top of page

Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı ile Zamansız Giysiler

  • Yazarın fotoğrafı: BiModaHayat
    BiModaHayat
  • 4 Nis
  • 13 dakikada okunur

“Zamansız Giysiler” bölümlerine baktığımızda, ‘her sabah dolabın karşısında aynı soruyu sormak’ gibi günlük durumlara değiniliyor. Kitabın fikir yolculuğu nasıl başladı? Sizi bu konuyu yazmaya iten temel deneyim neydi?



2001’den beri tasarımcı, 2004’ten beri akademisyen olarak sektör ve üniversiteleri birleştiren projeler yapıyorum. 2010 yılında gelen bir imaj eğitimi teklifi ile başladığım stil ve imaj eğitimlerinde gördüm ki bizim tasarladıklarımızı alacak kitlenin de yapmış olduğumuz tasarımlar doğrultusunda geliştirilmesi gerekiyor.

Bir proje kapsamında Ankara’da başladığım eğitimlere, o dönem pek çok devlet kurumunda eğitim verdikten sonra Ankara’da bulunan büyük işletmeler ve holdinglerden de böyle teklifler gelmesiyle eğitimlerim ve eğitim ağlarım büyüdü. 2019 yılında İstanbul’a taşındıktan sonra ise üniversitede tasarımcı yetiştirmenin yanı sıra İstanbul Moda Akademisi (İMA) ve kendi şirketimde Eğitim + Danışmanlık modeliyle stil ve imaj eğitim ve danışmanlıkları vermeye başladım.


Danışanlarımın çoğunluğunu lider ve yönetici kadınlar oluşturuyordu. Onlarla çalışmak bana bambaşka bakış açıları kazandırdı. Her birine lider görünüm ve tavır kazandırırken günlük hayatlarında giysilerle ilgili yaşadıkları en çok problemi dile getiriyorlardı. Asıl problem doğru satın almaları ve zamansız alışveriş yaparak giysilerini kolay kombinlemekti. Ancak minimal gardıroplardan da hoşlanmıyorlardı. Çünkü her alan için ayrı ayrı ve çok fazla göz önünde oldukları için farklı kıyafetlere ihtiyaçları vardı. Ancak alışverişe zaman harcamak istemiyorlardı.


“Uzun süre kullanacağımız kaliteli ürünler alalım, hangi alanda ne giyeceğimiz belli olan giysiler alalım ve bilelim. Her gün giysi almakla, her trende uyum sağlamakla uğraşmayalım.” dertleri buydu. Zamansız Giysiler tam olarak bu noktadan yola çıkılarak hazırlanmış bir kitaptır. Danışanlarım bana ulaşıyorlardı ancak ulaşamayanlar için bu hayatlarını kolaylaştırıcı, zaman kazandırıcı bir kitap ortaya çıktı.


Stil ve algı yönetimi üzerine düşündüren aksesuar detaylarına nasıl yer verdiniz? Bu yaklaşım okuyuculara hangi pratik kazanımları sağlayabilir?


Giyimimizle ve her bir alanda her bir stilimiz ile önce kendimizin algısını, sonra çevremizin algısını yönetiyoruz. Bu algıyı aksesuarlarla destekliyoruz. Giysiler olduğu kadar aksesuarlarda da sembol değeri vardır. Örneğin seçmiş olduğunuz bir broş öylesine seçilmemiştir. İç sesinizi, duygularınızı yansıtır. Sembol okumayı bilenler için önemli ipuçlarıdır.


Broş, ama nasıl bir broş? Saat, ama nasıl bir saat? Yüzük, ama nasıl bir yüzük? Küpe, ama nasıl bir küpe? Her bir “nasıl”ın cevabı sizin kim olduğunuzu ortaya koyar. Detaylar sizin kişiliğinizi gösterir. Bir aksesuarcıya girdiğinizde binlerce ürün ile karşılaşırsınız. Hepsi birer semboldür. Kitapta bu semboller üzerinde durdum ve tabii kişilerde sağlayacağı pratik ise kendilerini tanımlarken aksesuarlardan güç alabilecekleri şekildedir. Bir otelde yıldız sayısını belirleyen detaylardır. İnsanların vizyonlarını belirleyenler ise aksesuarlardır.


“Erkekler için Stil ve İmaj” kitabınızla “Zamansız Giysiler” arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz? Bu iki kitabın mesajları arasında ortak paydalar var mı?


