama sürecinde en görünmeyen emek nerede? İnsanların hiç bilmediği “asıl zahmet” ne? İnsanlar çoğu zaman sadece son ürünü görüyor. Oysa en büyük emek ürün ortaya çıkmadan önce başlıyor. Toplanan kumaşlar çoğu zaman karışık halde geliyor: nemlenmiş, kirlenmiş, bazen yırtılmış. Önce temizleniyor, sonra tek tek ayrılıyor. Renklerine, dokularına ve boyutlarına göre sınıflandırılıyor. Bazen çok küçük bir parça bile kullanılabilir diye saklanıyor. Asıl zorluk şu: tek tip olmayan malzemelerle üretim yapmak. Her parça farklı olduğu için seri üretim mantığıyla ilerleyemiyorsunuz. Her tasarım yeniden düşünülmek zorunda kalıyor. Tasarım tarafında sizi en çok zorlayan paradoks hangisi: özgürlük mü, sınır mı? Hazır kumaş seçmediğiniz için “seçenek” azalıyor; ama ortaya biricik işler çıkıyor. Sizce yaratıcılık en çok hangi kısıtta parlıyor? Aslında sınırlar. Ama paradoks şu ki yaratıcılık çoğu zaman tam da o sınırların içinde parlıyor. Hazır kumaş seçtiğinizde seçenek çoktur ama tasarım bazen daha öngörülebilir olur. Atık kumaşla çalıştığınızda ise seçenekler sınırlı görünür ama kombinasyonlar sonsuzdur. Kısıt, tasarımcıyı gerçekten düşünmeye zorlar. “Yavaş moda” dediğiniz şey sizce sadece hız meselesi değil—bir etik meselesi. Sizin sözlüğünüzde etik üretim hangi 3 ilkeye dayanıyor? (Ücret, çalışma koşulu, şeffaflık, yerellik, dayanıklılık… hangileri olmazsa olmaz?) Benim için üç temel ilke var: adil emek, şeffaflık ve dayanıklılık. Üretimde çalışan herkesin emeğinin karşılığını alması çok önemli. Aynı şekilde bir ürünün nereden geldiğini saklamamak gerekiyor. Ve en önemlisi, üretilen şeyin uzun süre kullanılabilir olması. Bir ürün bir sezon sonra atılıyorsa, ne kadar “sürdürülebilir” etiketi taşısa da benim için anlamını kaybediyor. Ürünlerinizde Karadeniz’in kültürel mirası güçlü bir damar. Bu mirası “folklorik süs”e düşmeden, bugünün hayatına taşımanın ölçüsü ne? Bir deseni ya da tekniği seçerken kendinize sorduğunuz kontrol sorusu ne? Kendime sorduğum soru aslında çok basit: “Bu teknik bugün de yaşasaydı nasıl görünürdü?” Geçmişi birebir kopyalamak yerine, o dokuma tekniklerini ve motifleri bugünün hayatına adapte etmeye çalışıyorum. Günlük hayatta kullanılabilen, modern bir objede yaşayabiliyorsa o zaman gerçekten anlamlı oluyor. Bunu da tek başıma yapılan bir tasarım süreci olarak görmüyorum. Daha çok kolektif bir çalışma gibi ilerliyor. Üreticiyle sürekli bir diyalog halinde oluyoruz; bir yandan ona güncel kullanım biçimlerini ve tasarım yaklaşımını gösteriyorum, diğer yandan da onun yılların deneyiminden ve teknik bilgisinden öğreniyorum. Bu karşılıklı alışveriş sayesinde geleneksel teknikler sadece korunmuyor, aynı zamanda bugünün hayatında yeniden anlam bulabiliyor. Bir çantanın “hikâyesi” var diyorsunuz: Peki bunu nasıl kanıta dönüştürüyorsunuz? Bir tüketici sizden şunu istese: “Bu parçanın nereden geldiğini, nasıl dönüştüğünü görmek istiyorum.” Ona bugün ne gösterebilirsiniz; yarın neyi gösterebilir olmayı hedefliyorsunuz? Bugün bunu en çok üretim sürecini paylaşarak yapıyoruz. Kumaşın nereden geldiğini, nasıl temizlendiğini, nasıl kesildiğini ve nasıl ürüne dönüştüğünü gösteriyoruz. Ama ileride bunu daha da görünür kılmak istiyorum. Her parçanın küçük bir “malzeme hikâyesi” olmasını hayal ediyorum. Tükeitici o çantanın hangi kumaşlardan doğduğunu ve hangi atölyede üretildiğini gerçekten görebilsin. Sürdürülebilirlikte en zor konuşulan yer: fiyat.“Biricik ve emek yoğun” üretimi erişilebilir kılmak için hangi stratejileri denediniz? (Sınırlı sayıda üretim, ön sipariş, tamir/onarım, modülerlik gibi.) Bu konuda sizi en çok eleştiren soru ne oluyor? Bu konunun en zor tarafı şu: sürdürülebilir üretim çoğu zaman daha pahalıdır. Biz bunu dengelemek için küçük koleksiyonlar üretmek, eldeki malzemeye göre tasarım yapmak ve sınırlı sayıda üretmek gibi yöntemler deniyoruz. En çok gelen soru genelde şu oluyor: “Sürdürülebilir ama neden pahalı?” Ben de hep şunu söylüyorum: Aslında pahalı olan bu değil. Hızlı moda gerçek maliyetini bize göstermediği için ucuz görünüyor. Sizin hikâyenizde tasarım kadar eğitim de var: kadınlara eğitimler, okullar, üniversitelerle iş birlikleri… Bir atölyeye giren bir öğrencinin 2 saat sonra “bakış açısı değişmiş” diyerek çıkması için, ona tek bir şey öğretecek olsanız bu ne olurdu? Sanırım ona önce malzemeye bakmayı öğretirdim. Çünkü çoğu zaman tasarım eğitimi formdan, trendden ya da estetikten başlıyor. Oysa bana göre tasarım malzemeyle başlar. Bir kumaş sadece bir yüzey değil; arkasında tarım var, su var, üretim var, insan emeği var. Bir tasarımcı bunu gerçekten fark ettiği anda bakış açısı tamamen değişiyor. O noktadan sonra artık “nasıl daha çok üretirim?” diye değil, “var olanı nasıl daha anlamlı kullanırım?” diye düşünmeye başlıyor. Ve bence sürdürülebilir tasarımın başlangıcı tam olarak o an. 5 yıl sonrasına gidelim: Mah-Roc büyüdüğünde neyin büyümesini istemiyorsunuz? Daha çok üretim mi, daha çok etki mi? Ölçeklenirken “yavaş” kalabilmek için şimdiden koyduğunuz kırmızı çizgi ne? Üretimin kontrolsüz şekilde büyümesini istemiyorum. Mah-Roc çok üretmek için kurulmuş bir marka değil; etki yaratmak için kurulmuş bir marka. Eğer büyüyecekse, üretim miktarı değil hikâyenin ulaştığı insan sayısı büyüsün isterim. “Yavaş” kalabilmek için koyduğum en büyük kırmızı çizgi ise şu: malzemeyi ve üretimi tanımadığım bir noktaya asla gitmemek.

  • Moda Neden Kendi Ürünlerinin Peşine Düştü?

