top of page

Döngüsel Moda Nedir? Bir Terimin Hikâyesi ve Modanın Yeni Mantığı

  • Yazarın fotoğrafı: BiModaHayat
    BiModaHayat
  • 17 saat önce
  • 5 dakikada okunur

Moda dünyasında bazı kelimeler hızla yayılıyor.

Bir süre her yerde karşımıza çıkıyor, markaların kampanyalarına giriyor, koleksiyon açıklamalarında kullanılıyor ve bazen daha ne anlama geldiği tam olarak anlaşılmadan yeni bir pazarlama dilinin parçasına dönüşüyor.



“Döngüsel moda” da bugün sık karşılaştığımız kavramlardan biri.

İkinci el, kiralama, onarım, geri dönüşüm, ileri dönüşüm…

Bunların hepsi döngüsel moda konuşmasının bir parçası.

Ama aslında kavram bunların herhangi birinden daha büyük bir şeyi anlatıyor.

Çünkü döngüsel moda, yalnızca bir kıyafeti çöpe atmamakla ilgili değil.

Bir kıyafetin neden üretildiğini, nasıl tasarlandığını, ne kadar kullanılacağını, kimlerin elinden geçeceğini ve kullanım ömrünün sonunda malzemesinin ne olacağını daha ürün ortaya çıkmadan düşünmekle ilgili.

Başka bir ifadeyle sorun atık ürün ortaya çıktıktan sonra onunla ne yapacağımız değil.

Atık fikrini sistemin en başında yeniden düşünmek.

Ve bu düşüncenin ilginç bir hikâyesi var.


Hikâye Stockholm’de bir masada başlıyor

2014 yılında Stockholm’de sürdürülebilir moda üzerine çalışan küçük bir grubun önünde oldukça basit görünen bir soru vardı.

Düzenleyecekleri moda etkinliğinin adı ne olacaktı?

Sürdürülebilirlik alanında çalışan Dr. Anna Brismar’ın önerdiği ifade şuydu:

Circular Fashion. Yani Döngüsel Moda.


Green Strategy’nin aktardığı tarihçeye göre Brismar bu ifadeyi Haziran 2014’te kullandı. Aynı dönemde Stockholm’de H&M’in sürdürülebilirlik ekibinde de İsveççe karşılığı olan cirkulärt mode ifadesinin bağımsız biçimde kullanılmaya başlanması özellikle dikkat çekiciydi.

Belki de asıl ilginç olan tam olarak buydu.

Aynı yıllarda farklı aktörler, birbirlerinden bağımsız biçimde benzer bir kavrama ihtiyaç duyuyordu.

Çünkü değişmekte olan yalnızca kelimeler değildi.

Moda sisteminin kendisi sorgulanmaya başlanmıştı.


Eylül 2014’te Stockholm’de düzenlenen Circular Fashion – Show and Talk etkinliği kavramın görünürlüğünü artırdı. Ardından konu giderek daha geniş bir tartışmanın parçası haline geldi.

Döngüsel moda böylece bir etkinliğin isminden çok daha fazlasına dönüştü.

Modanın nasıl çalışabileceğine ilişkin yeni bir düşünme biçimini tarif etmeye başladı.


Çünkü moda uzun süre düz bir çizgi üzerinde ilerledi


  • Modern moda sisteminin mantığını çok basit bir çizgiyle anlatmak mümkün:

  • Hammadde → üretim → satış → kullanım → atık

  • Kaynak doğadan çıkarılır.

  • İplik olur.

  • Kumaş olur.

  • Kıyafete dönüşür.

  • Satılır.

  • Bir süre kullanılır.

  • Sonra sistemden çıkar.

  • Yüzyıl boyunca büyüyen endüstriyel üretim, küreselleşme ve özellikle hızlı modanın yükselişi bu çizgiyi giderek hızlandırdı.

  • Üretim arttı.

  • Koleksiyon sayıları çoğaldı.

  • Trendlerin ömrü kısaldı.

  • Kıyafetlerin ekonomik ve duygusal kullanım süresi de birçok durumda azaldı.


Ellen MacArthur Foundation, mevcut tekstil sistemini büyük ölçüde doğrusal bir yapı olarak tanımlıyor: kaynaklar alınıyor, ürünler üretiliyor ve görece kısa kullanım sürelerinin ardından önemli miktarda malzeme sistem dışına çıkıyor. Vakfın 2017 tarihli A New Textiles Economy raporu bu nedenle yalnızca daha az zarar veren bir tekstil endüstrisini değil, tekstil ekonomisinin çalışma mantığının yeniden tasarlanmasını öneriyordu.


İşte döngüsellik fikrinin temel sorusu burada başlıyor:

Bir kıyafetin hikâyesi neden satıştan birkaç yıl sonra bitmek zorunda olsun?