Uzmanlık alanlarımdan biri olan erkek giyimi üzerine ilk kitabımı hazırladım. Ancak danışanlarımın çoğunluğunu oluşturan lider, yönetici kadınların ihtiyaç ve isteklerine binaen Zamansız Giysiler kitabım hazırlandı. İkisi de kişilerin uzun süreli kullanacakları kaliteli giysileri nasıl seçecekleri, nerede hangi giysiyi ve aksesuarı kullanacakları, alışveriş listeleri vb. pratik bilgiler açısından pek çok benzerlik taşır.


Erkekler için Stil ve İmaj kitabımda daha sade ve yalın bir dil kullanılırken Zamansız Giysiler’de daha detaylı bir anlatı bulacaksınız. Ortak yönlerinden biri zamansız ve uzun süreli giysileri belirleme ve bireysel farklılıklara göre giysileri kişiselleştirme yaklaşımıdır. Bunun okuyuculara büyük fayda sağladığını düşünüyorum.


Gazi Üniversitesi’nden başlayıp İstanbul Bilgi ve Moda Akademisi’ne uzanan akademik yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Akademik yolculuğumu tam bir yolda olma, değişimlere göre esnek ve vazgeçmez olabilmek olarak tanımlayabilirim. Tam olarak akademinin yolları taşlı diyebiliriz. Gazi Üniversitesi’nde başlayan akademik yolculuğum Öğretim görevlisi olarak Kırıkkale Üniversitesi’nde devam etti. Doktora’ya başlayabilmek için istifa edip (o dönemlerde çalıştığın şehirde doktora programı yoksa öğretim görevlisi olarak doktora yapmak için başka bir şehre gidemiyordun), yarım dönem açıkta kaldıktan sonra Gazi Üniversitesi’nde doktoraya ve araştırma görevlisi olarak göreve başladım. 5,5 yıl doktora sürem boyunca Gazi Üniversitesi’nde yer aldım. Doktora sonrası 50D maddesi nedeniyle Gazi Üniversitesi’nde ilk sıkıntılı dönemi yaşayanlardan birisiyim. Peki bu beni yıldırdı mı tabi ki hayır. Bu süreci öğrendiğim gün dört farklı üniversiteye başvuru yaptım. O anları ve bir problem olduğundaki ataktaki başağa her zaman teşekkür ederim ve her zor anımda o günleri hatırlar güçlenerek çıkacağımı bilirim. Mail ile ön başvuru yaptığım üniversitelerden ilkine dosya ile başvuruya davet ettiler ve hali hazırda olan dosyamla aynı gün başvuru yaptım ve 45 gün sonra öğretim üyesi olarak atanmıştım.


Bir hafta sonra bölüm başkanı 3 ay sonra dekan yardımcısı ve senatör olmuştum. 17 farklı komisyonda görev alıyor, günlerce gecelerce ama keyifle çalışıyordum. Sanat ve Tasarım alanında, moda alanında çok güzel işler yaptığım, moda eğitimi adına, moda akademisi adına çok güzel işler yaptığım bir zaman oldu. Kendim için tam bir yöneticilik okulu oldu. Çok sayıda farklı ekibi aynı anda yönetiyor. Genç yaşıma rağmen değil, gençliğimin enerjisiyle; evli ve çocuklu olmama rağmen değil, eşimin ve çocuklarımın sevgi ve desteğiyle az zamanda güzel işler yapmıştım. Ancak çalıştığım yöneticilerimin değişmesiyle başlayan mobingler son altı ayımı oldukça güçleştirdi. Ve sonra 1,5 yıllık bir aradan sonra Ankara’da Atılım Üniversitesi’nde Dr. Öğretim üyesi olarak göreve başladım. İstanbul’a taşınmam için bu okulun farkında olmadan çok desteği olmuştur. O zamanlar üzülmüş olsam da sonrasında teşekkür ettim. 2019 yılı Eylül Ayında İstanbul’a taşındım. Aynı hafta İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne ve hafta sonları da İstanbul Moda Akademisi’nde ders vermeye başladım. İstanbul Bilgi Üniversitesi Uygulamalı Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü İstanbul’daki kalbim oldu diye bilirim. Her bir öğretim üyesi arkadaşım, her bir öğrencimiz ile çalışmak çok çok keyifliydi. Kurum değer veren bir kurum öncelikle. Çalıştığınız okulun değerlerinizle uyuşması, verimlilik adına hapsolmayan tam tersine öğrencilere ve öğretim üyelerine farklı projeler yapmalarına fırsat veren, kurumların içindeki insanların birbirine destek olan yapısı her zaman o kurumu yukarıya çıkartır. İstanbul Bilgi Üniversitesi tam olarak bunu yaşattı diyebilirim. Yüksek Lisans ve sanatta yeterlilik dersleri verdiğim Haliç Üniversitesi ise hayatıma bambaşka dokundu. Moda teknolojilerini ülkede ilk deneyimleyen akademisyen olmamın meyvelerini Haliç Üniversitesi’ndeki yüksek Lisans ve Sanatta yeterlilik yapan öğrencilerim topladı. Onlarla yapmış olduğumuz çalışma ve araştırmalar Türkiye’de ve dünyada kullanılan moda sektöründeki tüm yapay zekalara ulaşmamızı sağladı. Bu durum Moda Tasarımı alanında Türkiye’de ilk makalelerin yazılmasını sağladı.