    İkinci el moda artık sektörün kenarında duran “iyi niyetli bir sürdürülebilirlik kategorisi” değil. Son haftalarda bu konunun haber akışlarında yer alması da tesadüf değil. eBay’in Depop’u 1,2 milyar dolara satın alma kararı, Poshmark’in büyük uygulama yenilemesi ve New Balance’ın resale programını giyime genişletmesi, ikinci elin artık yalnızca bir tüketim tercihi değil; büyüme, veri ve envanter stratejisi haline geldiğini gösteriyor. Reuters’a göre eBay, Depop anlaşmasının 2026 GMV büyümesine 1-2 puan katkı yapmasını bekliyor. Poshmark ise resale deneyimini daha editoryal, daha kişiselleştirilmiş ve daha moda odaklı bir zemine taşımaya çalışıyor. New Balance da ikinci eli, ayakkabıdan hazır giyime genişleterek bunu geçici bir kampanya değil, işletme modeli olarak konumlandırıyor. Bunun arkasında yalnızca kültürel bir yön değişimi yok; çok güçlü bir pazar gerçeği var. Business of Fashion’ın 2026 görünümüne göre küresel tüketicilerin yüzde 59’u 2026’da ikinci el alışveriş yapmaya açık olduğunu söylüyor. Aynı analiz, ikinci el pazarının 2025-2027 arasında birincil pazardan iki ila üç kat daha hızlı büyüyeceğini; ABD’de online resale’in 2024’te ikinci el harcamalarının yüzde 88’ini oluşturduğunu ve 2027’ye kadar 34 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini aktarıyor. ThredUp’ın 2025 Resale Report sayfası ise küresel ikinci el hazır giyim pazarının 2029’da 367 milyar dolara çıkacağını öngörüyor. Yani mesele artık “insanlar ikinci el alır mı?” değil; “bu büyümeden kim pay alacak?” sorusu. Tam da bu yüzden markalar geri dönmek istiyor. Çünkü yıllarca ürünlerinin ikinci hayatını platformlara, bağımsız satıcılara ve gri piyasa dinamiklerine bıraktılar. Oysa bugün yeniden gördükleri şey şu: İkinci el yalnızca satış sonrası alan değil, marka değerinin uzatılmış sahası. FashionUnited’ın Mart 2026 analizinde vurguladığı gibi markalar resale’i içeri almak istiyor; çünkü böylece fiyatlama rehberliğini, kalite kontrolünü, hikâye anlatımını ve müşteri deneyimini ellerinde tutabiliyorlar. Coach bunu yıllardır daha kurumsal bir değişime dönüştürüyor. Coach resmi olarak duyurduğu gelişme ile (Re)Loved üzerinden trade-in kredisi, onarım, yeniden kullanım ve yeniden tasarım ekosistemi kurduğunu; ikinci el bir Coach ürününü satın almanın yeni bir ürüne kıyasla karbon ayak izini yüzde 76 azaltabildiğini söylüyor. Rolex ise “Certified Pre-Owned” programını doğrudan marka garantisi, servis ve doğrulama ile kuruyor. Başka bir deyişle markalar ikinci ele dönmüyor; kendi ürünlerinin ikinci ömrünü yeniden markalaştırıyor. Burada asıl kritik nokta, ikinci elin artık sadece “eski ürünü yeniden satmak” olmaması. Bu alan giderek returns, kozmetik kusurlu stok, sample, deadstock ve mağazaya geri dönen ürünlerin yönetildiği operasyonel bir sisteme dönüşüyor. Poshmark’in yeni yönetimi bunu çok açık tarif ediyor; “Amaç, piyasadaki büyük envanter yığınının çözüm ortağı olmak.” New Balance Reconsidered’in da aynı mantıkla ürünlerini değerlendirdiğini belirtiyor. Pprogram, giyilmiş ya da kozmetik nedenlerle sıfır ürün olarak satılamayan parçaları denetleyip indirimli şekilde yeniden satışa çıkarıyor. Archive ortaklığıyla 2024’te başlayan modelde trade-in voucher, mağaza teslimi, lojistik temizlik ve yeniden listeleme gibi aşamalar zaten tanımlanmıştı; Mart 2026’da giyime genişlemesi bu yapının ölçek kazandığını gösteriyor. Resale artık bir “PR uzantısı” değil, tersine tedarik zincirinin yeni katmanı. Finansallar da bu dönüşümün romantik değil, ticari olduğunu gösteriyor. ThredUp 2025’i 310,8 milyon dolar gelirle kapattı; bu yıllık yüzde 20 artış anlamına geliyor. Aktif alıcı sayısı 1,65 milyona, sipariş sayısı 6,08 milyona çıktı ve şirket 2026 için de çift haneli büyüme öngörüyor. The RealReal 2025’te 2,13 milyar dolar GMV’ye ulaştı; bu bir önceki yıla göre yüzde 16 artış. Dördüncü çeyrekte GMV büyümesi yüzde 22 oldu ve kârlılık göstergeleri belirgin biçimde iyileşti. Bloomberg/BoF haberine göre Vestiaire Collective de 15 yılı aşkın sürenin ardından ilk yıllık kârını 2026’da bekliyor. Vinted ise 2024 gelirini yüzde 36 artırıp 813,4 milyon euroya çıkarırken net kârını yüzde 330 yükseltti. Yani ikinci el artık yalnızca hacim üreten değil, olgunlaşan ve kârlılık üretebilen bir alan olarak okunuyor. Talebin neden şimdi hızlandığını anlamak da zor değil Tüketici, bir yandan fiyat baskısı altında; diğer yandan yeni ürünün değerine daha sert bakıyor. Reuters’ın Bain verilerine dayanan haberine göre lüks sektörde yıllar süren agresif fiyat artışları tüketicide yabancılaşma yarattı. Poshmark cephesinden gelen yorumlar da aynı doğrultuda: gelir eşitsizliği, yanlış yönetilen çok markalı perakende yapısı ve Covid sonrası aşırı fiyatlanan lüks, tüketiciyi ikinci ele yaklaştırıyor. İkinci el burada yalnızca “ucuz alternatif” olmuyor; aynı zamanda fiyatın, hikâyenin ve kalıcılığın yeniden müzakere edildiği alan haline geliyor. Bugünün tüketicisi sadece daha az ödemek istemiyor; ödediği bedelin karşılığını da görmek istiyor. İkinci el artık kültürel olarak da “ikincil” görünmüyor. Mart 2026’da British Vogue’un eBay sponsorluğunda düzenlediği Vintage Sale, pre-loved parçaların yalnızca tasarruf ekonomisinin değil, editoryal arzunun da parçası haline geldiğini gösterdi. Poshmark’in yeniden tasarımı da tam bu nedenle dikkat çekici. Platform alışveriş deneyimini salt listeleme mantığından çıkarıp trend odaklı keşif, editoryal içerik ve kişisel önerilerle güçlendirmeye çalışıyor. Bu da bize ikinci elin estetik statüsünün değiştiğini söylüyor. Pre-loved artık yalnızca bütçe dostu değil; kürasyon, tat ve moda otoritesiyle de ilişkilendiriliyor. Yine de burada kolaycı bir iyimserliğe kapılmamak gerekiyor. Vogue’un 2025 resale raporları analizinin altını çizdiği gibi, ikinci el satışlar hızla büyüyor ama gerçek çevresel etkinin kanıtlanması hâlâ zor. Aynı yayının bir başka analizinde de, Kuzey’deki resale patlamasının yüksek kaliteli ikinci el ürünleri erken aşamada çekip Güney’e daha düşük nitelikli tekstil akışı bırakabildiği; yani atık krizini sadece yer değiştiren bir sistem de üretebildiği anlatılıyor. Başka bir deyişle ikinci elin yükselişi otomatik olarak sürdürülebilirlik zaferi demek değil. İkinci elin gerçekten dönüştürücü olabilmesi için yeni üretimi ikame etmesi, ürün ömrünü uzatması ve atığı sistematik biçimde azaltması gerekiyor. Fakat düzenleyici çerçeve de markaları zaten bu yöne itiyor. Avrupa Komisyonu’na göre büyük şirketler için satılamayan giysi ve ayakkabıların imhası yasağı 19 Temmuz 2026’da başlayacak. Orta ölçekli şirketler içinse takvim 2030. Fransa tarafında da 2020 tarihli anti-waste yasası satılamayan gıda dışı ürünlerin yok edilmesi yerine yeniden kullanım, bağış veya geri dönüşümü zorunlu kılıyor; 2023’ten beri kıyafet ve ayakkabılar için onarım desteği de devrede. Yani resale artık yalnızca talep tarafının değil, regülasyonun da zorladığı bir yönelim. Önümüzdeki dönemde “elden çıkarmak” yerine “değerlendirmek” kurumsal zorunluluk haline gelecek. 2026’da ikinci el moda yükselmiyor; moda, ürünlerinin ikinci hayatını kaybetmek istemediği için ikinci ele doğru yeniden örgütleniyor. Bugünün büyük meselesi markaların resale’e girip girmeyeceği değil. Asıl konu; “Markalar bu alanı bir indirim kanalı gibi mi yönetecek, yoksa değer, izlenebilirlik, onarım, trade-in ve kültürel konumlandırma ile gerçek bir ikinci yaşam ekonomisi mi kuracak?” İkinci elin geleceğini belirleyecek olan şey tam da bu tercih olacak.

