top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 415 sonuç bulundu

  • Sungrow, Sürdürülebilir Büyümede Küresel Liderler Arasında

    Temiz enerji teknolojilerinde dünyanın önde gelen markalarından Sungrow, TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan “Sürdürülebilir Büyüme Alanında Dünyanın En İyi Şirketleri” araştırmasında, dünyanın en iyi 14’üncü şirketi olarak gösterildi. TIME ve Statista iş birliğiyle hazırlanan araştırma; şirketlerin finansal büyüme performansını, çevresel etki, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirlik uygulamalarıyla birlikte ele alarak uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini değerlendiriyor. Sungrow, bu kapsamlı analizde 14’üncü sırada yer alarak, temiz enerji teknolojileri alanındaki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koydu. Düşük karbon ayak izi, düşük su tüketimi ve atık üretim oranları ile yüksek yenilenebilir enerji kullanımı gibi çevresel göstergelerin; finansal istikrar ve uzun vadeli büyüme performansıyla birlikte değerlendirildiği sıralamada Sungrow, temiz enerji teknolojileri alanında faaliyet gösteren global üreticiler arasında kendi kategorisinde ilk sırada yer aldı. Herkes İçin Temiz Enerji Vizyonuyla Sürdürülebilir Büyüme Sungrow’un bu başarısı; şirketin “Herkes için temiz enerji” vizyonu doğrultusunda şekillenen uzun vadeli sürdürülebilirlik stratejisinin somut bir yansıması niteliği taşıyor. Yüksek verimlilik sunan güneş enerjisi güç dönüştürücüleri (PV invertörler) ve enerji depolama sistemleri (ESS) ile Sungrow, üretimden ürün yaşam döngüsüne kadar uzanan sorumlu bir iş yaklaşımı benimsiyor. Şirket, temiz enerjiyi daha erişilebilir, ölçeklenebilir ve güvenilir hâle getirmeyi hedefleyen bu vizyon doğrultusunda sürdürülebilirlik dönüşümünü net hedefler ve ölçülebilir adımlarla sürdürüyor. Bu kapsamda Sungrow; 2028 yılı itibarıyla operasyonel seviyede karbon nötrlüğe ulaşmayı, 2038’de tedarik zinciri genelinde karbon nötrlüğü sağlamayı ve 2048’de tüm değer zincirinde net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen uzun vadeli bir yol haritası izliyor. Şirketin sürdürülebilirlik yaklaşımı; MSCI ESG AAA derecelendirmesi, EcoVadis Altın Madalya, RE100 ve EP100 taahhütleri ile Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) üyeliği gibi uluslararası platformlar tarafından da teyit ediliyor. Bugüne kadar küresel ölçekte 870 GW’ı aşan kurulu güce sahip güneş enerjisi güç dönüştürücüleri ile enerji dönüşümüne katkı sağlayan Sungrow, müşterileriyle birlikte yıllık yüz milyonlarca ton karbon emisyonunun önlenmesine destek oluyor. Yüksek verimlilik sunan PV invertör ve enerji depolama çözümleriyle Sungrow, sürdürülebilir büyümeyi küresel enerji dönüşümünün ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırmayı sürdürüyor. Net Sıfır Hedefine Doğru Somut Adımlar Sungrow, net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda operasyonlarını kararlılıkla dönüştürmeye devam ediyor. Şirket genelinde kullanılan elektriğin %70’i yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanırken, üretim süreçlerinde çevresel etkiyi azaltmaya yönelik sistematik bir yaklaşım uygulanıyor. Sungrow’un tüm üretim tesisleri, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi sertifikalarına sahip bulunuyor. Ayrıca, Çevresel Ürün Beyanı (Environmental Product Declaration – EPD) ve ürün karbon ayak izi sertifikaları ile belgelenmiş inverter ve enerji çözümleriyle çevresel performansını ürün seviyesinde de ortaya koyuyor. Şirket, üretim süreçlerinde oluşan tehlikesiz atıkların %90’ını geri dönüştürerek döngüsel ekonomi yaklaşımını operasyonel düzeyde hayata geçiriyor. Sungrow, 2024 yılında hayata geçirdiği Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ESG) Gelişim Merkezi ile; Strateji ve Sürdürülebilirlik Komitesi ile Sürdürülebilirlik Yönetim Ofisi’nin rehberliğinde politika geliştirme, hedef belirleme ve uygulama süreçlerini tek bir yapı altında topladı. ESG Gelişim Merkezi; Üstün Yönetişim, Net Sıfıra Doğru, Çevre Dostu Gelişim, Karşılıklı Fayda Sağlayan İş Birlikleri ile Çeşitlilik ve Kapsayıcılık olmak üzere beş temel stratejik önceliği Sungrow’un tüm operasyonlarına entegre ederek sürdürülebilir büyümenin kurumsal altyapısını güçlendiriyor.