Kitapta “her aldığınız giysi hem size yük hem dünyaya” yorumu var. Bu vurgunun arkasında hangi sürdürülebilir moda ilkeleri var?


Özellikle 2000’li yılların başında yükselen haklı bir akım olan sürdürülebilirlik, özellikle tekstil alanında çok büyük yükselişe geçti. Ancak bu noktada sektörün bakış açısı, olan giysileri yeniden kumaş hâline getirip yeniden şekillendirmek ya da atık olan %100 hammaddelerden yeniden kumaş yapıp geri dönüşüm üzerine yoğunlaşmak şeklindeydi.


Ancak bir akademisyen olarak o kısımdan hep uzak durdum. Bu uzak duruşum o dönemki popülarite karşısında akademisyen ve moda sektör profesyonelleri tarafından yanlış bulundu. Bence de onların duruşu yanlıştı ki bugün bu duruşum artık dünya çapında da Türkiye’de de haklı olduğu pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı. Ben sürdürülebilirliğin, kişinin vücut özelliklerine, psikolojisine ve kariyerine göre kaliteli ve doğru alışveriş yaparak; sektörün de bu doğrultuda üretim yaparak sürdürülebilir olacağını savunanlardanım.


Bu savunduğum; eski giysilerle, kişiliğimize ve kariyerimize uygun olmayan giysileri kullanalım demek değil. Ya da giysi üretilirken artık kumaşları geri dönüşümle kullanmayalım da demiyorum. Tabii ki uygun alanlarda modernleştirerek kullanabiliriz.


Ancak dünya çapında yaygın olan markaların sırf trend yaratmak adına göstermelik yaptıkları sürdürülebilirlik propagandalarını esefle kınıyorum. Dertleri kalite, dertleri iyi ürün almak olsaydı Türk moda sektöründen fiyat nedeniyle ayrılıp koşarak Mısır’a gitmezlerdi.


Neyse ki 2005 yılında gümrüklerin kalkıp Çin’in Türk moda sektörüne verdiği zarardan sonra şu anki durum daha zayıf. Tabii insanlar son yaşadıklarını en zor gibi hatırlarlar ancak o dönem Türk moda sektörü çok daha ağır bir süreç geçiriyordu.


Şu anda biliyoruz ki o dönem nasıl kaliteyi tutturamadıkları için geri geldilerse, o giden markalar yeniden geri dönecekler Türkiye’ye. Bu noktada ekonomik, politik ve iş trendlerini iyi okuyabilmek ve çok açılmadan hafif hareketlerle sektörde kalmaya devam etmek gerekiyor.


Dünya çapında biliniyor ki “iyi üretiyoruz” ve Türk moda sektörü olarak hazırlandığımız aşama artık “Tasarım Ülkesi”. Bunun için pek çok altyapıyı hazırlamış olsak da “Teknik Eleman” eksikliğimizi hızlıca kapatıp “Markalaşan Tasarım Ülkesi” pozisyonunda devam edilmelidir. Kolay olacak demiyorum ancak sistemli ve devlet kurumları ile üniversitelerin ortak çalışmalarıyla bu pozisyonda dünya çapında yeni bir boyuta geçebiliriz.


Geleneksel tekstil ve yavaş moda ilişkisini düşündüğümüzde, zamansız giysileri sürdürülebilirlik açısından nasıl konumlandırıyorsunuz?