  • Sürdürülebilir Moda'da Neler Oldu - Nisan 26

    Sürdürülebilir Moda’da son dönemde gerçekleşen haberlere baktığımızda gündemin artık daha az “manifesto”, daha çok “mekanizma” ürettiğini görüyoruz. Regülasyon tarafında veri altyapısı ve EPR, yatırım tarafında geri dönüşüm kapasitesi, marka tarafında ise kısa vadeli ölçülebilir hedefler ve daha kontrollü iletişim öne çıkıyor. Başka bir ifadeyle, sektör sürdürülebilirliği bir pazarlama başlığı olmaktan çıkarıp işletim sistemi haline getirmeye çalışıyor; fakat bunun gerçekten işlemesi için hâlâ ölçek, maliyet ve güvenilir veri sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Ölçümün standardizasyonu, dekarbonizasyonun finansmanı, izlenebilirliğin otomasyonu ve sürdürülebilirlik iddialarının kamusal olarak daha sert test edilmesi. Yani sektörün dili “iyi niyet”ten “altyapı”ya kayıyor. Gelin gündeme birlikte bakalım.. Döngüsel tasarım spor giyimde de görünürleşiyor. ASICS, 3 Mart’ta Studio Hagel iş birliğiyle geliştirilen NEOTIDE modelini tanıttı. Marka bu modelleri döngüsel üretim yolculuğunun devamı olarak sunarken, ürün sayfasında tasarımın deadstock malzemelerden ilham alan bir yaklaşım taşıdığı belirtiliyor. Bu tür lansmanlar, spor giyimde “sürdürülebilir koleksiyon” söyleminden “ürünün sökülmesi, yeniden kullanımı ve malzeme mantığı”na kayan yeni dili güçlendiriyor. ASICS Mikroplastik konusu yeniden yükselişte. Leeds Üniversitesi ve Şili Katolik Üniversitesi araştırmacılarının, yıkama koşulları altında liflerin nasıl hareket edip koptuğunu daha iyi izlemeye yönelik yeni bir laboratuvar metodolojisi geliştirdiğini açıkladı. Avrupa Parlamentosu’nun özetinde de sentetik giysilerin yıkanmasının birincil mikroplastiklerin yaklaşık yüzde 35’iyle ilişkilendirildiği belirtiliyor. 16 Mart’ta Netflix’te yayına giren The Plastic Detox ise bu tartışmayı popüler kültüre taşıdı; moda tarafında Sparxell gibi boya/renklendirme inovasyonlarının görünürlüğünü de artırdı. PubMed Karbon ölçümünde yeni dönem başladı. Apparel Impact Institute, 10–11 Mart’ta yayımladığı Energy and Carbon Benchmark v1.0 ile tekstil tesislerinde enerji kullanımı ve emisyonları süreç bazında karşılaştırmayı hedefleyen yeni bir referans aracı devreye aldı. Araç; enerji kaynağına, malzeme tipine ve üretim prosesine göre daha ayrıntılı kıyaslama yapmayı mümkün kılıyor ve pilot aşamada H&M Group, AEO, Gap, Target, J.Crew Group ve PVH gibi şirketlerle test edildi. API H&M Group ve EY, CFO’lara açık mesaj verdi Tedarikçi dekarbonizasyonu artık maliyet değil, değer koruma meselesi. 12 Mart’taki duyurularına göre, tedarik zinciri karbonsuzlaştırmasının şirket değeri, dayanıklılık ve risk yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu savunuyor. Raporda finans liderlerinin Scope 3 azaltımını hızlandırmak için finansman modelleri, yönetişim araçları ve iş birliği mekanizmaları kurması gerektiği vurgulanıyor. H&M Shein, hızını artık bir hizmet olarak satıyor. Xcelerator programı üzerinden Shein, kendi talep odaklı üretim, lojistik ve e-ticaret altyapısını dış markalara açıyor. Shein’in kendi sitesine göre programda 20 marka yer alıyor ve toplam 400 milyon dolar+ birleşik gelir raporlanıyor; Business of Fashion da bu açılımı küçük markaların Shein’in üretim ve lojistik ağını doğrudan kullanabildiği yeni bir model olarak çerçeveliyor. Bu, stok riskini azaltma vaadi taşısa da, benim okuma biçimimle, ultra-hızlı moda döngüsünü daha geniş bir marka evrenine yayma riskini de beraberinde getiriyor. Shein Çiftlik tarafında olumlu veri geldi. CottonConnect, 11 Mart’ta Impact Report 2025’i yayımladı. Kurum, REEL programları kapsamında daha düşük kimyasal girdi kullanımıyla daha yüksek kârlılık ve tam izlenebilirlik iddiasını öne çıkardı; sektörel haberlerde de çiftçi kârlarında güçlü artış ve TraceBale üzerinden yüzde 100 izlenebilirlik vurgulandı. Bu başlık, sürdürülebilirliğin yalnızca “daha az zarar” değil, aynı zamanda tarımsal verimlilik ve gelir modeli olarak konuşulmaya devam ettiğini gösteriyor. CC Elyaftan elyafa geri dönüşümde ticari ölçek testi hızlandı. Worn Again Technologies, 6 Mart’ta İsviçre Winterthur’da Textile-to-Fibre Accelerator tesisini devreye aldığını açıkladı. Şirket, bu tesisle atık polikoton tekstillerden polyester ve selülozu geri kazanma sürecinin teknik ve ekonomik fizibilitesini gerçek ölçekte test etmeyi amaçlıyor. WAT İzlenebilirlikte yapay zekâ katmanı güçleniyor. Retraced’in yeni Tracing AI aracı, tedarik zinciri doğrulamasını satın alma siparişi belgeleri üzerinden otomatikleştirmeyi hedefliyor. Sourcing Journal’a göre sistem; tedarik zinciri yapısı, belge türü ve belge içeriği düzeyinde kontrol yapıyor, daha önce 60–90 dakika sürebilen doğrulamaları dakikalara indirebildiğini söylüyor. TAI Recommerce artık sadece ayakkabı değil, gardırobun tamamı. New Balance, 11 Mart’ta Reconsidered ikinci el platformunu giyimi de kapsayacak şekilde genişlettiğini duyurdu. Bu hamle, markalı resale’in ayrı bir yan proje olmaktan çıkıp daha geniş ürün kategorilerine yayılan ana iş modeli bileşenine dönüştüğünü gösteriyor. NB İkinci el platformları artık yalnızca satış yeri değil, trend üreticisi olmak istiyor. Depop, stilist ve editör Gabriella Karefa-Johnson’ı 2026’nın resmi trend sözcüsü olarak açıkladı. Depop, yaklaşık 43,5 milyon kayıtlı kullanıcıya dayanan topluluk verisini kültürel sinyal olarak kullanmak istediğini söylüyor; bu da resale platformlarının “kültürel editörlük” rolünü daha görünür biçimde üstlendiğini gösteriyor. Depop Greenwashing baskısı sertleşiyor. Deutsche Umwelthilfe, 3 Mart’ta Primark’ı 2026 Goldener Geier adayları arasına