Beklenmedik Marka İş Birlikleri Neden İlgimizi Çekiyor?
BiModaHayat
12 saat önce
11 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 saat önce
Bir cilt bakım markasıyla balık konservesi üreticisini aynı kutuda buluşturan ne? Ürün beklentileri üzerine araştırmalardan moda ve sanatın ortak tarihine, şaşırtıcı eşleşmelerin içindeki bağlantıyı arıyoruz.
Bir göz maskesinin üzerinde balık çizimi görünce insan önce biraz duruyor. Cilt bakımıyla balık konservesi arasında, günlük hayatımızda sık sık kurduğumuz bir ilişki yok. Yine de Dieux ile Fishwife’ın birlikte hazırladığı göz maskelerine bakarken bu karşılaşmanın bir dili olduğunu fark ediyoruz: çizimler, metal kutu, küçük bir nesneyi saklama isteği.
İlk anda birbirinden uzak görünen iki dünya, birkaç ayrıntı üzerinden yakınlaşıyor.
Marka iş birliklerinin ilgi çekici taraflarından biri de burada. Bazen bir ürüne bakarken ne olduğunu anlamanın yanında, neden bu şekilde düşünüldüğünü de merak ediyoruz. Tasarımın içindeki bağlantıyı yakalamak, ona biraz daha uzun bakmak için bir neden yaratabiliyor.
Bu merakı nasıl açıklayabiliriz? Ürün beklentileri üzerine araştırmalar bazı ipuçları sunuyor. Tasarım açısından ise bu ipuçları bizi başka bir soruya götürüyor: Birlikte çalıştığımızda, tek başımıza düşünemeyeceğimiz neyi keşfedebiliriz?
Bir ürünü görmeden önce onun hakkında neler biliyoruz?
“Gazlı içecek”, “gece elbisesi” veya “spor ayakkabı” dediğimizde zihnimizde bazı özellikler beliriyor.
Geçmişte gördüklerimiz, kullandıklarımız ve öğrendiklerimiz, yeni karşılaştığımız şeyi anlamamıza yardım ediyor. Ürünün nasıl görünebileceği, nerede kullanılacağı veya hangi özelliklere sahip olacağı konusunda beklentiler oluşturuyoruz.
Psikolojide bu tür bilgi ve beklenti yapıları için “şema” kavramı kullanılıyor. Şemayı, bir kategoriyi tanımak için başvurduğumuz zihinsel çerçeve olarak düşünebiliriz.
Yeni bir ürün bu çerçeveyle büyük ölçüde örtüşebilir. Bazı özellikleriyle onun dışına çıkabilir. Bazen de alıştığımız kategori içinde anlamlandırmakta zorlanacağımız kadar farklı olabilir.
Joan Meyers-Levy ile Alice M. Tybout
Joan Meyers-Levy ile Alice M. Tybout’un 1989’da yayımladığı Schema Congruity as a Basis for Product Evaluation başlıklı araştırma, bu ilişkinin ürün değerlendirmelerini nasıl etkileyebildiğini inceliyor.
İçecek araştırmasında “beklenmedik” olan neydi?
1989’da Joan Meyers-Levy ve Alice Tybout, bir içeceği üç farklı biçimde tanımlayarak, psikolog George Mandler’ın bir fikrini tüketiciler üstünde test etmek ve tepkilerini incelemek istedi.
İlk anlatım tam olarak bir gazlı içeceği tarif ediyordu ve beklentilere uygundu. Diğeri bu beklentilerin biraz dışına çıkıyordu. Üçüncü gruba ise gazlı içecekle bağdaşmayan, tuhaf bir içecek tarifi yapıldı.
Üç deneyin sonuçları, beklentilerden orta düzeyde sapan ürünlerin, tamamen uyumlu veya çok uyumsuz ürünlere göre daha olumlu değerlendirilebildiğini gösterdi.
Çalışmayı “Aynı içecek üç farklı şekilde anlatıldı ve tuhaf olan kazandı” diye özetlemek, deneyin mantığını fazla basitleştiriyor.
Araştırmaya atıf yapan sonraki bir hakemli makale, içecek tanımlarında “tamamen doğal” olma ve “koruyucu içerme” gibi özelliklerin değiştirildiğini aktarıyor. Burada önemli olan, bu bilgilerin ürünün sunulduğu kategoriyle ne kadar uyumlu olduğu.