Geleneksel kumaşlarımız çok kıymetli eserler ve değerlerdir. Onları yavaş moda kapsamında geleceğe aktarmalı ve onlardan ilham alıp geleceğe aktaracağımız endüstriyel formlarını oluşturmalıyız. Yavaş moda kapsamında bütün geleneksel kumaşlarımızı kullanabilir; sadece geleneksel formlarda değil, modern formlarda da kullanımını artırmalıyız. Coğrafi işaret almak çok çok önemli. Geleneksel kumaşlar ile 2015 yılında hazırladığım kişisel sergimin de amacı tam olarak buydu. Geleneksel kumaşları ve motifleri günümüz teknolojisiyle harmanlayarak günümüz kullanımına aktarmaktı. Geleneksel kumaş üretiminin yok olmaması için Türk moda markalarının kullanımı teşvik edilmeli ve sadece geleneksel kumaş kullanan moda markaları özellikle desteklenmelidir.


“Zamansızlık kavramı kültürden kültüre değişebilir. Türkiye’nin giyim kültürü, sizin ‘zamansız giysiler’ yaklaşımınızı nasıl etkiledi?”


Türkiye kuruluşundan günümüze pek çok zorlu dönemden geçti. Bu zorlu dönemler; üretimin olmadığı, üretim yapacak insanın olmadığı, üretim yapacak makinenin olmadığı, üretim yapacak hammaddenin olmadığı yıllardı. Böyle zorlu dönemlerden geçen halk, elindekinin kıymetini bilen nesillerin yetişmesine neden oldu. Ancak 1980’li yıllarda her alanda artan üretim, tüketim çılgınlığını da beraberinde getirdi.


Zor günleri gören nesil ve onların göç hikâyesi olan büyükleri tarafından yetiştirilen neslin var olanın kıymetini bilen anlayışıyla yetişen bir aileden gelmem; ana vatanda olan her şeyin kıymetini bilmek, topraklarına ve geleneklerine tutunmayı bilen bir kişi olarak yetişmemi sağladı. Ailemde herkesin el sanatıyla uğraşması da genlerime yansıyan ve bu mesleği seçmemdeki en büyük etkendir.


Moda, imaj ve stil üzerine eğitimler veren ve var olanın kıymetini bilen biri olarak eğitimlerimde gördüm ki bu çok fazla kişinin problemiydi. Çok fazla alışveriş yapmaktan rahatsızlardı ancak neyi nasıl alacağı ve onu nasıl kombinleyeceği konularında o kadar çok sorun yaşıyorlardı ki sadece 2-3 tam gün ya da bir aylık eğitimler yetmiyordu. Yanı başında her an ulaşabileceği bir kaynağa ihtiyaç vardı. Onun üzerine ortaya çıktı Zamansız Giysiler kitabım.


Ömür uzatımı ve ekonomik alışveriş yaklaşımı çerçevesinde, basit stil ipuçları verebilir misiniz?


İnsan ömrü uzuyor. Her yaştaki insan artık olduğundan daha genç görünüyor. Bu gençlik giysilerle de desteklendiğinde kişi 10–20 yaş daha genç görünebiliyor. Tabii ki yaşını kabul edip uygun davranışlar ve uygun giyim sergilemek daha doğru olsa da o uygun sınırlar içerisinde yapacağınız küçük değişikliklerle 10 yaş daha genç görünebilirsiniz; üstelik cerrahi müdahaleye gerek kalmadan.


Kitapta da bu konuya geniş yer verdim. Zamansız giysiler kullanalım ancak birkaç trend ürünümüzün olması çok daha genç görünmemizi sağlar. Gözlük kullanıyorsak günümüz trendlerine uygun bir gözlük, yine yaşınızı daha genç gösteren bir aksesuardır. Özellikle renkli giyinmek sizi her zaman daha genç gösterir. Bulunduğunuz ortama göre hangi giysinin, hangi ürünün renkli olması gerektiğine karar vererek tabii.

 

Bir yöneticiyseniz renkli ceketler sizi çok belirgin ve fark edilir yapar. İnci, çok zarif ve güzel bir aksesuar olmasına rağmen kişiyi yaşlı gösteren bir detaydır. Sürekli siyah giyinmek ya da nude tonları tonsürton (baştan ayağa benzer tonlar kullanımı) şekilde kullanmak kişiyi yaş olarak olduğundan biraz daha büyük gösterir. Kahverengi renk de aynı etkiyi verir. Kişinin yüzündeki cilt kusurlarını ve kırışıklıkları netleştirir ve kişiyi daha yaşlı gösterir.