aldı; eleştirinin odağında şirketin kendi oluşturduğu “Primark Cares” etiketi var. DUH, bu etiketin bağımsız bir sertifika olmadığını ve hızlı, yüksek hacimli iş modelini perdeleyen bir sürdürülebilirlik algısı yaratabileceğini savunuyor. Bu başlık, 2026’da markaların yalnızca ne söylediklerinin değil, hangi kanıtla söylediklerinin de daha sert sorgulandığını gösteriyor. DUH Higg sonrası yönetişim de yeniden tasarlanıyor. Cascale, 5 Mart’ta Technical Advisory Council’ı duyurdu. Yeni kurul, Higg Index çerçevesiyle birlikte Better Buying ve Sustainable Furnishings Council araçlarının teknik önceliklerine rehberlik etmek için oluşturuldu; amaç daha güvenilir, kapsayıcı ve yapılandırılmış karar alma süreçleri kurmak. TAC Avustralya üretimi yeniden sanayi politikası konusu haline geliyor. Australian Fashion Council ve R.M.Williams, 12 Mart’ta National Manufacturing Strategy for Australian Fashion and Textiles 2026–2036 yol haritasını başlattı. Strateji, yerli üretim kapasitesini yeniden kurmayı, teknoloji yatırımlarını artırmayı ve izlenebilir, yüksek katma değerli yerel üretimi güçlendirmeyi hedefliyor. AFC California tekstil EPR’si artık “izleme” aşamasına geçti. American Circular Textiles, 19 Mart’ta SB 707 uygulamasını izlemek için halka açık bir Implementation Tracker duyurdu. Bu araç, markalar ve tedarik zinciri aktörleri için hangi kararların alındığı, hangi noktaların hâlâ netleşmediği ve sonraki adımların ne olacağı konusunda merkezi bir referans noktası olmayı hedefliyor. Bu, tekstilde genişletilmiş üretici sorumluluğunun artık teoriden operasyon tasarımına geçtiğini gösteriyor. ACT Dijital Ürün Pasaportu tartışması soyutluktan çıktı. Avrupa Komisyonu’nun JRC birimi, 19 Mart’ta ESPR kapsamındaki Digital Product Passport veri gereksinimlerinin nasıl belirleneceğine dair metodolojiyi yayımladı. Belge, hangi verilerin neden pasaporta gireceğini tarif ederken bunları zorunlu, güçlü biçimde önerilen ve gönüllü katmanlara ayırıyor; ayrıca erişim hakları, veri yönetişimi ve veri ayrıntı düzeyi gibi konuları da çerçeveliyor. Moda açısından bu, DPP’nin artık yalnızca “gelecek vaadi” değil, hazırlanılması gereken somut bir bilgi mimarisi olduğu anlamına geliyor. JRC Avrupa’ya tekstilden tekstile geri dönüşüm için büyük bir sermaye çağrısı geldi. BCG ile ReHubs’un 23 Mart tarihli çalışmasına göre Avrupa, 2025’te yaklaşık 15,2 milyon ton tekstil atığı üretiyor; bunun yalnızca 1,5 milyon tonu toplanıp ayrıştırılıyor. 2035’e kadar tekstilden tekstile geri dönüşümü anlamlı ölçeğe taşımak için sistemin 2,7 milyon ton seviyesine çıkması ve bunun için yaklaşık 8–11 milyar avro CAPEX ile yıllık 5–6,5 milyar avro OPEX gerekeceği hesaplanıyor. Haber değeri burada yalnızca rakamlar değil; döngüselliğin artık “teknoloji bulunduysa olur” değil, ciddi bir sanayi yatırımı meselesi olarak masaya gelmesi. BCG AB tekstil kurallarında “sadece geri dönüştürülmüş içerik yetmez” itirazı yükseldi. 25–26 Mart hattında gündeme gelen mektupla 15 AP üyesi, yaklaşan ESPR tekstil kurallarının yalnızca geri dönüştürülebilirlik ve geri dönüştürülmüş içerik etrafında şekillenmemesi, aynı zamanda sürdürülebilir kaynaklı yenilenebilir malzemeleri de hesaba katması gerektiğini savundu. Bu çıkış, 2026’daki en önemli tartışmalardan birini netleştiriyor: tekstil politikası yalnızca geri dönüşümü mü ödüllendirecek, yoksa pamuk ve yün gibi liflerde kaynak kullanımının niteliğini de mi tanıyacak? EN H&M cephesinde üçlü bir hareket vardı: araç seti, söylem kurulu, raporlama. Önce H&M Foundation 23 Mart’ta, Accenture ile geliştirdiği açık erişimli System Map toolkit’i yayımladı; amaç, markalar, tedarikçiler, yatırımcılar ve politika yapıcıların tekstil sistemini daha bütüncül okuyup emisyon azaltımında kaldıraç noktalarını birlikte bulabilmesi. Ardından H&M ile Stella McCartney’nin Insights Board’u 24 Mart’ta ilk Londra toplantısını yaptı; görüşmelerde malzemeler, inovasyon, şeffaf iletişim ve hayvan refahı öne çıktı. Son olarak H&M Group, 26 Mart’ta 2025 sürdürülebilirlik raporunu yayımladı ve 2019 bazına göre Scope 3 emisyonlarında %34,6 düşüş, %91 geri dönüştürülmüş ya da sürdürülebilir kaynaklı malzeme ve %32 geri dönüştürülmüş içerik açıkladı. Bu üçlü birlikte okunduğunda, H&M’in sürdürülebilirliği hem anlatı hem yönetişim hem de performans raporlaması düzeyinde yeniden konumlandırdığı görülüyor. HM Ralph Lauren, sürdürülebilirliği yeniden “dayanıklılık stratejisi” olarak çerçeveledi. Şirket 24 Mart’ta Timeless by Design 2030 planını duyurdu. Dört sütunlu yapı; tedarik zinciri ortaklıkları, doğal kaynaklar, ekipler ve topluluklar etrafında kuruluyor; pamuk tarafında regenerative ve/veya recycled cotton vurgusu da merkezde. BMH açısından asıl önemli nokta şu: sürdürülebilirlik burada bir yan proje gibi değil, şirketin uzun vadeli iş dayanıklılığına bağlanan ana kurumsal mimari olarak sunuluyor. RL Shein, döngüselliği “davranış değişikliği” değil “alışkanlıklara uyum” olarak anlatmaya başladı. Şirketin 25 Mart tarihli 2025 Global Circularity Study’si, 21 pazarda 15.461 SHEIN müşterisine dayanıyor ve tüketici kararlarında fiyat, uyum ve günlük kullanımın belirleyici olduğunu söylüyor. Çalışma, yeniden giyme, onarım ve devretme gibi davranışların zaten pratik ihtiyaçlar içinde ortaya çıktığını savunuyor. Ama bu veri seti doğrudan SHEIN müşterilerine dayandığı için, bunu bağımsız pazar gerçeğinden çok Shein’in kendi müşteri tabanına dair bir davranış okuması olarak görmek daha doğru olur. Shein Naylon geri dönüşümünde yatırım iştahı arttı. Lululemon’un da katıldığı yatırım turunda Epoch Biodesign, 25 Mart’ta duyurulan 12 milyon