  • DeFacto, CDP İklim Değişikliği Programında “Liderlik” Bandına Çıktı (A-)

    DeFacto, CDP (Carbon Disclosure Project) raporlamasında iklim değişikliği kategorisinde bu yıl A- notuna yükseldiğini açıkladı. Markanın verdiği bilgiye göre Su Güvenliği ve Ormansızlaşma başlıklarında ise B notu bulunuyor. 2023’te başlayan CDP yolculuğunda iklim puanını kademeli olarak yükselttiğini söyleyen DeFacto, bu alanda toplamda üç kademe ilerlediğinin altını çiziyor. CDP, şirketlerin iklim, su ve ormansızlaşma gibi alanlarda hem etkilerini hem de bu etkileri nasıl yönettiklerini daha şeffaf bir çerçevede görünür kılan global bir raporlama sistemi. Bu nedenle sonuçlar, yalnızca “puan” gibi değil; kurumların veriyle çalışma, hedef koyma ve ilerlemeyi takip etme disiplinini de işaret eden bir gösterge olarak okunuyor. Notlar ne söylüyor? Bu yılın öne çıkan başlığı iklim. A-, CDP’nin ölçeğinde “liderlik” bandına denk geliyor ve DeFacto, geçen yıla göre bir kademe yukarı çıktığını belirtiyor. Su ve ormansızlaşma tarafındaki B notları ise çevresel risk yönetimi başlıklarında ilerleme alanı olduğu kadar, belli bir yönetim altyapısının da oluştuğuna işaret eden bir çizgide duruyor. Sürdürülebilirlik, markanın iç kararlarına nasıl yerleşiyor? DeFacto, 2025 itibarıyla sürdürülebilirliği “operasyonel bir proje” gibi değil, işin karar mekanizmasına yerleşen bir yapı olarak tarif ediyor. Bu çerçeveyi de “Doğa, Dönüşüm, Değer” ekseninde konumlanan Triple D yaklaşımıyla anlatıyor; çevresel ve sosyal başlıkları ekonomik dayanıklılıkla birlikte ele aldığını söylüyor. İklim tarafında dikkat çeken nokta, SBTi ile uyumlu 2030 ve 2050 emisyon azaltım hedeflerinin onaylanmış olması. Buna ek olarak operasyonların karbon ayak izi ve su tüketimi gibi metriklerinin (ve seçili sosyal göstergelerin) bağımsız güvence süreçlerinden geçtiği bilgisi paylaşılıyor. Ürün tarafında ise sürdürülebilir özellik taşıyan ürünlerin koleksiyon içindeki payının yaklaşık %30 seviyesinde gerçekleştiği; rejeneratif pamuk ve daha düşük çevresel etkiye sahip malzemelerin daha geniş ölçekte koleksiyonlara girdiği belirtiliyor. Mağaza deneyimi de dönüşüyor Marka, sürdürülebilirlik yaklaşımını yalnızca “arka plan” operasyonlarında bırakmak istemediğini; müşteriyle temas eden alanlarda da bu dili kurmaya çalıştığını anlatıyor. Bu bakışın örneklerinden biri olarak Adana’daki deneyim mağazası öne çıkıyor: enerji verimliliği, atık yönetimi ve operasyonel optimizasyon odağıyla kurgulanan konseptin Green Check – Yeşil Kontrol Belgesi’nde Altın kategori aldığı aktarılıyor. Başarılarının Temeli Şeffaflık ve Ölçülebilirlik DeFacto Sürdürülebilirlik ve CSR Başkanı Elif Çam süreci şu şekilde aktarıyor: “CDP liderlik seviyesinde yer almak, DeFacto’nun sürdürülebilirliği bir niyet değil; ölçülebilir hedefler, şeffaf raporlama ve teknoloji destekli karar süreçleriyle yönettiğinin güçlü bir göstergesi. Triple D yaklaşımımızla çevresel, sosyal ve ekonomik etkiyi birlikte ele alıyor; iklim kriziyle mücadelede bilim temelli hedeflerle ilerliyoruz. Bu başarı, kurum genelinde sürdürülebilirliği ortak bir refleks haline getirmemizin sonucu. CDP’ de elde ettiğimiz decerelendirme sonuçlarıyla, DeFacto’nun yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorumluluğunu üstlenen bir marka olma kararlılığını uluslararası ölçekte tescillemiş olduk. BiModaHayat notu Bugün moda dünyasında sürdürülebilirlik “güzel cümle”yle taşınmıyor; hedef, veri ve takip istiyor. CDP gibi platformlar da tam bu noktada devreye giriyor: Ne söylendiğinden çok, nasıl ölçüldüğü ve nasıl yönetildiği görünür oluyor. A- tek başına bütün resmi anlatmasa da, markaların “kanıt” tarafında hangi zeminde durduğunu anlamak için iyi bir başlangıç.

