Çocuk giyimi, modanın en hızlı dönen ama en az konuşulan alanlarından biri. Yetişkin modasında sürdürülebilirlik dili giderek kurumsallaşırken, kapsül dolaplar (“az al-öz al” çağrıları, materyal inovasyonları) çocuk kıyafetleri çoğu zaman bu tartışmanın dışında kalıyor. Oysa çocuklar büyüyor; bedenler hızla değişiyor; mevsimler, okul ihtiyaçları, etkinlikler derken kıyafetin “kullanım ömrü” çoğu kez yıpranarak değil, ölçü dışına düşerek bitiyor. Ve tam da bu yüzden çocuk giyimi, tekstil atığı krizinin görünmez ama anlamlı bir parçası.
Epson’ın Birleşik Krallık’ta yaptığı son araştırması bu dinamiği keskin bir şekilde görünür kılıyor. Verilere göre Birleşik Kırallık’ta çocuklara yılda ortalama 90 parça kıyafet alınıyor; ülke ölçeğinde bu yaklaşık 1,1 milyar parça demek. Her yıl her yıl 216 milyon parça çocuk kıyafeti çöplüğe gidiyor.
“Benim kıyafetim” ile “çocuğun kıyafeti” arasındaki vicdan farkı
Araştırmanın en çarpıcı yerlerinden biri, ebeveynlerin kendi seçimleriyle çocukları için yaptıkları seçimler arasındaki kopuşu göstermesi. Ebeveynlerin yaklaşık üçte ikisi kendileri için daha sürdürülebilir kıyafetleri dikkate aldığını söylerken, neredeyse yarısı çocuk kıyafetlerini “en hızlı ve en kolay” yöntemle elden çıkardığını kabul ediyor.
Üstelik ankete katılan ebeveynlerin %35’i, yalnızca zaman yokluğundan dolayı çocuk kıyafetlerini doğrudan çöpe attığını söylüyor.
Bu, kötü niyet hikâyesi değil; sistem hikâyesi. Çocuk büyür; beden değişir; okul, mevsim, aktivite, “kostüm günü” döngüsü hızlanır. Kıyafetin ömrü fiziksel eskimeden değil, ölçünün değişmesinden biter. İşte tam da bu nedenle çocuk giyimi, “hızlı modanın” en görünmez ama en verimli yakıtlarından birine dönüşür.
Ve sonra, dolapta bekleyen “hiç yaşanmamış” kıyafetler gelir: Ebeveynlerin %59’u çocuklarının dolabında etiketi hâlâ üzerinde, hiç giyilmemiş parçalar olduğunu söylüyor; %57’si ise hiç giyilmemiş kıyafetleri çöpe attığını veya farklı amaçla kullandığını belirtiyor. Bu, atığın yalnızca “kullanımdan sonra” değil, daha giyilmeden önce başladığını hatırlatan bir kırılma noktası.
Atılan 17 parça: Bir ülkenin rutini, bir krizin anatomisi
Araştırma, Birleşik Krallık’ta insanların yılda ortalama 17 parça çocuk kıyafetini elden çıkardığını; Fransa’da ise bu sayının 9 parça olduğunu söylüyor. Sayılar tek başına ahlaki bir yargı üretmez; ama bir kültürü anlatır: alışverişin bir “çözüm”, elden çıkarmanın bir “kolaylık” olarak kurgulanabildiği bir kültür.
Bu tablo yalnızca Birleşik Krallık’a özgü değil. Epson kaynaklı Avrupa geneli bir diğer veri, her yıl Avrupa’da 812,6 milyon parça çocuk kıyafetinin çöpe gittiğini ortaya koyuyor. Yani çocuk giyimi, kıta ölçeğinde dönen dev bir görünmez akış: küçük bedenler, büyük hacimler.