dolarlık fonla naylon 6,6 geri dönüşümünü ticarileştirmeyi hızlandırdı. Şirket, enzimatik süreçle kullanım ömrü sonundaki naylon 6,6’yı virgin-kalite monomerlere dönüştürdüğünü ve bunun geleneksel üretime kıyasla %80’e kadar daha düşük CO₂ potansiyeli taşıdığını söylüyor. Bu başlık önemli çünkü moda tarafında polyester kadar konuşulmayan naylon için artık daha somut ölçeklenme senaryoları oluşuyor. ESGToday Polikoton ayrıştırmada yeni bir oyuncu sermaye topladı. İsveç merkezli Renasens, 25–26 Mart hattında duyurulan turda 10 milyon avro yatırım aldı. Şirketin çözümü, modifiye süperkritik CO₂ ile karışımlı tekstillerin rengini söküp lifleri su kullanmadan, toksik kimyasallar olmadan ayırmayı hedefliyor; yeni sermayenin Borås’ta pilot tesis kurulumuna gitmesi planlanıyor. Bu haber, karışımlı tekstillerin geri dönüşümü tarafında “laboratuvar deneyi” ile “sanayi pilotu” arasındaki eşiğin geçilmeye çalışıldığını gösteriyor. ESG Today Hammadde verisi daha rafine hale geliyor. Textile Exchange, 26 Mart’ta ilk cotton LCA çalışmasını yayımladı. Çalışma; organik, rejeneratif, geri dönüştürülmüş ve konvansiyonel sistemleri kapsıyor, dokuz ülkeden veri içeriyor ve klasik LCA’nın ötesine geçerek LCA+ yaklaşımıyla biyolojik çeşitlilik, toprak sağlığı ve sosyal etkiler gibi alanları da hesaba katmaya çalışıyor. Markalar açısından bu, “pamuk daha iyi mi daha kötü mü?” gibi kaba sorulardan çok, hangi pamuk, nerede, hangi üretim sistemiyle? sorusuna geçiş anlamına geliyor. TE Fashion for Good, biyobazlı polyester için kütle dengesi modelini saha testine taşıdı. Kurum 26 Mart’ta Mass Balance Demonstrator projesini duyurdu. Proje, biyokütle atfedilmiş PET’in mevcut üretim altyapısına fiziksel ayrıştırma olmadan sokulup zincir boyunca muhasebe mantığıyla izlenmesini hedefliyor. Buradaki asıl mesele, yeni altyapının tamamını beklemeden daha düşük fosil bağımlılığına sahip girdileri sisteme sokabilmek. Bu da 2026’da sürdürülebilir materyal tartışmasının yalnızca “yeni lif bulmak” değil, mevcut endüstriyel sistemi nasıl dönüştürülebilir kılmak olduğuna işaret ediyor. FG

  • Giysi Bir Mekân Olabilir mi?

    Moda ile Mimarlık Arasındaki Yeni Diyalog Beaux Arts Ball 1931 Pencereler, çatılar, sütunlar, cepheler ve evler… Moda son yıllarda mimarlıktan yalnızca görsel bir ilham almıyor; kimi zaman bir binanın hafızasını, kimi zaman bir şehrin siluetini, kimi zaman da çocukluk evinin melankolisini bedene taşıyor. Ancak bu ilişkinin en güçlü hâli, bir binayı doğrudan kıyafete dönüştürmekte değil; mekân duygusunu giysiyle yeniden kurabilmekte saklı. Moda ile mimarlık ilk bakışta iki ayrı disiplin gibi görünebilir. Biri bedenle, diğeri yapıyla ilgilenir. Biri daha geçici, diğeri daha kalıcıdır. Biri mevsimlerle değişir, diğeri çoğu zaman yıllarca, hatta yüzyıllarca ayakta kalır. Ama daha yakından bakıldığında ikisinin ortak dili oldukça güçlüdür: oran, hacim, yüzey, strüktür, malzeme, hareket ve insan bedeni. Bir ceket, omuz çizgisiyle bedene yeni bir duruş kazandırabilir. Bir korse, gövdenin sınırlarını yeniden tanımlayabilir. Bir palto, bedeni dış dünyadan ayıran koruyucu bir kabuk gibi çalışabilir. Bu açıdan giyinmek de aslında mimari bir eylemdir. Sabah üzerimize aldığımız her parça, bedenimizle çevre arasında küçük bir yapı kurar. Beaux Arts Ball 1931 Bu yüzden moda ile mimarlık arasındaki ilişki yeni değil. 1931’de New York’ta düzenlenen Beaux Arts Ball, bu ilişkinin en ikonik tarihsel anlarından biri olarak anılır. O gece bazı mimarlar, şehirde tasarladıkları binaları temsil eden kostümlerle baloya katılmıştı; Stewart Walker Fuller Building, Leonard Schultze Waldorf-Astoria, Ely Jacques Kahn ise Squibb Building olarak görünmüştü. Bir anlamda New York’un mimari hafızası, o gece insan bedeni üzerinde yürümüştü. Bugün ise bu ilişki daha karmaşık, daha görsel ve daha tartışmalı bir noktaya taşınmış durumda. Artık mesele yalnızca “bina gibi görünen kıyafetler” değil. Moda evleri, fotoğrafçılar ve tasarımcılar mimariyi bazen marka arşivinin bir sembolü, bazen kişisel hafızanın bir nesnesi, bazen de bedenin yeniden inşa edildiği bir alan olarak kullanıyor. Bina Giymek mi, Mekânı Taşımak mı? Moda eğitiminde sıkça duyulan bir uyarı vardır: “İlham aldığın binayı doğrudan bedene koyma.” Bu uyarı, özellikle tasarım öğrencileri için önemlidir. Çünkü bir binayı birebir kıyafete çevirmek çoğu zaman fikri güçlendirmek yerine basitleştirebilir. Tasarım, kolayca kostüme, sahne dekoruna ya da yalnızca sosyal medyada dikkat çekmek için yapılmış bir objeye dönüşebilir. Ancak son yıllarda bazı örnekler bu kuralı bilinçli biçimde esnetiyor. Başarılı olduklarında, mimariyi yalnızca şekil olarak değil; hafıza, atmosfer, oran, yüzey, ışık, disiplin ve aidiyet olarak yorumluyorlar. Bu noktada önemli ayrım şu: Bir kıyafet gerçekten bir binaya mı benziyor? Yoksa bir mekânın hissini mi taşıyor? İkinci cevap, çoğu zaman çok daha ilginç. Moda Fotoğrafında Mimari Hafıza: Szilveszter Makó ve Willem Dafoe Son dönemde moda ile mimarlık ilişkisini en şiirsel biçimde yorumlayan isimlerden biri Macar fotoğrafçı Szilveszter Makó. Makó’nun görsel dünyasında ev, yalnızca bir yapı değil; çocukluk, disiplin, melankoli, muhafazakâr zarafet ve Doğu Avrupa hafızasıyla yüklü bir sembol gibi çalışıyor. Willem Dafoe için hazırlanan GQ Italia çekiminde görülen ev biçimli başlık, ilk bakışta sürreal ve teatral bir obje gibi algılanabilir. Ancak Makó’nun anlatısında bu görüntü çok daha kişisel bir yerden geliyor. House of Photography, bu portrenin Makó’nun kendi çocukluk anısından beslendiğini; Dafoe’nun başının yerleştirildiği ev biçimli yapının sanatçının