Çizginin yerini döngü aldığında ne değişiyor?


Döngüsel moda ilk bakışta bir geri dönüşüm modeli gibi algılanabiliyor.

Oysa geri dönüşüm bu sistemin yalnızca en son seçeneklerinden biri.

Gerçek döngüsellik çok daha erken başlıyor.

Ürün daha tasarım masasındayken.

Kumaş seçilirken.

Dikiş yöntemi belirlenirken.

Bir parçanın tamir edilip edilemeyeceğine karar verilirken.

Hatta şirketin o ürünü müşterisine satıp satmayacağına karar verilirken bile.

Çünkü döngüsel sistemde konu sadece “Bu ürünü nasıl üretiriz?” değildir.


Konular, sorular çoğalır.

  • Bu ürün uzun süre kullanılabilir mi?

  • Tamir edilebilir mi?

  • Bir başkasına devredilebilir mi?

  • Yeniden satılabilir mi?

  • Kiralanabilir mi?

  • Parçalarına ayrılabilir mi?

  • Malzemeleri tekrar üretime girebilir mi?

  • Biyolojik kökenli bir malzemeyse güvenli biçimde doğaya dönebilir mi?

Ve belki de en önemli soru:

Ürünün değerini mümkün olduğunca uzun süre nasıl koruruz?


Brismar’ın yaklaşımında da giysi, ayakkabı ve aksesuarların mümkün olduğunca uzun süre, mümkün olduğunca yüksek değerleri korunarak toplum içinde dolaşması fikri merkezdedir.


Bu nedenle döngüsel moda aslında bir değer koruma sistemidir.

Yeni mantık daha fazla satmak değil, daha uzun süre değer yaratmak


Burası döngüsel modanın en önemli fakat çoğu zaman en az konuşulan tarafı.

Çünkü geleneksel moda ekonomisinde şirketin ekonomik çıkarıyla ürünün uzun ömürlü olması arasında zaman zaman bir gerilim vardı.

Bir müşteri aynı ceketi on yıl kullanırsa yeni cekete ne zaman ihtiyaç duyacak?

Doğrusal sistem bu soruya çoğu zaman yeni ürün üretimini artırarak cevap verdi.

Döngüsel ekonomi ise soruyu değiştiriyor.

Bir şirket yalnızca ilk satıştan değil; onarım hizmetinden, yeniden satıştan, kiralamadan, yenilemeden, ürün geri alımından, malzeme geri kazanımından ve ürünün farklı kullanıcılar arasında dolaşımından da değer yaratabilir.

Ellen MacArthur Foundation döngüsel moda sisteminin önemli bileşenlerinden birini tam olarak burada tanımlıyor: kıyafetlerin daha fazla kullanılmasını sağlayan yeni iş modelleri. Bunun yanında güvenli ve yenilenebilir girdiler ile kullanılmış tekstillerin yeniden üretime dönebilmesi de sistemin temel parçaları arasında yer alıyor.

Dolayısıyla döngüsel moda yalnızca çevre politikası değildir.


Aynı zamanda; tasarım meselesidir, tedarik zinciri meselesidir, teknoloji meselesidir, lojistik meselesidir, müşteri deneyimi meselesidir ve yeni bir iş modeli meselesidir.


İkinci el neden bu kadar önemli hale geldi?


Bir zamanlar ikinci el kıyafet, moda endüstrisinin dışında duran alternatif bir tüketim biçimi gibi görülüyordu.

Bugün ise yeniden satış platformları, marka geri alım programları ve vintage ekonomisi modanın ana tartışmalarından biri haline geldi.

Bunun nedeni yalnızca tüketicilerin daha bilinçli hale gelmesi değil.

İkinci el, ürünün ekonomik ömrünü uzatıyor.

Bir ceketin ilk sahibi için değeri sona ermiş olabilir.

Ama ceketin değeri sona ermiş değildir.

İkinci kullanıcı için yeni bir kullanım döngüsü başlayabilir.

Bu küçük ayrım, aslında doğrusal ekonomi ile döngüsel ekonomi arasındaki farkı çok iyi anlatıyor.

Doğrusal model şöyle sorar:

“İlk kullanıcı artık istemiyor. Şimdi ne olacak?”

Döngüsel model ise şöyle:

“Bu ürünün hâlâ hangi değeri var?”


Onarım neden yeniden moda gündeminde?

Döngüsel modanın belki de en eski uygulamalarından biri aslında çok yeniymiş gibi yeniden keşfediliyor.

Onarım.

Bir zamanlar yırtılan kıyafeti dikmek, ceketin düğmesini değiştirmek, ayakkabıyı tamir ettirmek ya da bir giysiyi başka bir aile üyesine vermek son derece sıradan davranışlardı.