Örneğin bir ürünü “gazlı içecek” diye tanımlamak, kişinin zihninde o kategoriye ilişkin bir beklenti oluşturabilir. “Tamamen doğal” ifadesi ise bu beklentilerin bazılarıyla örtüşmeyebilir. Bu ilişkinin nasıl algılanacağı, kişinin kategori hakkında bildiklerine de bağlıdır.
Dolayısıyla deneyde anlatılan, içeceğe eklenen gizemli bir aroma veya dekoratif bir sürpriz değil. İncelenen şey, ürün kategorisinin yarattığı beklentilerle ürün hakkında verilen bilgilerin ilişkisi.
1989 makalesinin üç deneyden elde ettiği sonuçlar, beklentilerden orta düzeyde sapmanın daha olumlu ürün değerlendirmeleri yaratabileceği düşüncesini destekliyor.
Bu bulgu, bir ürünü olabildiğince tuhaflaştırmanın iyi bir tasarım stratejisi olduğu anlamına gelmiyor. Daha dikkatli bir soru öneriyor: Bildiğimiz bir kategoriyle yeni bir özellik arasındaki ilişkiyi nasıl anlamlandırıyoruz?
Aynı fikir neden herkeste aynı karşılığı bulmayabilir?
Bir dokuma tekniği, bir tasarımcıya son derece tanıdık gelebilir. O tekniği ilk kez gören biri içinse parçanın en şaşırtıcı özelliği olabilir.
Beklenmedik iş birliklerini düşünürken bu ayrımı akılda tutmak önemli.
Laura A. Peracchio ile Alice M. Tybout’un 1996 tarihli takip araştırması, kategori hakkındaki ön bilginin rolünü inceliyor. Araştırmada, orta düzeyde uyumsuzluğun daha olumlu değerlendirilmesi örüntüsünün, kategori bilgisi sınırlı tüketicilerde ortaya çıktığı belirtiliyor. Ayrıntılı bilgi sahibi kişilerde ise belirli ürün özelliklerine ilişkin çağrışımlar daha etkili olabiliyor.
Tasarım açısından bu bulgu, izleyiciyi ve kullanıcıyı düşünmek için değerli.
Ürünü kim görecek? Hangi görsel ve kültürel referansları tanıyacak? Bir bağlantıyı ilk bakışta mı kuracak, yoksa kısa bir açıklamaya mı ihtiyaç duyacak?
Tasarladığımız şey bize çok yeni görünebilir. Ancak onun nasıl karşılanacağını anlamak için kendi bakışımızın dışına çıkmamız gerekir.
Araştırmadan marka örneklerine geçerken
Bu akademik çalışmalar, aşağıdaki marka iş birliklerini test etmiyor. Bu nedenle bir iş birliğinin başarısını doğrudan 1989 araştırmasına bağlayamayız.
Yine de araştırmaların açtığı sorularla gerçek örneklere bakabiliriz.
İlk anda beklenmedik görünen ne?
İki taraf arasındaki ilişki nerede kuruluyor?
Kullanıcı bu ilişkiyi hangi ayrıntıdan yakalayabilir?
Bu bakışla Dieux × Fishwife, Schiaparelli × Dalí ve Adidas × Run-DMC örnekleri, birbirinden farklı üç karşılaşma biçimi sunuyor: ortak bir görsel dil, tasarımın oluşumuna katılan bir sanat pratiği ve zaten hayatın içinde gelişmiş kültürel bir bağ.
Dieux × Fishwife: Küçük bir kutunun içinde buluşmak
"Bir cilt bakım markasıyla balık konservesi markası ne yapabilir?" sorusu insanın bu işbirliği duyurusunda aklına gelen ilk soru oluyor. Dieux ile Fishwife’ın yanıtı, balık çizimleriyle süslenmiş yeniden kullanılabilir göz maskeleri oldu.
Dieux’nün göz maskeleri zaten küçük bir metal kutuda sunuluyordu. Fishwife’ın renkli illüstrasyonlarla bezeli konserve kutuları da markanın görsel dünyasının önemli bir parçasıydı. İki markanın buluştuğu yer, ilk bakışta önemsiz görünen bu ambalaj ayrıntısıydı.