geçmişiyle ilişkili olduğunu aktarıyor. Bu örnek, moda ile mimarlık ilişkisi açısından oldukça önemli. Çünkü burada mimari, doğrudan “giyilebilir bina” olmak için kullanılmıyor. Bir başlık var, ev formu var, ancak temel biçim değil; hafızanın bedene yerleşmesi olarak okunuyor Makó’nun kadrajında ev, korunma ve sıkışma arasında gidip gelen bir sembol gibi duruyor. Bir yandan çocukluk evini, aile düzenini ve geçmişin sıcaklığını çağrıştırıyor; diğer yandan başı çevreleyen kapalı yapısıyla disiplin, sınır ve melankoli hissi yaratıyor. Bu yüzden Dafoe portresi, moda fotoğrafında mimarlığın nasıl daha duygusal ve zihinsel bir alana taşınabileceğini gösteren örneklerden. Burada mimarlık, cephe ya da dekor değil; karakterin iç dünyasını çevreleyen bir atmosfer. Ev Taşınabilir mi? Hussein Chalayan’ın “Afterwords” Anlatısı Moda ile mimarlık ilişkisinin en güçlü örneklerinden biri de, kuşkusuz Hussein Chalayan’ın 2000 tarihli Afterwords çalışmasıdır. Bu projede oturma odası mobilyaları giysi ve aksesuarlara dönüşür. Sandalye kılıfları elbiseye, sehpa ise eteğe dönüşerek podyumda bedenle birlikte hareket eder. Mudam’ın koleksiyon notlarında Afterwords, Chalayan’ın en sembolik işlerinden biri olarak tanımlanır; çalışma moda, sanat, mimarlık ve tasarım arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Kimileri bu işin hem tasarımcının çocukluk hafızasından, hem de aniden evini terk etmek zorunda kalan insanların deneyiminden beslendiğini belirtir. Bu örneği önemli kılan şey, “ev” fikrini yalnızca estetik bir dekor olarak değil, göç, kayıp, aidiyet ve taşınabilir hafıza üzerinden ele almasıdır. Chalayan’ın işi aslında bir iç soruya/ sorgulamaya dönüşür. Ev dediğimiz şey gerçekten duvarlardan mı oluşur? Yoksa yanımızda taşıdığımız nesnelerden, alışkanlıklardan, kumaşlardan ve hatıralardan mı? Bu açıdan Afterwords, giyilebilir mimarinin en literal değil, en derin örneklerinden biridir. Çünkü burada beden, binaya benzemez; ama ev fikrini taşır. Bedenin Yeniden İnşası: Comme des Garçons ve Mimari Hacim Mimarlık modaya her zaman pencere, çatı ya da bina formu olarak girmez. Bazen yalnızca hacim düşüncesiyle girer. Rei Kawakubo’nun Comme des Garçons için hazırladığı Spring/Summer 1997 “Body Meets Dress, Dress Meets Body” koleksiyonu bu açıdan hâlâ en radikal örneklerden biri. MoMA’nın koleksiyon anlatımına göre bu defilede modellerin karın, kalça, sırt ve omuz bölgelerine yerleştirilen dolgularla bedenin alışılmış silüeti dönüştürülmüştü. Koleksiyon, güzellik normlarını, kadın bedeninin idealize edilmiş sınırlarını ve giysinin bedeni nasıl yeniden kurduğunu tartışmaya açmıştı. Bu koleksiyonda ortada bir bina yoktur. Ne pencere vardı ne kolon ne de cephe. Ama mimari düşünce çok güçlüydü. Çünkü giysi, bedeni yeniden inşa eden bir hacim sistemine dönüşmüştü. Kawakubo’nun önerdiği beden, düzeltilecek ya da ideal ölçülere yaklaştırılacak bir yüzey değildir. Aksine, bozulabilir, şişebilir, genişleyebilir, norm dışına taşabilir. Bu da mimarlığın en temel sorularından birine yaklaşır. Bir form, içinde yaşayan bedeni nasıl değiştirir? Yaşayan Strüktürler: Iris van Herpen ve Mimarlığın Biyolojik Yorumu Iris van Herpen ise mimarlığı daha teknolojik, biyolojik ve strüktürel bir yerden ele alır. Onun couture dünyasında giysi, bedeni örten bir yüzey olmaktan çok, bedenle birlikte hareket eden canlı bir sistem gibi düşünülür. Van Herpen’in Hybrid Holism koleksiyonunda Kanadalı mimar ve sanatçı Philip Beesley’nin Hylozoic Ground isimli çalışmasından ilham aldığı belirtiliyor. Iris van Herpen’in kendi koleksiyon anlatısında Beesley’nin responsive yani tepki veren mimari yerleştirmelerinin, gelecekte şehrin yaşayan bir varlık gibi çalışabileceği fikrini taşıdığı ifade ediliyor. Bu örnek, moda ile mimarlık ilişkisinin yalnızca görsel benzerlikten ibaret olmadığını gösterir. Van Herpen için mimarlık bir cephe değil, bir organizma mantığıdır. Malzeme, hareket, teknoloji ve beden birlikte düşünülür. Burada giysi küçük bir bina gibi değil; nefes alan, genişleyen, tepki veren bir strüktür gibi çalışır. Bu da “giyilebilir mimari” kavramını çok daha sofistike bir düzleme taşır. Marka Hafızası Olarak Mimarlık: Dior ve 30 Avenue Montaigne Bazı moda evleri için mimarlık, doğrudan marka tarihini görünür kılmanın bir yolu da olabiliyor. Bu noktada Dior’un 30 Avenue Montaigne adresi özel bir anlam taşır. Christian Dior’un modaevini kurduğu bu tarihi adres, yalnızca bir bina değil; maison’un başlangıç hafızasıdır. Dior’un AW19 Haute Couture defilesinde Maria Grazia Chiuri, mimarlık, sanat ve tasarım fikirlerini koleksiyonun merkezine yerleştirmişti. La Galerie Dior’un anlatımına göre defilenin seti, sanatçı Penny Slinger tarafından mimarlığa bir saygı duruşu olarak kurgulanmış; aynı zamanda 30 Avenue Montaigne adresine de gönderme yapılmıştı. Defilenin kapanışındaki “fashion sculpture” ise giysinin formu ve işlevi üzerine kavramsal bir yorum olarak sunulmuştu. Bu örnek, mimarinin moda markaları için nasıl bir arşiv dili kurabileceğini gösterir. Bir adres, bir cephe ya da bir bina; yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Markanın başlangıç anlatısını, estetik kodlarını ve tarihsel meşruiyetini taşır. Dior için 30 Avenue Montaigne, bir konumdan fazlasıdır. Bir köken imgesidir. Şehir Silüeti Olarak Giysi: Virgil Abloh ve Rahul Mishra Mimarlık bazen tek bir binadan değil, bir şehrin tamamından ilham alır. Virgil Abloh’un Louis Vuitton için hazırladığı AW21 koleksiyonundaki şehir silüetli puffer tasarımlar bu açıdan dikkat çekicidir. Bu tasarımlar, Chicago ve Paris gibi kentlere gönderme yapan mimari yüzeyleri bedene