Bu noktada mesele “ebeveynler bilinçsiz” kolaycılığına indirgenemez. Çocuk giyimi, hayatın hızına gömülü bir kategori: zaman yönetimi, bütçe baskısı, bakım emeği, kargo-iade süreçleri, depolama alanı… Hepsi aynı anda çalışıyor. Dolayısıyla soruyu daha doğru kurmak gerekiyor: Çocuk kıyafetinin yaşam döngüsünü, hane içi gerçekliğe rağmen nasıl daha döngüsel hale getirebiliriz?
Çözüm nerede başlıyor? İkinci El Bir Tercih Değil, Çocuk Giyiminde Bir Altyapı
Çocuk giyiminde ikinci elin kıymeti, “trend” olduğu için değil; yapısal olarak en rasyonel seçenek olduğu için büyük. Bebeklik ve ilk yaşlarda kıyafetler çoğu zaman birkaç kez giyiliyor ve hızla küçülüyor. Bu, ikinci elin çocuk giyimi için neredeyse doğal bir dolaşım dili olduğunu gösteriyor. Doğru kanallar varsa, ürünler kullanım ömrünü uzatacak şekilde el değiştirebiliyor.
Ancak burada kritik bir ayrım var. İkinci elin “pazar” olarak büyümesi başka; ikinci elin “sosyal ağlar üzerinden, görünmeyen bir dayanışma” olarak işlemesi başka.
Türkiye’de çocuk giyim atığına özel, ulusal ölçekte düzenli açıklanan bir istatistik seti bulmak zor. Bu boşluk bile tek başına önemli: Ölçmediğimiz şeyi yönetemiyoruz. Yine de elimizde, çocuk giyiminin de parçası olduğu daha geniş tekstil atığı fotoğrafını gösteren güçlü işaretler var.
EY-Parthenon’un sektör analizine göre Türkiye’de 2023’te yaklaşık 1,80 milyon ton tekstil atığı oluştu; bunun önemli bir kısmı tüketim aşamasından geliyor ve kayda değer bir bölümü bertarafa gidiyor.
Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası’nın paylaştığı çerçeveye göre ise, Türkiye’de yılda yaklaşık 1,8 milyon ton tekstil ürünü tüketilirken bunun yaklaşık 600 bin tonu çöpe gidiyor; kıyafet toplama kumbaralarıyla yılda yaklaşık 40 bin ton giysi toplanabildiği belirtiliyor.
Akademik tarafta, Türkiye’de tüketici sonrası tekstil atığına ilişkin istatistik eksikliği vurgulanırken; bir çalışmada 287 bin ton tekstil atığının kontrollü depolamaya gittiği ve bunun belediye atığının belirli bir payına karşılık geldiği not ediliyor.
Çocuklar açısından ise tabloyu yalnız “fazla tüketim” üzerinden okumak eksik kalır: TÜİK’in Türkiye’deki Çocuklar 2024 özetinde, 15 yaş altı çocukların %9,2’sinin yeni giysiye erişemediği görülüyor. Bu veri, ikinci elin Türkiye’de sadece “yeşil seçim” değil, aynı zamanda erişim ve adalet meselesi olduğunu da gösteriyor.
Sessiz Bir Döngü, Görünür Bir Etki
Türkiye’de çocuk giyiminde yıllardır var olan, çoğu ülkede bu kadar güçlü hissedilmeyen bir pratik var: anneler arası dayanışma döngüsü. Çocuğun küçülen kıyafetleri, çoğu zaman çöp kutusuna değil; bir arkadaşın çocuğuna, akrabanın bebeğine, apartmandaki komşuya, mahallede ihtiyacı olana gidiyor. Kimi zaman “paket” halinde hazırlanıyor; kimi zaman bir WhatsApp mesajıyla dolaşıma giriyor; kimi zaman okul çevresinde sessizce el değiştiriyor.