Fishwife’ın çizimleri maskelere ve özel metal kutularına taşındığında, iki uzak kategori arasındaki bağ görünür hâle geldi. Cilt bakımıyla balık konservesini yan yana düşünmemiş olabilirsiniz. Ama saklamak isteyeceğiniz küçük bir kutu, ikisini aynı hikâyede buluşturabiliyor.
Bu örneği tasarım açısından okuduğumuzda, ortaklığın belirli yüzeylerde görünür olduğunu görüyoruz. Çizimler, renkler ve ambalaj, başka bir kategoriden gelen görsel dünyayı cilt bakımına taşıyor.
Metal kutu da ürünün çevresinde kalan basit bir ayrıntı olmaktan çıkıp anlatımın bir parçasına dönüşüyor.
Burada tasarımcılar için araştırılabilecek konu, iki markanın ne kadar farklı olduğu kadar, hangi özelliklerinin birlikte çalışabildiği.
Kendi projenizde de benzer bir soruyla başlayabilirsiniz
"Başka bir yaratıcı dünyanın hangi ayrıntısı, benim ürünümde anlamlı bir karşılık bulabilir?"
Schiaparelli × Dalí: Ortaklığın tasarımın içine işlemesi
Schiaparelli’nin resmî arşivi, Salvador Dalí’nin 1937
Moda ile sanatın buluşmalarında, ortak üretimin daha doğrudan izlerini görebiliyoruz.
Schiaparelli’nin resmî arşivi, Salvador Dalí’nin 1937 yaz koleksiyonundaki elbise için ıstakoz ve maydanoz motifleri tasarladığını; bu motiflerin beyaz organze üzerine basıldığını aktarıyor.
Sanatçının dünyası, giysinin yüzeyine taşınıyor. Elbise de bu karşılaşmayla farklı biçimde okunabilecek bir nesneye dönüşüyor.
Bugünün tasarımcıları bu çalışmaya bakarken birkişi ya da kurumla ortak bir çalışma gerçekleştirmek istiyorsa kendileirne şu so soruyu sorabilirler.
"Birlikte çalıştığım kişinin düşünme biçimi, parçanın hangi kararlarına katılıyor?"
Bir illüstratörün çizgisi, desenin ölçeğini veya yerleşimini değiştirebilir. Bir heykeltıraşın hacim anlayışı, omuz ya da kol formuna başka bir yön verebilir. Bir seramik sanatçısının yüzey denemeleri, kumaşın dokusunu yeniden düşünmeye yardımcı olabilir.
Bunlar, ortak çalışmanın başında açılabilecek olasılıklar. Denemeye başladığımızda hangisinin tasarım için karşılık bulduğunu görebiliriz.
Michelin: Bir lastik şirketi bize neden nerede yemek yiyeceğimizi söylüyor?
Bugün bir restoranın Michelin yıldızı almasını konuşurken, hikâyenin lastiklerle başladığını kolayca unutabiliyoruz. Oysa iki dünya arasındaki bağ oldukça somut: yolculuk.
André ve Édouard Michelin’in 1900’de yayımladığı ilk rehber, otomobil kullanıcılarının seyahatlerini kolaylaştırmak için hazırlanmıştı. Yol, konaklama ve yemek bilgilerini bir araya getiriyor; sürücülerin ihtiyaç duyacağı pratik öneriler sunuyordu. Restoran seçkisi zaman içinde rehberin merkezine yerleşti.
Dolayısıyla hikâye, bir lastik şirketinin bir sabah gastronomiye merak salmasından ibaret değildi.
Michelin, müşterisinin otomobili kullanırken yaşadığı deneyime bakıyordu. Lastik o yolculuğun bir parçasıydı; nerede durulacağı, nerede kalınacağı ve nerede yemek yenileceği de öyle.
Bu örneği yaratıcı açıdan ilginç kılan, markanın kendi ürünüyle sınırlı kalmadan ürünün çevresindeki hayatı görmesi.
Bir tasarımcı için de benzer bir başlangıç mümkün.
"Tasarladığınız parçadan önce ve sonra kullanıcının hayatında neler oluyor? Henüz ilgilenmediğiniz hangi ihtiyaç, aslında sizin dünyanızla bağlantılı?
Adidas × Run-DMC: Bağlantı zaten hayatın içindeyken
adidas Originals / Run DMC
Adidas ile Run-DMC’nin ilişkisini anlamak için müziğe, sokakta oluşan stile ve grubun ayakkabılarla kurduğu bağa bakmak gerekiyor.