taşırken, giysiyi bir tür “giyilebilir şehir kartpostalı”na dönüştürür. Designboom, bu puffer ceketleri Louis Vuitton FW21 erkek koleksiyonunun mimari projeler içeren parçaları olarak ele almıştı. Fotoğraf: Ritik for Rahul Mishra Virgil Abloh’un mimarlık eğitimi düşünüldüğünde, bu örnek yalnızca görsel bir oyun olarak okunmamalı. Burada şehir, kimlik ve moda arasında güçlü bir bağ vardır. Chicago, Abloh için yalnızca bir skyline değildir; kültürel bir başlangıç noktası, kişisel bir hafıza ve yaratıcı bir altyapıdır. Daha güncel bir başka örnek Rahul Mishra’nın Pale Blue Dot koleksiyonu üzerinden okunabilir. Vogue Arabia’ya verdiği röportajda Mishra, koleksiyonun NASA’nın Voyager 1 görevi ve Carl Sagan’ın “Pale Blue Dot” anlatısından beslendiğini; aynı zamanda kirlilik, kayıp ve gezegenin geleceğine dair derin bir kaygı taşıdığını anlatıyor. Fotoğraf: Ritik for Rahul Mishra Mishra’nın dünyasında mimari, yalnızca kent silüeti olarak değil; insanın gezegen üzerinde kurduğu yapılı çevrenin kırılganlığı üzerinden anlam kazanır. Bu da moda-mimarlık ilişkisini ekolojik bir okumaya açar: İnşa ettiğimiz şehirler, giydiğimiz kıyafetler ve yaşadığımız dünya aynı sorunun farklı yüzleri olabilir. Teatral Mimari ve Kırmızı Halı: Jaden Smith’in “Vampire Castle” Başlığı Moda ile mimarlık ilişkisinin en tartışmalı alanı ise kırmızı halı ve sahne estetiğinde ortaya çıkar. 2025 Grammy Ödülleri’nde Jaden Smith’in taktığı ABODI imzalı Vampire Castle başlığı bunun en görünür örneklerinden biri oldu. Vanity Fair, parçanın ABODI tarafından yaratıldığını, Transilvanya tarihi ve vampir efsanelerinden ilham aldığını; Szilveszter Makó’nun da parçada iş birliği yapan isimlerden biri olduğunu aktarıyor. Aynı haberde Willem Dafoe’nun da GQ çekimi için benzer bir başlık kullanmıştı Solda Jaden Smith’in “Vampire Castle” - Sağda Abodi'nin Vampir Şatosu Başlığı. Bu örnek, görsel olarak güçlü ve medyatik açıdan etkili. Ancak aynı zamanda çok önemli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor: Giyilebilir mimari ne zaman anlamlı bir sanat nesnesi olur, ne zaman yalnızca dikkat çekici ama işlevsiz bir gösteri objesine dönüşür? Sosyal medyada bu tip parçalar için yapılan “kimsenin giymeyeceği bir kıyafet için apartman üretmek” eleştirisi hafife alınmamalı. Çünkü sürdürülebilir moda açısından bakıldığında, bir tasarımın hikâyesi kadar kullanım ömrü, üretim mantığı, yeniden dolaşıma girme ihtimali ve gerçekten ne kadar “yaşayan” bir nesne olduğu da önemlidir. Bir parça yalnızca bir gece konuşulmak için üretildiyse, bu güçlü bir görsel olabilir; ama sürdürülebilir bir moda önerisi olmayabilir. Benzer örneklerden biri de JW Anderson’ın SS25 erkek koleksiyonunu oldu. İngiliz ev kültürüne gönderme yapan pencere ızgaraları, kırmızı tuğla yüzeyler, boyalı ahşap kapılar ve klasik sash window estetiği bu açıdan dikkat çekiciydi. Louis Vuitton ise Spring-Summer 2023 koleksiyonunda Nicolas Ghesquière imzasıyla Maison de Famille çantasını sundu; marka bu parçayı Asnières’teki tarihi Louis Vuitton evinin minyatür bir yorumu olarak tanımlıyor. Dior tarafında ise 30 Avenue Montaigne, yalnızca bir adres değil; Christian Dior’un 1946’da modaevini kurduğu tarihsel merkez olarak markanın kimliğinde özel bir yere sahip. Maria Grazia Chiuri’nin AW19 haute couture defilesinde mimarlığa yapılan vurgu da bu nedenle yalnızca dekoratif değil, hafıza odaklı bir anlatıydı. Dior’un kendi arşiv anlatısında bu defilenin 30 Avenue Montaigne’e ve mimariye saygı duruşu niteliği taşıdığı özellikle vurgulanıyor. Virgil Abloh’un Louis Vuitton AW21 koleksiyonunda Chicago ve Paris silüetlerini andıran şehir manzaralı puffer tasarımları ise mimarlığı daha grafik ve kültürel bir yerden ele aldı. Abloh’un mimarlık geçmişiyle ilişkilendirilen bu parçalar, kıyafeti bir tür “giyilebilir şehir kartpostalı”na dönüştürdü. Abodi Transylvania’nın Bran Castle’dan ilham alan Vampire Castle Bag’i ise mimari referansı gotik, teatral ve koleksiyon nesnesi estetiğiyle buluşturuyor; marka çantayı Bran Castle’ın siluetinden yola çıkan mimari bir parça olarak konumlandırıyor. Mimariyi Giymek Nasıl Daha Rafine Olur? Mimarlık ile modanın ilişkisi yalnızca podyumda ya da kırmızı halıda kalmak zorunda değil. Günlük giyimde de mimari referanslar çok daha sakin, zamansız ve kullanılabilir biçimde yorumlanabilir. Önemli olan, binayı birebir bedene taşımak değil; mimari bir hissi kıyafetin diline çevirebilmektir. Kırmızı tuğla cephe hissi: Kiremit tonlarında bir triko, kahverengi deri ayakkabılar ve bej bir pantolonla sıcak, kentli ve zamansız bir apartman cephesi duygusu yaratılabilir. Pencere ızgarası fikri: İnce kareli bir blazer, düz beyaz gömlek ve geometrik formlu bir çanta; pencereyi doğrudan kullanmadan grid düzenini silüete taşır. Sütun etkisi: Dikey pililer, uzun çizgili kumaşlar, net omuzlar ve aşağı doğru akan monokrom kombinler bedeni daha dik, güçlü ve mimari gösterebilir. Kapı ve eşik duygusu: Koyu yeşil, bordo ya da lacivert gibi boyalı ahşap kapıları çağrıştıran aksesuar renkleri; özellikle trençkot, yün palto veya loafer gibi klasik parçalarla birleştiğinde İngiliz townhouse estetiğini hatırlatabilir. Taş bina hissi: Gri, kum, krem ve taş tonlarında katmanlı kombinler; sert değil, sakin ve rafine bir mimari atmosfer yaratır. Bu tür yorumlar, sürdürülebilirlik açısından da daha anlamlıdır. Çünkü parçalar yalnızca “konsept” olmak için değil, uzun süre kullanılabilecek bir gardırobun parçası olarak var olur. Sürdürülebilirlik Açısından Kritik Soru: Bu Parça Yaşayacak mı? Moda ile mimarlık ilişkisi büyüleyici olabilir. Ama her büyüleyici görüntü sürdürülebilir