Tabii moda renk günümüzde kahverengi. Bu nedenle yüzümüze yakın olan giysilerde değil; etek, pantolon, ayakkabı, çizme ve aksesuar gibi ürünlerde kahverengiyi tercih edebiliriz. Özellikle 40 yaş üstünün kahverengi kullanımında çok daha dikkatli olması gerekiyor.


Yıllardır moda tasarımıyla yapay zekâyı birleştiren bir girişim yürüttüğünüzü biliyoruz. Bu projede ne yapıyorsunuz ve stil asistanı uygulamanız ne aşamada?

Yapay zekâ hepimizin işini bambaşka noktalara getirdiği gibi benim de işimde çok güzel bir değişim ve dönüşüm sağladı. Kendime ve işime yoğunlaşmam gereken bir dönemde yapay zekâ ile tasarımlar dünyada yeni yeni duyulmaya başlıyordu.


Modanın teknolojisinde önde gelen isimlerden biri olarak o dönemlerde yapay zekâyı ilk kullanan, moda sektöründe ilk öğreten ve moda sektöründe yapay zekâ üzerine ilk akademik yayını yapan kişi oldum. Bu durum, yapay zekânın moda sektöründe yaygınlaşmasına katkı sağlamamı mümkün kıldı. Şu an pek çok yapay zekâ firması projelerini bize getiriyor. Şirket olarak ilk denemeleri biz yapıyoruz. Gerekli geri dönüşleri yaptıktan sonra piyasaya çıkış yapıyorlar.


Bu kadar yoğun yapay zekâ çalışması yaparken 2014 yılında bir yazılım programı olarak hazırladığım proje de gün yüzüne çıkmaya hazırdı. Önemli olan bu yapay zekâ uygulamasını kiminle yapacağımdı. O noktada güçlü, deneyimli, güvenilir ve yarı yolda bırakmayacağına çok inandığım Cerebrum Technologies ile bir yapay zekâ zirvesinde yollarımız kesişti. O günden beri “Stilim” isimli uygulamamız üzerine birlikte çalışıyoruz.


“Stilim”, yılların bilgi birikimiyle hazırlanmış bir yapay zekâ uygulaması. Benim tasarımcı ve eğitmen olarak birikimlerimin yanı sıra 2010’dan beri binlerce kişiye verdiğim eğitimler ve 2019’dan beri yüzlerce kişiye verdiğim danışmanlıklar sonucu elde ettiğim bilgilerin işlendiği bir sistem.

“Stilim” kişiselleştirilmiş bir yapay zekâdır. Kişiler uygulamayı indirdikten sonra belirli sorulara verdikleri ve onayladıkları her cevapla yapay zekâyı eğitmiş olurlar. Öğreten bir yapay zekâdır ve şu anda da gelecekte de en büyük farkı bu olacaktır.

29 Mayıs 2025 tarihinde kullanıma açıldı. Şu an yaklaşık 2.500 kullanıcısı var.


Zaman kazanımı, yaratıcı süreç ve kullanıcı deneyimi açısından yapay zekânın moda üzerindeki etkileri neler?

Stilim”, zaman kazanımı açısından kariyerinize uygun şekilde günlük yarım saat, ayda 15 saat, yılda 180 saat zaman kazandırır.

Zihin yükünü ve karar yorgunluğunu azaltması ise en güzel özelliklerinden biridir. “Ne için ne giysem?” düşüncesini bırakın. Sizin yerinize; sizi vücut özellikleri, psikolojik özellikleri ve kariyer özellikleri bakımından iyi tanıyan ve kariyerinize göre eğitilmiş “Stilim” düşünsün.

Siz kombininizi giyerek şıklığınızın keyfini çıkarın.


Yapay zekâ stil önerilerinde bulunurken kişisel yaratıcılığı destekleyen mi, yoksa sınırlayan bir rol oynuyor sizce? İnsan hayal gücüyle teknolojiyi nasıl dengede tutabiliriz?


Yapay zekâ, insanlara yaratıcılıklarında destek olan bir sistemdir. Hangi sınırda kalacağına kişiler karar verir. Bu durum benim yapay zekâm “Stilim” için de geçerli; genel kullanımdaki yapay zekâlar ve tasarım amaçlı kullandığım yapay zekâlar için de. Ne kadar ve hangi noktaya kadar destek alınacağına kullanıcılar karar verir. Yapay zekâya ne kadar çok detay verirseniz o da size o kadar doğru bir sonuç ortaya çıkarır.