Run-DMC, Adidas Superstar ayakkabılarını bağcıksız kullanarak kendi sahne görünümünün ve sokak stilinin bir parçasına dönüştürmüştü. 1986’da yayımladıkları “My Adidas” şarkısı, bu bağı müziğe taşıdı. Adidas’ın aktardığına göre, grubun bir konserinde ayakkabılarını havaya kaldırması ve hayranların da buna katılması, markanın dikkatini çekti; ardından resmî ortaklık gelişti.
Böylece basketbol için tasarlanmış bir ayakkabı, hip-hop kültürünün içinde yeni bir anlam kazandı. Bu iş birliğini güçlü kılan da grubun zaten benimsediği bir ürünle kurduğu ilişkinin, marka tarafından fark edilip büyütülmesiydi.
Tasarımcı açısından bu, dikkatle bakılabilecek başka bir alan açıyor.
"İnsanlar ürününüzü nerelerde, nasıl ve hangi anlamlarla kullanıyor?"
Stüdyoda hayal edilmeyen bir kullanım biçimi, yeni bir ortaklığın başlangıcı olabilir. Bir parçanın farklı kuşaklar tarafından benimsenmesi, başka bir kültürel ortamda yeni anlamlar kazanması veya kullanıcı tarafından dönüştürülmesi, tasarım sürecine geri taşınabilecek bilgiler sunabilir.
Bazen iş birliği fikri, mevcut kullanıcıların yaptıklarını daha dikkatli izleyerek gelişir.
CeraVe × Michael Cera: Bir isim benzerliğinden çıkan hikâye
Michael Cera, CeraVe’yi gerçekten kendisi geliştirmiş olabilir miydi?
İsimler yan yana geldiğinde şakanın başlangıcını hemen duyabiliyordunuz: Michael Cera… CeraVe.
Marka, 2024’te bu benzerliği bir reklam hikâyesine dönüştürdü. Kampanya boyunca oyuncu, CeraVe’nin arkasındaki yaratıcı kişiymiş gibi davranıyordu. Sosyal medya içerikleri, içerik üreticileri ve dermatologların katılımıyla bu kurgu adım adım büyütüldü.
Hikâyenin düğümü Super Bowl reklamında çözüldü. Michael Cera’nın iddialarının karşısına dermatologlar çıktı ve kampanya markanın asıl mesajına bağlandı: CeraVe, dermatologlarla birlikte geliştirilmişti.
İsim benzerliği dikkati çeken ilk ayrıntıydı. Fakat anlatım orada bitmiyordu; şaka, markanın ürün geliştirme yaklaşımını hatırlatan bir sona ulaşıyordu.
Bu örnekte tasarımcılar ve iletişimciler için araştırılabilecek alan, zaten var olan küçük bir ayrıntının ne kadar ileri taşınabileceği.
Bir isim, bir ses benzerliği veya bilinen bir çağrışım, iyi kurulmuş bir hikâyenin başlangıcı olabilir. Sonunda nereye bağlandığı ise en az başlangıç kadar önemli.
Rhode × Krispy Kreme: İki dünyanın arasında tek bir kelime
Bir donut markasıyla güzellik markasını aynı hikâyeye yerleştirmek için bazen tek bir kelime yeterli oluyor: “glaze”.
Donutta şekerli kaplamayı anlatan bu kelime, güzellik dilinde parlak ve ışıltılı bir yüzeyi çağrıştırıyor. Rhode ile Krispy Kreme’nin 2023’teki buluşması da bu ortak anlamın etrafında şekillendi.
Rhode, Krispy Kreme’nin çilek kaplı donutundan ilham alan sınırlı üretim Strawberry Glaze dudak bakım ürününü duyurdu. Krispy Kreme de iş birliğini kutlamak için Strawberry Glazed donutlarını ABD ve Kanada’daki katılımcı mağazalarda sınırlı süreliğine yeniden satışa çıkardı.
Böylece ortaklık iki tarafta da somut bir karşılık buldu. Bir tarafta dudak bakım ürünü, diğer tarafta onun ilham aldığı tatlı vardı.
Bu eşleşmeyi okumayı kolaylaştıran şey, çilek ve parlaklık etrafında kurulan ortak çağrışım. İki kategori uzak görünse de anlatının içinden geçebileceğimiz bir yol var.
