top of page

Moskova’da İki Türk Tasarımcı, İki Farklı Moda Anlatısı

Yazarın fotoğrafı: BiModaHayat
BiModaHayat
4 saat önce
3 dakikada okunur

Murat Aytulum ve Gökhan Yavaş, 28 Eylül’de Moskova Moda Haftası kapsamında aynı podyumu paylaştı. Antalya Moda Haftası ile Moskova Moda Haftası arasındaki işbirliğiyle gerçekleşen defile, Türkiye’den çıkan tasarımın uluslararası moda sahnesinde nasıl bir dil kurabileceğine dair iki farklı yaklaşımı yan yana getirdi. Bir tarafta Doğu referanslarını çağdaş terzilikle buluşturan Murat Aytulum, diğer tarafta Anadolu’dan Seul’e uzanan kültürel katmanları sıfır atık yaklaşımıyla birleştiren Gökhan Yavaş vardı.


Moskova’da İki Türk Tasarımcı, İki Farklı Moda Anlatısı

Moda haftalarının belki de en ilgi çekici tarafı artık yalnızca gelecek sezon ne giyeceğimizi göstermeleri değil.

Farklı şehirlerde, farklı kültürel hafızalardan çıkan tasarımcıların aynı takvim içinde yan yana gelmesi; modanın bugün nasıl çok merkezli bir yapıya dönüştüğünü de görünür kılıyor.


28 Eylül’de Moskova Moda Haftası’nda gerçekleşen “Antalya Fashion Week Presents GOKHANYAVAS – MURAT AYTULUM” defilesi de bu karşılaşmalardan biriydi. Antalya Moda Haftası ile Moskova Moda Haftası arasında geliştirilen karşılıklı tasarımcı değişimi kapsamında Murat Aytulum ve Gökhan Yavaş, İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonlarını Moskova’da sundu.


Ancak aynı podyumda yer almalarına rağmen iki tasarımcının anlattığı hikâye oldukça farklıydı.


Murat Aytulum’dan Doğu Referanslarıyla Yeniden Kurulan Terzilik


Murat Aytulum’un Moskova’ya taşıdığı “Selam” İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, adını en temel insani temas biçimlerinden birinden alıyor.


2010 yılında İstanbul’da kendi markasını kuran tasarımcı, yeni koleksiyonunda erkek giyiminden gelen terzilik kodlarını kadın silüeti üzerinden yeniden yorumluyor. Keskin çizgiler, deri kullanımı ve siyah, gri ile nötr bej tonlarının ağırlıkta olduğu renk paleti; koleksiyonun daha kontrollü ve yapısal tarafını oluşturuyor.

Bunun karşısında ise Doğu kültürlerinden gelen referanslar bulunuyor.


Aytulum’un yaklaşımında bu unsurlar doğrudan folklorik bir temsil olarak kullanılmıyor; çağdaş kalıplar ve modern terzilik içinde daha soyut bir biçimde yeniden okunuyor. Bu anlamda “Selam”, kültürel mirası olduğu gibi yeniden üretmek yerine, onu bugünün tasarım dili içinde dönüştürmenin yollarını arayan bir koleksiyon.


Aytulum daha önce yaptığı açıklamada Moskova’nın farklı kullanıcı profillerine ulaşmak açısından Türk tasarımcılar için yeni bir temas alanı yaratabileceğine dikkat çekmişti. Koleksiyonun 28 Eylül’de Manege Central Exhibition Hall’da sunulacağı da etkinlik öncesinde duyurulmuştu.



Gökhan Yavaş’ın “Zırhlı Sessizlik”i


Gökhan Yavaş’ın “Armored Silence / Zırhlı Sessizlik” koleksiyonunda ise coğrafya çok daha katmanlı.

Güney Kore’deki Naejangsan Dağı’nın sisli yamaçlarından 1980’ler Seul’üne, İstanbul’un kent dokusundan Anadolu motiflerine uzanan farklı referanslar aynı koleksiyon içinde buluşuyor. İlk bakışta birbirinden uzak görünen bu coğrafyaları bir araya getiren temel unsur ise beden ile giysi arasındaki ilişki.