İnsan hayal gücüne ulaşması mümkün değildir tabii; bu da ne kadar hayal gücümüz olduğuna ve teknolojiyi, yapay zekâyı kullanmaya ne kadar hevesli olduğumuza bağlıdır. Hayal gücü güçlü olan, ulaşmak istediği konuda bilgisi iyi olan ve yapay zekâyı kullanmaya hevesli kullanıcılar için sonuçlar gerçekten uçar. Ancak sadece yapay zekâya sormak değil, konu hakkında bilgi sahibi olmak da sonuçları ciddi şekilde iyileştirir.


Stil asistanınız sadece kıyafet değil, kişinin ruh hali ve psikolojisi üzerinden de öneriler yapabilir mi? Moda–psikoloji kesişiminde gelecekte nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?


Stilim, kişilerin ruh hâllerine göre kombin hazırlar. Kullanıcı üyelik oluşturduktan sonra gelen sorular, kullanıcının psikolojik özelliklerini de belirlemek üzere tasarlanmıştır.


Sorular; psikolojik, fizyolojik ve kariyer özelliklerini belirlemeye yöneliktir. Moda ve bireysel moda tercihleri kesinlikle psikolojik etmenlere göre şekillenir. Modanın bu kadar değişken olmasının altındaki sebep de budur. Özellikle bireysel kullanımda seçtiğimiz giysiler psikolojimize göredir. Bazı kişiler mutsuz olduğunda sakin renkleri tercih ederken, bazıları siyah rengi seçer, bazıları ise rengârenk giyinir.


Bazen bir küpeyi kendimize çok yakıştırırken gelecek sezon bir kez bile kullanmayabiliriz. Hiç kullanmadığımız bir tasarımı gelecek sezon sürekli tercih edebiliriz. Hiç kullanmadığımız bir rengi gelecek sezon pek çok giysimizde görebiliriz. Moda psikolojiyi etkiler. Psikoloji de modayı etkiler.


Dijital gardırop uygulamalarıyla birlikte tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarının nasıl değişeceğini öngörüyorsunuz? Zamansız giysiler bu dönüşümde nasıl bir rol üstlenebilir?


Öncelikle Stilim’den yola çıkacak olursam, biz Stilim’i her daim kişinin gardırobu yanındaymış gibi hissetmesini sağlayacak şekilde tasarladık.

Neden? Çünkü bilinçli alışveriş yapmasını istiyoruz. Elinde neler var? Onları ne kadar kullanıyor? Yeni bir giysiye ihtiyacı var mı? Bunları uygulamayı açtığında görebilsin istiyoruz. Hiç giysi almasın mı? Tabii ki alsın. Ancak gardırobuyla uyumlu giysiler alsın. İyisini alsın ve aldığına değsin istiyoruz. Bütçesine en uygun kaliteli ürüne yatırım yapsın istiyoruz.


Bu alışkanlıkları yaygınlaştırıp kişilere zaman ve kolaylık kazandırdığımızda gereksiz ürünlere para harcamadıkları için dolaylı yoldan kazanç sağlamış olacaklar. Aldıkları kaliteli ve uzun süre trendi geçmeyen ürünler, yani “Zamansız Giysiler”, uzun süre hayatlarına kolaylık ve şıklık katacaktır.


Sizce moda sadece giyim değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi midir? Teknoloji bu felsefeyi derinleştiriyor mu yoksa daha yüzeysel bir moda kültürüne mi yöneltiyor?


Moda, yaşama bakış açınızdır. Moda, hayattaki izinizdir. Sizin kişiliğinizi ve hayata karşı duruşunuzu gösterir. Örtünmek amacıyla bile kullananlar bir moda ürününü kullanmaktadır. “Ben modayı kabul etmiyorum.” diyen kişinin çıplak gezmesi gerekir diye düşünebiliriz.


Moda, dünyanın lokomotif sektörlerinden biridir ve insan var olduğu sürece var olmaya devam edecektir. Stilim’i ilk tanıttığımız dönemde moda sektöründen iş insanları “Hocam, ocağımıza incir ağacı mı dikeceksin?” diyenler oldu. Hayır, asla böyle bir amacımız yok.