Bu pratik iki açıdan önemli:
Birincisi, çocuk giyimindeki atığı azaltma potansiyeli çok yüksek. Çünkü burada dolaşımı sağlayan motivasyon, “satmak” değil; “işe yarasın” refleksi. İkincisi, bu kültür bir tür mikro-lojistik yaratıyor. Kıyafetler ev içinde ayrıştırılıyor, temizleniyor, tasnif ediliyor ve yeniden dolaşıma sokuluyor. Bu süreç görünmez bir bakım emeğine dayanıyor; çoğunlukla kadınlar tarafından taşınıyor.
Yine de bu konuda dikkatli olmak gerek. Türkiye’de çocuk giyim atığına dair kapsamlı, düzenli ve kategori bazlı ölçümler sınırlı olduğu için, bu dayanışma döngüsünün toplam atık miktarını “ne kadar” azalttığını net rakamlarla konuşmak zor. Ama sosyolojik olarak güçlü bir sinyal var. Türkiye’de çocuk giyimi, sadece bir tüketim kalemi değil; aynı zamanda ilişkisel bir paylaşım alanı.
Bu da bize, “Döngüsellik bazen yüksek teknolojiyle değil, kültürel pratiklerle başlar. Teknoloji bunu hızlandırabilir; ama temel davranış zaten toplumun içinde mayalanıyorsa, sistem tasarlamak çok daha kolay olur.” Mantığının altını çiziyor.
Markalar için Ürün Tasarımı Kadar “Elden Çıkarma” Tasarımı da Önemli
Çocuk giyiminde gerçek sürdürülebilirlik, yalnızca “organik pamuk” veya “geri dönüştürülmüş polyester” etiketinde bitmiyor. Ürün tasarımı, kullanım sonrası hayatı da kapsadığında anlam kazanıyor:
Büyüyen tasarımlar: Bazı markaların geliştirdiği, çocukla birlikte ölçü değiştirebilen formlar; satın alma sıklığını azaltma potansiyeli taşıyor.
Dayanıklılık ve onarılabilirlik: Diz izi, dirsek aşınması, lekelenme… Çocuk giyiminin gerçeği. Bu gerçeklik tasarımın parçası olduğunda ürünün elde kalma süresi uzuyor.
Devir kolaylığı: Etiket/kompozisyon bilgisi, bakım talimatı, ürünün “ikinci hayatına” geçişini kolaylaştıran basit tasarım kararları.
Markaların bir diğer sorumluluğu da toplama-altyapı meselesinde: “Kıyafeti geri getir” kampanyaları her zaman çalışmıyor; çünkü hane içinde en büyük bariyer çoğu zaman niyet değil, zaman. İşleyen bir döngü için tüketicinin hayatına uyumlu, düşük sürtünmeli sistemler gerekiyor.
Türkiye’de çocuk giyimindeki dayanışma döngüsü umut verici bir toplumsal refleks. Fakat aynı zamanda kırılgan. Şehirleşme, çekirdek aile yapısı, taşınma sıklığı ve zaman baskısı arttıkça bu ağlar zayıflayabilir. Bu yüzden, bu dayanışmayı “romantize etmek” yerine, onu destekleyen sistemler kurmak daha değerli.
En kritik adım ise veri. Çocuk giyiminde satın alma sıklığı, kullanım süresi, elden çıkarma biçimleri (verme/bağış/satma/çöp), dolapta etiketli bekleyen oranı gibi göstergeler; hem markaların hem belediyelerin hem de platformların doğru çözümler geliştirmesi için temel zemin.
Çocuk giyimi atığı çoğu zaman “küçük parçalar” gibi görünür; ama milyonlarca hanede tekrarlandığında dev bir akışa dönüşür. Türkiye’nin elindeki en güçlü avantajlardan biri, zaten var olan paylaşım kültürü. Bu kültür görünür kılınır, kolaylaştırılır ve ölçülürse; çocuk giyiminde döngüsellik, birçok ülkeden önce “doğal bir standart” haline gelebilir.
Yorumlar