Katmanlı silüetler bedeni kimi zaman bir zırh gibi çevrelerken, koleksiyon ilerledikçe daha sert mimari formlar yerini kadife ve transparan dantel gibi daha akışkan yüzeylere bırakıyor. Boncuk işlemeleri ve Çin iğne nakışı koleksiyonun zanaat tarafını güçlendirirken, kullanılan malzemelerin bir bölümü başka bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

Atık.

Markanın sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda koleksiyondaki bazı parçaların önceki sezonlardan kalan kumaşlarla üretilmesi, sürdürülebilirliği yalnızca koleksiyonun üzerine eklenen bir söylem olmaktan çıkarıp doğrudan üretim kararlarının içine yerleştiriyor.



Bu küçük görünen tercih aslında moda endüstrisinin bugün karşı karşıya olduğu büyük sorulardan biriyle ilişkili:

Yeni bir koleksiyon üretmek için her sezon mutlaka yeni malzeme üretmek gerekiyor mu?

Yavaş’ın yaklaşımı bu soruya tasarım üzerinden başka bir ihtimal gösteriyor.


Türk Modası Yalnızca “Geleneksel” Olmak Zorunda mı?


İki koleksiyonu yan yana getiren noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor.

Türkiye’den çıkan tasarım uluslararası platformlarda uzun yıllar boyunca çoğunlukla geleneksel motifler, el sanatları ve Anadolu referansları üzerinden anlatıldı. Bunların önemli bir kültürel değer taşıdığı açık.



Ancak yeni kuşak tasarımcıların önündeki soru artık biraz farklı:

Bu miras çağdaş bir moda dilinin parçası hâline nasıl getirilebilir?


Murat Aytulum geleneksel referansları terzilik üzerinden yeniden yorumlarken, Gökhan Yavaş farklı coğrafyalardan gelen imgeleri, zanaatı ve malzeme kullanımını aynı koleksiyon içinde katmanlandırıyor.

Ortaya çıkan şey, “Türk modasının nasıl görünmesi gerektiğine” dair tek bir estetik cevap değil.

Belki de tam tersine, birden fazla tasarım dilinin aynı anda var olabileceğini gösteren daha çoğulcu bir tablo.


Antalya’dan Moskova’ya Uzanan Moda Ağı


Defilenin bir başka dikkat çekici tarafı ise podyumun arkasındaki organizasyon modeli.

Antalya Moda Haftası ile Moskova Moda Haftası arasında kurulan işbirliği, yalnızca Türk tasarımcıların Moskova’ya gitmesini değil, Rus tasarımcıların da Antalya’da koleksiyonlarını sunmasını kapsayan karşılıklı bir değişim modeli üzerine kuruluyor.


İşbirliğinin önceki ayağında Rusya merkezli Big Brooch, Antalya Moda Haftası’nda koleksiyonunu sergilemişti. Moskova ayağında ise Gökhan Yavaş ve Murat Aytulum Türkiye’den programa katıldı.

Antalya Moda Haftası’nın kurucusu Eda Meltem Yılmaz da aynı dönemde Moskova’da düzenlenen BRICS+ Moda Zirvesi’ne katıldı. Yılmaz, iki platform arasındaki ilişkiyi yalnızca tasarımcı değişimi değil, yaratıcı endüstriler arasında uzun vadeli bir iletişim alanı olarak tanımlıyor.


Belki de bu nedenle Moskova’daki defileyi yalnızca “iki Türk tasarımcının yurtdışında podyuma çıkması” başlığıyla okumak eksik kalıyor.


Çünkü moda endüstrisinde uluslararasılaşma artık yalnızca Paris, Milano, Londra veya New York’ta görünmek anlamına gelmiyor. Yeni moda ağları; farklı şehirler, bölgesel moda haftaları, tasarımcı değişimleri ve kültürler arası işbirlikleri üzerinden kuruluyor. Ve Türkiye’den tasarımcıların bu ağların içinde nasıl konumlandığı, önümüzdeki yıllarda koleksiyonların kendisi kadar konuşulmaya değer bir konu olabilir.

Top Stories

1/95
bottom of page