Türkiye, giysi üretiminde dünyadaki en iyi ülkelerden biri. İsteğimiz, o iyi ürünleri yurt dışındaki markalar için üretmek değil; kendi markalarımız için üretmek. Bu nedenle yerelden globale açılan bir yapay zekâ markası olarak “Stilim” yoluna devam ediyor. Umarız tüm moda sektörümüz yerelden de marka olunabileceğini kabul eder ve artık markalaşmaya, kendi tasarım ürünlerini üretmeye başlar.


Moda sadece giyim değil, yaşam felsefenizin göstergesidir. Teknoloji ise modanın felsefesini daha da derinleştirir. Stilim.ai, kişinin bakış açısını yansıtacak şekilde tasarlandığı için kişinin kimliğine uygun giysiler kullanmasını sağlar.


Türkiye’nin küresel platformda bir “tasarım ülkesi” haline gelmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Bunun için kamuda, akademide ve özel sektörde nasıl ortak çalışmalar gereklidir?


Türkiye’nin bir tasarım ülkesi hâline gelmesi artık bir zorunluluktur. Üretim maliyetlerinin artması, ülke olarak artık başka markalar adına üretim yapamayacağımızı göstermektedir. Bu şartlar altında taşeron ülke olmaya devam edemeyiz.


Kendi markalarımızla, kendi tasarımlarımızla hareket etmemiz gerekiyor. En iyi üretim yöntemlerini kullanıyoruz. En iyi araçları kullanıyoruz. Tasarımcılarımız çok iyi yetişmiş durumda. Her şey varken marka yaratmamaktaki ısrarımız ise sadece bildiğimiz yolun o yol olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor. Dünya markası olma yolculuğu kolay demiyoruz. Ancak başkasının taşeronu olmak da kolay bir süreç değil.


Taşeronu olunan markalardan üretim yöntemleri ve kalite anlamında pek çok deneyim elde ettik. Elde ettiğimiz bu yöntemleri artık kendimiz için, ülkemiz için kullanma zamanıdır. Moda sektöründeki iş insanlarına bunu söylediğimde, “Hocam, dünya çapında marka olmak çok uzun zaman alır.” diyorlar. Hayır, artık değil. Onların markalaştığı dönemde moda dergileri yeni çıkıyordu. Televizyon ve benzeri medya araçları bu kadar yaygın değildi. Şimdi ise dünya parmaklarımızın ucunda.


Dünyaya ulaşmak bu kadar kolayken neden bu ısrar? Vizyoner iş insanlarımız ve markalaşmaya yapılacak desteklerle başlamış olan bu süreç başarılı hâle gelebilir.


İtalya örneği ne gibi dersler içeriyor? Türkiye’nin potansiyel ve rekabet gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?


İtalya bir günde tasarım ülkesi hâline gelmedi. Devlet destekleriyle moda üretim ülkesine dönüşen İtalya, üretim maliyetlerinin artmasından sonra tasarım ve numune üretimlerini kendi yapar hâle geldi.

 

Numune üretimlerini ise 1980’li yıllardan sonra Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelere bıraktı. Üniversiteler 2000’li yılların başından beri tasarım ülkesi olmak için altyapı oluşturuyor. Çünkü yetişmiş, eğitilmiş kadro bir günde oluşmuyor. Belirli bir zaman ve emek istiyor.


Şu anda tasarımcılarımız ve mühendislerimiz bu kadar yetkin iken onları yurt dışına kaptırıyoruz. Ne oluyor? Yabancı dünya markaları için Türk tasarımcıların tasarladıkları ürünler Türkiye’de üretiliyor. Kendi köklerimize güvenmeli, kendi yetiştirdiklerimize güvenmeliyiz artık. 2000’li yılların başında marka olan firmalarımızda yurt dışından gelen tasarımcılar çalışıyordu. Kendi tasarımcılarımızın yetişmesiyle bu durumdan kurtulduk.


Ancak hâlâ marka olamamış firmalar için Mısır’a gitmek bilinen yolda yürümeye benziyor. Markalaşmak evet, farklı bir yol. Ancak arkamızdaki bu kadar deneyimle asla atlanmaması gereken bir yol.


Akademik geçmişinizden hareketle özellikle sormak isteriz: Genç tasarımcıların hem teknolojiyi hem de sürdürülebilirliği kucaklaması için hangi becerileri geliştirmesi gerekiyor?


Üniversitedeki öğrencilerimizin çoğunda maalesef yetersiz bilgi nedeniyle yapay zekâ teknolojisinin işlerini ellerinden alacağı düşüncesi var. Ancak yapay zekâ fobisini aşmamız gerekiyor. Yapay zekâyı kullanmaya başlayan öğrencilerimiz ise harika işler çıkarıyorlar. “Bire beş katmak” deneyimini tam anlamıyla yaşıyorlar.