değildir. Bir binadan ilham alan kıyafetin değerini yalnızca ne kadar fotojenik olduğu belirlemez. Bunu belirleyen; Bu parça gerçekten kullanılacak mı? Koleksiyon dışında hayat bulacak mı? Malzemesi, üretim süreci ve saklanma biçimi anlamlı mı? Yoksa yalnızca viral olmak için mi tasarlandı? Sorularına verilecek cevaplardır. Sürdürülebilir moda açısından bakıldığında, en iyi tasarım yalnızca güçlü bir hikâyeye sahip olan değil; uzun ömürlü, onarılabilir, tekrar kullanılabilir, duygusal bağ kurabilen ve zamana direnebilen tasarımdır. Bu nedenle mimariden ilham alan moda tasarımlarını değerlendirirken iki ucu birlikte düşünmek gerekir. Bir yanda arşiv değeri, sanat nesnesi olma potansiyeli ve yaratıcı ifade vardır. Diğer yanda ise üretim sorumluluğu, kullanım gerçekliği ve kaynak tüketimi. Moda mimarlıktan ilham alacaksa, yalnızca binanın cephesini değil, iyi mimarlığın sorumluluğunu da hatırlamalı: İşlev, dayanıklılık, bağlam ve insanla kurulan ilişki. Beden Bir Cephe Değil, Yaşayan Bir Mekân Moda ile mimarlık arasındaki ilişki, en iyi hâlinde yalnızca “ilginç görünen” parçalar üretmez. Bize bedenin de bir mekân olduğunu hatırlatır. Bir giysi bedeni örter, ama aynı zamanda onu şekillendirir. Korur, sınırlar, açar, saklar, gösterir. Tıpkı bir ev gibi. Tıpkı bir kapı, pencere ya da cephe gibi. Bu yüzden moda mimarlıktan ilham aldığında asıl mesele binayı bedene koymak değildir. Asıl mesele, mimarlığın taşıdığı duyguyu, hafızayı ve strüktürü giysinin diline çevirebilmektir. Bir pencere deseni yalnızca pencere olduğu için değil, dışarı bakma fikrini taşıdığı için etkileyici olabilir. Bir kapı formu yalnızca dekoratif bir detay değil, geçiş ve eşik duygusu yarattığında anlam kazanır. Bir ev başlığı yalnızca sürreal bir obje değil, çocukluk hafızasını ve melankoliyi taşıdığında güçlenir. Bir couture formu yalnızca hacimli olduğu için değil, bedeni yeniden düşündürdüğü için kalıcı olur. Moda bazen bir ev gibi korur. Bazen bir pencere gibi açar. Bazen bir şehir gibi hafıza taşır. Bazen de bedenin etrafında küçük, geçici ama çok anlamlı bir mekân kurar. KAYNAKLAR Kaynakça / References ArchDaily, U.S. National Archives, House of Photography, Dazed, Mudam, MoMA, Iris van Herpen, The Metropolitan Museum of Art, La Galerie Dior, Vogue UK, Louis Vuitton, Vanity Fair, Vogue Arabia, MOCA.

  • Met Gala Bu Yıl Kırmızı Halıyı Adeta Yaşayan Bir Galeriye Dönüştürdü

    “Fashion Is Art” temasıyla başlayan gecede pek çok isim, ünlü tabloları, heykelleri ve sanat tarihinden güçlü referansları kıyafetlerine taşıdı. Kimi doğrudan bir eseri yeniden yorumladı, kimi ise bir tablonun renk paletini, duruşunu ya da ruhunu bedende yeniden kurdu. Öne çıkan yorumlar arasında Hunter Schafer’ın Gustav Klimt’in Mäda Primavesi eserini çağrıştıran Prada görünümü, Kendall Jenner’ın Winged Victory of Samothrace heykeline referans veren Zac Posen imzalı GapStudio tasarımı ve Gracie Abrams’ın Klimt’in Portrait of Adele Bloch-Bauer I eseriyle ilişkilendirilen Chanel görünümü vardı. Sanat tarihi okumaları bununla da sınırlı değildi: Charli XCX, Van Gogh’un Irises tablosuna; Jessica Kayll ise Monet’nin Water Lilies eserine gönderme yapan görünümlerle dikkat çekti. Rosie Huntington-Whiteley’nin Burberry tasarımı ise John Singer Sargent’ın meşhur Portrait of Madame X portresinden ilham aldı. Metropolitan Sanat Müzesi’nin bu yılki çerçevesi, modayı yalnızca estetik bir tercih olarak değil; beden üzerinde şekillenen, taşınan ve yeniden yorumlanan bir sanat alanı olarak düşünmeye davet ediyor. Bu nedenle kırmızı halıdaki görünümler de sadece “güzel elbiseler” olarak değil, sanat tarihine açılan küçük görsel okumalar gibi değerlendirilebilir. Tanınabilir tablolar, heykelsi formlar ve ressamların renk dünyaları; bu kez tuvalde değil, hareket eden bedenlerde yeniden hayat buldu. Gracie Abrams, Adele Bloch-Bauer'in Portresi'nden (Gustav Klimt) - Tasarım Chanel - Dimitrios Kambouris - Getty Images Emma Chamberlain, Vincent van Gogh'un "Çiftçili Kapalı Tarla" tablosundan esinti - Tasarım Mugler - Reuters Hunter Scahfer, Gustav Klimt, Mäda Primavesi 1912–1913 eserinden ilham aldı - Tasarım Prada - Julian Hamilton - Getty Images Kendall Jenner, Samothrace Kanatlı Zafer Heykeli esintisi (MÖ 190 civarı, Helenistik Yunanistan) - Tasarım Zac Posen - Jamie McCarthy / Getty Images Kylie Jenner, Venüs de Milo'dan (Antakyalı İskender) esinlenerek tasarlanmış Schiaparelli elbisesiyle - Reuters SZA, Emily Adams Bode Aujla'daki (AFP) Oxum'dan (Joana Lana) ilham aldı - Reuters Jordan Roth, Robert Wun'da (Reuters) Pygmalion ve Galatea'dan (Jean Léon Gérôme) ilham aldı - Reuters Ciara, Nefertiti büstünden esinlendi (MÖ yaklaşık 1345, Antik Mısır) Celia Kritharioti - Jamie McCarthy - Getty Images Rachel Zegler, Prabal Gurung'un "Lady Jane Grey'in İnfazı" (Paul Delaroche) adlı eserinden esinlendiği kıyafeti - Reuters Madonna, Aziz Antonius'un Şeytan Tarafından Ayartılması- Leonora Carrington, 1945. Anthony Vaccarello imzalı Saint Laurent kıyafetiyle -Jamie McCarthy // Getty Images Heidi Klum, “Veiled Vestal” heykeli Raffaelle Monti - Mike Coppola/Getty Images Mona Patel, Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı'ndan esinlendi. Tasarım Dolce & Gabba Kim Kardashian Allen Jones, 2015 tarafından yapılan A Model Model heykeli - Michael Buckner//Getty Images Hailey Bieber Yves Saint Laurent Fall 1969, Claude Lalanne tasarımından ilham almış- Anthony Vaccarello tarafında tasarlanan Saint Laurent imzalı elbise - Michael Buckner-Getty Images Tyla Erté (Romain de Tirtoff), 1892–1990. Tasarım Valentino Michael Buckner - Getty Images

bottom of page