Tasarım açısından bu, kelimelere başka türlü bakmak için de bir davet.
Bir malzemeyi, yüzeyi veya hissi anlatırken kullandığınız sözcük, başka bir alanda hangi karşılığa sahip mi?
Bazen ortaklık fikri, o çift anlamın içinden çıkabilir.
IKEA × Zandra Rhodes: Bir tasarımcının dünyası eve nasıl taşınır?
Görsel: IKEA
Zandra Rhodes’un canlı renkleri ve cesur desenleri bir elbisede karşımıza çıktığında şaşırmayabiliriz. Peki aynı tasarım dili, evin içinde nasıl yaşayabilir?
IKEA ile Rhodes’un 2021’de sunduğu KARISMATISK koleksiyonu bu sorunun etrafında gelişti. Yastıklardan halılara, vazolardan çantalara uzanan 26 parçalık koleksiyon, tasarımcının renk ve desen dünyasını gündelik eşyalara taşıdı. Koleksiyondaki dikkat çekici örneklerden biri, IKEA’nın tanıdık FRAKTA çantasının Rhodes tarafından yeniden yorumlanmasıydı. Alıştığımız bir nesne, başka bir tasarımcının elinde farklı bir karakter kazanıyordu.
Buradaki yaratıcı mesele, bir deseni farklı yüzeylere aktarmanın ötesine uzanıyor.
Giysi üzerinde çalışan bir renk, evin içinde hangi ölçekte kullanılmalı?
Bir baskı, halıda nasıl okunur? Bir tasarımcının karakteri, gündelik kullanım ihtiyacıyla nasıl buluşur?
Bir moda tasarımcısının başka bir kategoriye geçerken yanında taşıyabileceği şey, yalnızca çizimleri olmayabilir. Renklerle kurduğu ilişki, ölçek duygusu ve nesnelere yaklaşımı da yeni bir çalışma alanı açabilir.
IKEA × LEGO: Oyunu toplarken hikâyeyi dağıtmamak
Görsel: IKEA
Bir çocuğun yaptığı LEGO yapısını düşünün. Yetişkin için yerde duran parçalar, çocuk için henüz bitmemiş bir hikâye olabilir. Odayı toplamak gerektiğinde iki farklı ihtiyaç karşı karşıya gelir: düzenlemek ve oyuna devam edebilmek.
IKEA ile LEGO’nun 2020’de tanıttığı BYGGLEK koleksiyonu, bu gündelik durumdan hareket etti. Ortaya, kapaklarında ve ön yüzlerinde LEGO parçalarının takılabildiği çıkıntılar bulunan saklama kutuları çıktı.
Kutu, parçaların içine kaldırıldığı bir yer olmanın yanında yapının parçası olarak da kullanılabiliyordu. Çocuklar tasarımlarını üstünde sergileyebiliyor, parçalarını içinde saklayabiliyor ve oyuna geri dönebiliyordu.
İki markayı buluşturan bağ burada bir kelime veya görsel benzerlik değildi. Evde birlikte yaşanan somut bir ihtiyaçtı. IKEA’nın saklama bilgisiyle LEGO’nun oyun sistemi aynı nesnede karşılık buluyordu.
Tasarımcı için güçlü bir başlangıç sorusu da bu.
Birbirine engel oluyor gibi görünen iki ihtiyacı, aynı tasarım içinde karşılayabilir miyiz?
Bazen yeni fikir, başka bir kişinin yaşadığı sorunu kendi uzmanlığımızla birlikte düşünürken ortaya çıkar.
LOEWE × On: Tasarım diliyle teknik bilgi aynı ayakkabıda
Görsel: press.on-running
Bir moda evinin malzemeye ve forma bakışıyla bir spor markasının ayakkabı teknolojisi aynı tasarımda nasıl buluşabilir?
LOEWE ile İsviçreli spor giyim markası On’un ortaklığı, bu soruyu ayakkabı ve giyim üzerinden ele alıyor. Örneğin 2025’te tanıtılan Cloudventure LOEWE 2’de, yarı saydam file yüzey geniş bir LOEWE Anagram motifiyle katmanlanıyor. On’un CloudTec teknolojisi ve Helion köpüğü ise ayakkabının teknik yapısında yer alıyor.
İki tarafın katkısını aynı nesnede ayrı ayrı görebiliyoruz: yüzeyde, katmanlarda ve görsel kimlikte moda evinin yaklaşımı; taban ve yastıklama sisteminde spor markasının teknik bilgisi.