  • Akbank Kısa Film Festivali’nin Ödüllü Filmleri Üniversitelerde 4 Bini Aşkın Öğrenciyle Buluştu

    Türkiye'nin sanat sahnesine önemli katkılar sunan Akbank Sanat, 21. Akbank Kısa Film Festivali’nin ödüllü filmlerinden oluşan özel seçkiyi 33 şehirde, 49 üniversitede 4163 öğrenciyle buluşturdu. 5 üniversitede sinema alanında düzenlenen atölyelere ise 597 öğrenci katıldı. Akbank Sanat’ın 2004 yılından bu yana Türkiye’de kısa filmi tanıtmak, yapımını teşvik etmek ve yeni sinemacıları desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği Akbank Kısa Film Festivali’nin ödüllü filmlerinden oluşan özel seçki üniversitelilerle buluştu. 3 Kasım–30 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen üniversite gösterimleri Türkiye genelinde 33 şehirde, 49 üniversitede ve 50 kampüste hayata geçirildi. Gösterimlere 4.163 öğrenci katıldı. Gösterimlerin gerçekleştiği 5 üniversitede düzenlenen atölyelerle, kampüsleri gençlerin sinema alanında düşünme, öğrenme ve üretme pratiklerini geliştirdiği bir buluşma alanına dönüştürdü. Oyuncu Ömer Akgüllü, sinema yazarı ve eleştirmen Sezen Sayınalp, 3D sanatçısı ve yönetmen Gökalp Gönen, yönetmen Nazlı Elif Durlu ve yönetmen Tuvana Simin Günay gibi alanlarında uzman isimlerin katkılarıyla oyunculuk, film okuması, 3D kısa film yapımı, senaryo ve kurgu atölyeleri gerçekleştirildi. 597 öğrencinin katıldığı atölyeler, gençlerin sinema konusunda teknik ve yaratıcı yetkinliklerini geliştirmelerine katkı sağladı. Akbank, gösterimler ve atölyeler aracılığıyla üniversite kampüslerinde sinema etrafında gerçekleşen bu yaklaşımla gençlerin yaratıcılığını desteklemeyi ve üniversite kampüslerini kültürel buluşma alanlarına dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda, üniversitelerdeki etkinliklerin önümüzdeki dönemlerde de sürdürülmesi hedefleniyor.