Hem kumaş tasarımında hem giysi tasarımında hem de üretim süreçlerinde yapay zekânın gücünden faydalanıyorlar. Bundan sadece üç yıl önce bir dönemde hazırlattığımız koleksiyon derslerindeki içerik, artık maksimum üçte bir sürede hazırlanabiliyor.


Bu durumda öğrencilerin çok daha fazla deneme şansı oluyor. Öğrenciyken ne kadar çok deneme yapılırsa ustalaşmak için o kadar güçlü bir hazırlık sağlanır.


Görselleştirmeyi seven ama kombin konusunda zorlanan biri olarak okuyucuya yürütmesi kolay somut adımlar sunuyorsunuz. Bu adımların içinden sizin favoriniz hangisi?


Kişilerin görselliğine önem göstererek kendi değerini görünür kılması için pek çok yöntemle bunu anlatmaya çalışıyorum. Kitaplarım, gazete ve dergi yazılarım, Instagram ve YouTube kanalım, “Stilim” yapay zekâ uygulamam… Her biri için ciddi emek harcıyorum.

Benim için hepsi ayrı ayrı kıymetli. Erkekler için Stil ve İmaj, Zamansız Giysiler kitaplarım ve Stilim yapay zekâmız bir bütün.

Kitaplarımı okuyanlar Stilim’in mantığını çok daha kolay anlayacaklar ve onlar için besleyici bir kaynak olacaktır. Stilim, insanların 7/24 stil danışmanıyla birlikteymiş gibi hissedeceği oldukça lüks bir uygulama.

 

Şu anda yıllık satın alımlarda aylık yaklaşık bir buçuk kahve fiyatına geliyor. Stil danışmanıyla çalışanlar bilir; bu hizmet genellikle maksimum bir aylık bir süreçtir ve 150–200 bin TL’ye varan bir maliyeti vardır. Bu hizmete aylık bir buçuk kahve fiyatına ve 7/24 ulaşabilmek büyük bir lüks. Henüz bu şartlardayken bu imkânı uygun fiyatla değerlendirmek önemli bir fırsattır.


Bir stil asistanı geliştiren, zamansızlık üzerine kitap yazan biri olarak siz kendi gardırobunuzu nasıl şekillendiriyorsunuz? Zamansızlık sizin hayatınızda nasıl bir karşılık buluyor?


Zamansızlık ve estetik hayatımın merkezinde diyebilirim. Kültürel altyapı olarak bizler çok güçlü estetik değerlere sahip bir milletiz. Geleneklerimiz, yetişme tarzımız ve eğitim sistemimiz zamansızlık bilinci taşıyan bir kültürden geliyor.


Bizler yerli mallarını önemseyen bir nesiliz. Yurt dışına çok fazla çıkıyor olmama rağmen yurt dışından neredeyse hiç giysi almadan dönerim. Gardırobumun %95’ini Türk malzemeleri oluşturur. Giysilerimin %95’i zamansız parçalardır. %5’lik kısmında ise trend ürünler kullanırım. Yeni giysiler alırken de bu oranı bozmamaya çalışırım.

Giysilerimi modası geçtiği için değil, artık ruhuma hitap etmediği zaman çıkarırım. Kaliteli ürünler aldığım için eskidiği için çıkardığım olmaz. Giysilerimi severek kullanacak kişilere vermek öncelikli tercihimdir. Zamansızlık hayatımın her noktasında vardır diyebilirim. Sadece gardırobumda değil, evimde de “almış olmak için alınmış” bir ürün yoktur. Alıp altı ay sonra kullanımdan çıkardığım bir ürün hayatımın hiçbir döneminde olmadı. Belki çocuklarım küçükken, büyüdükleri için.


Şu an onlar da bu felsefeyi çok güzel benimsediler. Farkındalıklı yaşıyor olmaları beni çok mutlu ediyor. Aldığım kitaplar hiçbir zaman “bir kez oku, kenara at” kitaplar olmadı. Dergiler, hatta aylık moda dergilerini ev için almış olsam bile mutlaka okula gider; daha fazla kişinin faydalanması için paylaşılır.

Kaynaklarımızı doğru kullanmak hepimizin sorumluluğundadır.

 

Yorumlar


Top Stories

1/86
bottom of page