Bu örnek, tasarımcılar için uzmanlık paylaşımını düşünmeye yardımcı oluyor.
Kendi pratiğinizde geliştirdiğiniz bir form, başka bir üreticinin malzeme bilgisiyle nereye gidebilir?
Teknik bir çözüm, görsel fikrinizi nasıl değiştirebilir?
Bir iş birliği, daha önce ulaşamadığınız bir üretim imkânını da açabilir. O zaman ortaklığın katkısı, ilk eskizle son ürün arasındaki farkta görünür olur.
Sizin tasarımınız hangi dünyaya değiyor?
İş birliği fikrine ulaşmak için önce kendi pratiğinizde tekrar eden şeyleri görünür kılabilirsiniz.
Sürekli kullandığınız bir katlama biçimi var mı?
Belirli bir malzemenin yaşlanma hâlini mi seviyorsunuz?
Çalışmalarınızda aynı coğrafyanın renklerine mi dönüyorsunuz?
İnsanların bir giysiyle nasıl hareket ettiğiyle mi ilgileniyorsunuz?
Birlikte hangi sorunu çözüyorsunuz?
Hangi bilgiyi paylaşıyorsunuz?
Kullanıcı bu ortaklığı ürünün neresinde hissedecek?
Sonra aynı konunun başka hangi alanda karşılık bulduğuna bakın.
Katlanma üzerine çalışan biri, kâğıt veya mobilya tasarımında yeni bir düşünceyle karşılaşabilir. Hareketle ilgilenen biri, bir dansçıyla çalışarak parçanın kullanımını yeniden değerlendirebilir. Aşınma izlerine bakan biri, bir tamir ustasının bilgisinden yararlanabilir.
Sizin için anlamlı olan bağlantıyı bulduğunuzda, bir sonraki soru onu tasarım kararına nasıl dönüştüreceğiniz olur.
Bir parçayla başlayabileceğiniz tasarım çalışması
Koleksiyonunuzdan veya üzerinde çalıştığınız projeden bir parça seçin.
Sizi ona bağlayan ayrıntıyı yazın: kıvrımı, dokusu, hareketi, sesi ya da taşıdığı anı. Bu ayrıntının başka hangi alanda karşınıza çıktığını düşünün.
Bir eteğin katları mimaride, bir örgünün ritmi müzikte, bir kumaşın dokusu seramikte karşılık bulabilir.
Üç olası eşleşme çizin. Her birinin altına şu cümleyi tamamlayın:
“Birlikte çalışırsak bu parçada şu değişir…”
Ardından fikri geliştirmek için dört soru ekleyin:
Hangi bilgiyi birbirimizden öğrenebiliriz?
Ortaklığın size katacağı tekniği, bakışı veya deneyimi tarif edin.
Bu bilgi hangi tasarım kararını değiştirecek?
Form, kalıp, yüzey, kapanış, bakım veya üretim biçiminden hangisine dokunacak?
Kullanıcı bu değişimi nerede hissedecek?
İlk bakışta mı, dokunduğunda mı, hareket ederken mi, ürünü onarmak istediğinde mi?
İlk denemede neyi kontrol etmeliyiz?
Görünüşün yanında ağırlık, dayanıklılık, rahatlık, montaj ve bakım gibi konuları belirleyin.
Örneğin seramik sap fikri görsel olarak ilgi çekebilir. Fikrin kullanılabilir bir çantaya dönüşmesi için sapın ağırlığı, kırılganlığı, tutuşu ve değiştirilebilmesi de düşünülmelidir.
Bu sorular, yaratıcı heyecanı geliştirme sürecine taşır.
Malzemenin geçmişi de yaratıcı bir ortak olabilir
Kullanılmayan kumaş stokları, eski üniformalar veya üretimden kalan parçalar, kendi sınırlarıyla birlikte gelir.
Parçaların büyüklükleri aynı olmayabilir. Yüzeylerde aşınma, renk farkı veya eski dikiş izleri bulunabilir. Bu özellikler yeni bir kalıp, farklı bir birleştirme biçimi veya değiştirilebilir parçalar düşünmeye yöneltebilir.
Malzemenin geçmişi, tasarımın nasıl kurulacağını etkileyebilir.