  • Ocak 2026 Kültür Sanat Programı

    Paribu, kurulduğu günden bu yana uzun soluklu iş birlikleriyle Türkiye’de sanatın etki alanının genişlemesine katkı sağlıyor. 2026'da da kültür sanat projelerine katkıda bulunmayı sürdüren Paribu, destek verdiği kurumların ocak ayı etkinlik programını paylaştı. Blokzincir tabanlı yenilikçi ürün ve hizmetler geliştiren ve Türkiye’de kripto varlık alanının gelişimine öncülük eden Paribu, kurulduğu günden bu yana uzun soluklu iş birlikleriyle Türkiye’de sanatın etki alanının genişlemesine katkı sağlıyor. 2020’den bugüne, desteklediği 30'dan fazla kurum ve organizasyon ile 32 milyon kişinin kültür sanata erişimine katkıda bulunan Paribu, kültür sanat alanına 2026'da da farklı disiplinler ve projelerle destek olmayı sürdürüyor. Paribu, destekçisi olduğu İstanbul Modern, OMM – Odunpazarı Modern Müze, Craft Tiyatro, Moda Sahnesi ve Oyun Atölyesi’nin ocak ayı programlarını paylaştı. Paribu’nun desteğiyle ocak ayı boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinlikleri: İstanbul Modern Paribu ile Sizin Perşembeniz. Her perşembe 10.00 – 14.00 saatleri arası ücretsiz. OMM – Odunpazarı Modern Müze Paribu ile Her Çarşamba Öğrencinin Günü. Girişler tüm öğrencilere ücretsiz. Moda Sahnesi 7, 8, 9, 10, 11 Ocak – Gonzago’nun Öldürülüşü 12 Ocak – Bu Bir Prova Değil “Le Reel” – Tiyatro Watt 13 Ocak – En Sevdiğinden Başla – Tiyatro Hemhal 14, 15 Ocak – Macbeth 16, 17 Ocak – Şirreti Evcilleştirmek 18 Ocak – Hizmetçiler 19 Ocak – Dıkşın: Büyük Şans 20 Ocak – Jan Dark’ın Öteki Ölümü – TiyatroAdam 21 Ocak – Ada “Νήσος” Konseri 22, 23, 24 Ocak – Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri 25 Ocak – Bütün Çılgınlar Sever Beni 26 Ocak – Dublörün Dilemması – Atlas Tiyatro Araştırmaları 27 Ocak – Dengin Ceyhan – Echoes of Anatolia 28 Ocak – Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor – BGST 29, 30 Ocak – Babamı Kim Öldürdü 31 Ocak – Othello Oyun Atölyesi 5, 6, 7, 8, 22, 23 Ocak – Baba 10, 11, 24, 25 Ocak – Hayvan Çiftliği 16, 31 Ocak – Kızlar ve Oğlanlar 17 Ocak – Kırlangıç Craft Tiyatro 23, 24, 25 Ocak – Yeter 25 Ocak – Old Fools