Sanayileşme ve ucuzlayan seri üretim, zaman içinde birçok toplumda tamir ekonomisinin yerini yenisiyle değiştirme kültürüne bıraktı.

Şimdi moda yeniden eski bir soruyla karşı karşıya:

Tamir edebileceğimiz bir şeyi neden çöpe atalım?

Bu nedenle döngüsellik her zaman tamamen yeni teknolojiler anlamına gelmiyor.

Bazen geçmişin kaybolan pratiklerini, bugünün teknolojisiyle yeniden kurmak anlamına geliyor.


Peki geri dönüşüm?

Elbette önemli.

Ama döngüsel modayı yalnızca geri dönüşüm üzerinden anlatmak, kavramı fazlasıyla küçültüyor.

Çünkü bir kıyafeti birkaç kez giyip sonra liflerine ayırarak geri dönüştürmek yerine, onu yıllarca kullanabilmek çoğu durumda malzemenin değerini çok daha uzun süre koruyor.


Döngüselliğin mantığı da zaten burada yatıyor:

Bir ürünü mümkün olduğunca yüksek değer seviyesinde tutmak.

  • Önce kullan.

  • Sonra yeniden kullan.

  • Tamir et.

  • Yenile.

  • Başkasına aktar.

  • Yeniden sat.

  • Gerekirse başka bir ürüne dönüştür.

Ve ürün olarak değerini artık koruyamadığı noktada malzemesini yeniden sisteme kazandır.

Geri dönüşüm, hikâyenin başlangıcı değil; çoğu zaman son bölümlerinden biri.


Döngüsel moda tüketicinin omuzlarına bırakılabilecek bir mesele değil


Sürdürülebilir moda tartışmalarında sorumluluk uzun süre bireyin seçimleri üzerinden anlatıldı.

  • Daha az satın al.

  • Daha bilinçli seç.

  • İkinci el kullan.

  • Kıyafetlerini tamir et.

  • Bunların hepsi anlamlı.


Ancak döngüsel sistem yalnızca tüketicinin daha dikkatli davranmasıyla kurulamaz.

Bir ürün tamir edilemeyecek biçimde tasarlanmışsa tüketicinin onarım tercihi sınırlıdır.

Bir marka yedek parça sunmuyorsa ürünün ömrü kısalabilir.

Malzeme bileşimi bilinmiyorsa geri dönüşüm zorlaşabilir.

Toplama altyapısı yoksa ürün sisteme dönemeyebilir.

Yeniden satış kanalı yoksa ikinci yaşam ihtimali azalabilir.

Bu nedenle gerçek döngüsellik, tüketici davranışından çok daha geniş bir dönüşüm gerektirir.


Tasarımcıdan üreticiye, markadan perakendeciye, lojistik şirketinden teknoloji sağlayıcısına, politika yapıcıdan tüketiciye kadar bütün sistemin aynı döngünün parçası olması gerekir.

Ellen MacArthur Foundation’ın yaklaşımının “sistem değişimi” vurgusu da tam olarak buradan gelir.


Belki de asıl değişmesi gereken şey kıyafetlere bakışımız


Döngüsel moda konuşurken kumaşlardan, geri dönüşüm teknolojilerinden, kiralama platformlarından ve yeni iş modellerinden söz ediyoruz.

Ama bütün bunların altında daha temel bir zihinsel değişim yatıyor.

Bir kıyafeti tüketilecek bir nesne olarak mı görüyoruz?

Yoksa değeri korunabilecek bir varlık olarak mı?

Birinci bakışın sonunda atık vardır.


İkinci bakışın sonunda ise yeni olasılıklar.

  • Tamir.

  • Paylaşım.

  • Yeniden satış.

  • Yeniden tasarım.

  • Yeni kullanıcı.

  • Yeni kullanım.

  • Yeni malzeme.

Belki de döngüsel modanın en güçlü yanı tam olarak burada.

Bize yalnızca “daha sürdürülebilir kıyafetler üretelim” demiyor.

Daha temel bir soruyu önümüze koyuyor:


Moda neden başladığı yere dönemeyen bir sistem olmak zorunda?

2014'te Stockholm'de ortaya atılan iki kelime bugün hâlâ bu sorunun peşinden gidiyor.


Döngüsel moda.

Ve belki de bu nedenle kavramı bir trend olarak değil, modanın çalışma mantığını değiştirmeye yönelik uzun bir arayışın adı olarak okumak gerekiyor.

Çünkü geleceğin modası yalnızca ne ürettiğimizle ilgili olmayacak.

Ürettiğimiz şeyin değerini ne kadar uzun süre yaşatabildiğimizle de ilgili olacak.

Top Stories

1/92
bottom of page