Böyle bir projede elde kalan bir malzemeyi kullanmak değerli bir başlangıçtır. Ürünün dayanıklılığı, bakımı, onarımı ve kullanım sonu da aynı dikkatle ele alınmalıdır.
Malzemeler nasıl birleşiyor? Aşınan bölüm değiştirilebiliyor mu? Kullanıcı ürünü nasıl temizleyecek? Bir tamir gerektiğinde başvurabileceği bir yöntem var mı?
Bu sorular, tasarımın hikâyesinin kullanım sırasında da devam etmesini sağlar.
Her ortaklığın sonunda yeni bir koleksiyon olmak zorunda mı?
Birlikte çalışmanın sonucunu geniş düşünmek mümkün.
Bir tasarımcıyla tamir ustası, mevcut giysiler için bir onarım hizmeti geliştirebilir. Bir marka ile yerel atölye, kullanıcıların parçalarını dönüştürebileceği bir çalışma düzenleyebilir. Başka bir ortaklık, kalıp veya malzeme bilgisini paylaşan bir kaynağa dönüşebilir.
Bu nedenle üretim kararından önce şu soruyu sormak yararlı olabilir:
Bu buluşmanın yeni bir nesne üretmesi mi, mevcut bir nesnenin hayatını geliştirmesi mi daha anlamlı?
Yanıt projeye göre değişir. Önemli olan, ortaklığın hangi ihtiyaca karşılık verdiğini açıkça tarif edebilmektir.
Yan yana gelince ne değişti?
Bir iş birliğini ilk kez gördüğümüzde dikkatimizi çeken, iki ismin yan yana gelişi olabilir. Bir süre sonra ise parçanın kendisiyle baş başa kalırız.
Nasıl kullanılıyor? Nasıl hissettiriyor? Hangi ayrıntısı üzerinde düşünülmüş? Zamanla nasıl değişecek?
İlk taslağınıza bu sorularla yeniden bakın. Formda, işlevde, malzemede ya da üretim biçiminde ne değiştiğini yazın. Birbirinizden ne öğrendiğinizi ve kullanıcının bu buluşmayı nerede hissedeceğini tarif edin.
Bazen bütün fikir tek bir ayrıntıda, "daha rahat bir tutuşta, değiştirilebilen bir parçada, beklenmedik bir dokuda görünür olabilir.
“Birlikte çalıştığımız için bu parçada ne değişti?”
sorusuna verebildiğiniz somut cevap, anlatacağınız hikâyenin de başlangıcı olabilir.
BMH’de birlikte düşüneceğimiz yeni bir alan da hazırlıyoruz. Yakında araştırma dosyaları, derinlemesine okumalar ve yaratıcı pratiğinize eşlik edecek rehberlerin bir bölümünü abonelerimize özel paylaşacağız. İlk haberleri kaçırmamak için bimodahayat.com’u takipte kalın. Daha konuşacak, keşfedecek çok şeyimiz var.
Peracchio, L. A. & Tybout, A. M. (1996).The Moderating Role of Prior Knowledge in Schema-Based Product Evaluation. Journal of Consumer Research, 23(3), 177–192.
Clemente, S., Dolansky, E., Mantonakis, A. & White, K.The effects of perceived product-extrinsic cue incongruity on consumption experiences: The case of celebrity sponsorship.
Okuma notu: 1989 araştırmasının genel bulguları yayıncı özeti üzerinden; içecek tanımlarına ilişkin ayrıntı ise yukarıdaki sonraki hakemli makalenin aktarımı üzerinden ele alınmıştır. Marka örnekleri ve tasarım çalışması, akademik deneylerden ayrı bir editoryal değerlendirmedir.
Yeni İnci'nin Meme Kanseri Farkındalık Ayı mesajından hareketle protez sütyenleri, kapsayıcı iç giyim tasarımını ve perakendede değişen ihtiyaçları inceliyoruz.
80’lerin renkli modasından bej minimalizme nasıl geldik? Fast fashion, sosyal medya algoritmaları ve standartlaşan estetik kişisel stilimizi ve kültürel kimliğimizi nasıl etkiliyor?
Moda ve pazarlama dünyası yıllardır genç kuşakların peşinden koşuyor. Oysa büyüyen 50+ tüketici kitlesi, markalara çok daha temel bir soru soruyor: Müşteriniz yaş alırken markanız onun hayatında kalabilecek mi?