top of page

Canan Dağdeviren New York’ta Mor Cepken’le Yürüdü

Yazarın fotoğrafı: BiModaHayat
BiModaHayat
2 saat önce
3 dakikada okunur

Geçtiğimiz hafta New York’ta podyumlarda alışıldık moda hikâyelerinden oldukça farklı bir karşılaşma yaşandı.

Bir tarafta Canan Dağdeviren. Bir tarafta bilim. Diğer tarafta moda, sanat, zanaat ve kumaşların üzerinde taşınan kadın hafızası vardı.


Canan Dağdeviren New York’ta Mor Cepken’le Yürüdü

Bilim çoğu zaman sanatın ve modanın uzağında konuşulur. Biri ölçer, kanıtlar ve çözüm üretir; diğerleri hisseder, yorumlar ve anlatır diye düşünürüz.

Oysa insanı anlamaya çalışan bu alanların sınırları sandığımız kadar kesin değil.

Ve geçtiğimiz hafta New York’ta bunun oldukça güçlü bir örneğini gördük.


MIT Media Lab’de insan bedeniyle bütünleşen teknolojiler üzerine çalışan Türk bilim insanı gururumuz Canan Dağdeviren, bu kez bir laboratuvarda değil, New York Menkul Kıymetler Borsası’nın tarihi işlem salonunda kurulan bir podyumdaydı.

17 Eylül 2026’da MIT Media Lab tarafından da duyurulan etkinlik, sivil haklar kuruluşu RISE’ın “What Were You Wearing? / Üzerinde Ne Vardı?” projesinin New York Moda Haftası kapsamındaki defilesiydi. Dağdeviren de cinsel şiddet mağdurlarına yönelik suçlayıcı dili sorgulayan bu etkinliğe katılan isimler arasında yer aldı.

Fakat bu podyumun çıkış noktası alıştığımız moda haftası sorularından oldukça farklıydı.


Aynı soru, iki bambaşka anlam



Moda dünyasında “Ne giyiyordun?” sorusu son derece sıradan olabilir.

Bir kırmızı halıda, bir defilede ya da moda haftasında sorulduğunda; tasarımcıyı, yaratıcılığı, kimliği ve kişisel ifadeyi konuşmaya açar. Fakat aynı soru cinsel şiddete maruz kalan bir kişiye yöneltildiğinde bütünüyle başka bir anlam kazanır.


Ne giymiştin?

Neden onu giymiştin?

Neden oradaydın?


Sorular bazen saldırganın eyleminden uzaklaşıp mağdurun davranışına, bulunduğu yere veya kıyafetine yönelir.

RISE tam da bu anlam değişimini görünür kılmak için “What Were You Wearing?” projesini oluşturdu.

Kuruluş, cinsel şiddet mağdurlarının yaşadıklarından kıyafetlerinin sorumlu tutulamayacağını savunuyor ve çok temel bir cümlenin altını çiziyor: Kıyafet rıza değildir.


RISE’ın kendi anlatımıyla proje, moda dünyasında kimlik ve yaratıcılıkla ilişkilendirilen aynı sorunun, cinsel şiddet bağlamında nasıl mağduru suçlayan bir araca dönüşebildiğini sorguluyor. Projenin daha önce Birleşmiş Milletler Genel Merkezi, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Sağlık Örgütü ve farklı uluslararası kurumlarda sergilenen bir ayağı da bulunuyor.


RISE nedir?


Astronot, sivil haklar aktivisti ve RISE’ın kurucusu Amanda Nguyen tarafından başlatılan kuruluş, özellikle cinsel şiddet mağdurlarının hakları ve adalete erişimleri konusunda çalışan bir sivil haklar hareketi.

RISE yalnızca farkındalık kampanyaları yürütmüyor; mağdurların yasal haklarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyor. Kuruluşun savunuculuk sürecinin ardından 2022 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, cinsel şiddet mağdurlarının adalete erişimini güçlendirmeye yönelik bir kararı kabul etti. RISE ayrıca New York Moda Haftası kapsamında daha önce de cinsel şiddet mağdurları ve destekçilerini aynı podyumda buluşturan Survivor Fashion Show etkinlikleri düzenledi.


Dolayısıyla New York Menkul Kıymetler Borsası’ndaki o podyumun amacı yeni bir sezonun estetik kodlarını göstermek değildi. Moda, mesajın taşıyıcısıydı.

Katılımcıların bedenleri ve giysileri üzerinden, yıllardır mağdurlara yöneltilen bir sorunun anlamı tersine çevriliyordu.


Peki Canan Dağdeviren neden o podyumdaydı?


Canan Dağdeviren’i bu hikâyede yalnızca dünyaca tanınan bir bilim insanının sıra dışı bir moda haftası görünümü olarak okumak eksik kalır.

Dağdeviren bugün MIT Media Lab’de Media Arts and Sciences doçenti, Conformable Decoders araştırma grubunun kurucusu ve direktörü; aynı zamanda MIT Media Lab’in kadın sağlığı programı WHx’in akademik lideri. Araştırmalarının merkezinde ise insan bedeni bulunuyor.


Kaynak: Canan Dağdeviren


Dağdeviren ve ekibi; hareket, basınç, ses, elektriksel aktivite ve biyokimyasal değişimler gibi insan bedeninin ürettiği fiziksel sinyalleri okuyabilen, vücutla bütünleşebilen teknolojiler geliştiriyor. Çalışmaları özellikle giyilebilir sağlık teknolojileri ve kadın sağlığı alanında yoğunlaşıyor.


Bu nedenle o podyumda dikkat çekici bir kesişim vardı.

Laboratuvarda insan bedenini dinlemeye çalışan bir bilim insanı, bu kez toplumun kadın bedenini nasıl okuduğuna ilişkin bir mesajın parçasıydı.

Üstelik bunu yalnızca kelimelerle yapmıyordu. Dağdeviren’in üzerinde, tasarımcı, küratör ve araştırmacı İkbal Gülin Şenyuva Aktuğ tarafından kendisi için hazırlanan çağdaş bir Mor Cepken vardı: “The Purple Guard.”

Ve tam bu noktada hikâye bilimden modaya, modadan sanata, sanattan zanaata ve kültürel hafızaya doğru genişliyordu.


Hatay’ın mor ham ipeği…

Denizli’nin ipek peştemali…

Hereke dokuması ipek ve gümüş brokar…

Hatay ipek şifonu…


Geleneksel oyalar, iğne işleri ve yüründükçe hareket ederek ses çıkaran antika madalyonlar…

Türkiye’nin farklı coğrafyalarından gelen tekstil unsurları ve kadın zanaatkârların emeği, insan bedeninin geleceği üzerine çalışan bir bilim insanının üzerinde buluşmuştu. MIT’nin yayımladığı tasarım dokümantasyonu da Mor Cepken’in farklı dönem ve bölgelerden gelen tekstil ve teknikleri çağdaş zanaatla bir araya getirdiğini gösteriyor.


Belki de bu nedenle Canan Dağdeviren’in yürüyüşü birkaç dakikalık bir podyum anından çok daha fazlasına dönüştü. Çünkü moda burada yalnızca estetik değildi.

Sanat yalnızca ifade değildi.

Bilim de yalnızca laboratuvar değildi.

Üçü aynı beden üzerinde, aynı sorunun etrafında buluşuyordu:

İnsan bedenini nasıl anlıyor, nasıl koruyor ve onun hikâyesini nasıl görünür kılıyoruz?

Ve bu soruya, geçmişten bugüne taşınan başka bir hikâye eşlik ediyordu:

Mor Cepken.

 

Top Stories

1/95
bottom of page