  • Fransa, Tüketici Ürünlerinde PFAS Kullanımını Yasakladı

    1 Ocak 2026 itibarıyla Fransa’da PFAS (per- ve polifloroalkil maddeler) içeren bazı tüketici ürünlerinde üretim/ithalat/ihracat ve piyasaya arz yasakları devreye girdi. Bu adım, “forever chemicals” (doğada çok kalıcı kimyasallar) olarak bilinen PFAS’ların özellikle kozmetik ve moda tarafındaki kullanımını doğrudan etkiliyor. Fransa’da ne yasaklandı, kapsam ne? Yasa; alternatifin mevcut olduğu ürün kategorilerinde PFAS içeren ürünlerin piyasaya çıkmasını hedefliyor. İlk fazda öne çıkan başlıklar: Kozmetikler Tüketici tekstilleri ve ayakkabı (bazı istisnalarla) Kayak wax’ları ve bazı su itici ajanlar İstisnalar: “Koruyucu/iş güvenliği” gibi bazı gerekli kullanım alanları için muafiyetler ve kapsam detaylarının düzenleme/dekrelerle netleşmesi söz konusu. Neden önemli? PFAS’lar performans avantajı nedeniyle (su/yağ iticilik, leke tutmama vb.) özellikle kaplamalar, apreler ve su itici bitişler tarafında yaygın kullanıma sahip. Bu yasa, “performans” dilini kimyasal güvenlik ve izlenebilirlik diliyle hizalamaya zorluyor. Moda ve tekstil için pratik sonuçlar Bu gelişmeyi “sadece regülasyon” diye okumak eksik kalır; aynı zamanda ürün geliştirme ve tedarik stratejisi değişikliği: 1) Tasarım brifi değişir:“ Su iticilik istiyoruz” artık tek cümle değil; hangi kimyasal sınıf? hangi eşik değer? hangi test? gibi sorularla birlikte geliyor. 2) Malzeme/kimyasal envanteri şart: Tedarikçiden sadece “PFAS yok” beyanı değil; MRSL/RSL uyumu, test planı ve izlenebilir dokümantasyon gerekecek. 3) Alternatif teknoloji yarışı hızlanır: C0 DWR çözümleri, silikon/PU bazlı bitişler, wax bazlı yaklaşımlar, yapı/örgü ile performans artırma gibi seçenekler daha kritik hale gelir (her birinin dayanım/nefes alabilirlik/ömrü farklı). 4) Takvim etkisi: Fransa’da 2026 adımı aynı zamanda daha geniş bir yol haritasının parçası; tekstillerde kapsamın 2030’a doğru genişlemesi öngörülüyor. Markalar için “sessiz” ama güçlü bir ders Bugün sürdürülebilirlik, “iyi niyet”ten çok kanıt + kimyasal güvenlik + şeffaflık demek. PFAS başlığı da bunun en görünür örneklerinden biri:Ürün vaadi, artık regülasyon ve veriyle aynı dosyada yürümek zorunda.

  • Cildinize Değen “İçerik Listesi”

    Kıyafetlerde Ne Var, Biz Ne Kadarını Biliyoruz? Gıda etiketlerini okuyoruz. Kozmetikte içerik listesine bakıyoruz. Ama konu kıyafet olunca çoğumuz aynı refleksi gösteremiyoruz; çünkü elimizde çoğu zaman gerçek bir “içerik listesi” yok. Oysa tekstil, görünmeyen bir kimya diliyle konuşuyor: lifin üretiminden boyamaya, apre’den bitim işlemlerine kadar kumaşın “hissi” kadar “içeriği” de şekilleniyor. İçinde Ne Var? Tekstil endüstrisinin her yıl yaklaşık 43 milyon ton kimyasal kullandığı belirtiliyor. Üstelik bu kimyasallar yalnızca boyama sırasında değil; elyaf üretiminden üretim proseslerine kadar farklı aşamalarda devreye giriyor. Bir kısmı kasıtlı (ör. kırışıklık direnci, renk/efekt, su iticilik), bir kısmı ise karmaşık tedarik zincirlerinde “tam olarak nereden geldiği” belirsiz kalabilen kalıntılar. Ve işte o boşluk, yani şeffaflık eksikliği, en temel soruyu büyütüyor. Cildimize dokunan kumaş gerçekten ne taşıyor? Neden önemsemeliyiz? Kumaşların içerdiği zararlı maddelere maruziyetin ciltte tahriş ve alerjik reaksiyonlarla ilişkilendirilebildiği; uzun süreli maruziyetlerde ise daha ciddi sağlık risklerinin gündeme gelebildiği vurgulanıyor. Buradaki kritik nokta şu: Konu yalnızca “hassas cilt” meselesi değil. Tekstil kimyası, hem kullanıcıyı hem de üretim hattındaki işçileri aynı görünmez denklemde buluşturuyor. Kısacası; bir ürünün “güzel görünmesi” ile “güvenli olması” aynı şey değil. Tam da bu yüzden tekstilde “kanıta dayalı güven” ihtiyacı büyüyor. Yani konu, “etiket güzel mi?” sorusundan çok daha sistemik. Sürdürülebilirlik iddiası tek başına bir hikâye değil; ölçülebilir bir altyapı meselesi. Ve tüketici tarafında bu altyapıya yaklaşmanın pratik yollarından biri, “söz” yerine standart ve doğrulama mekanizması aramak. Sertifikalar: Kusursuz çözüm değil, iyi bir başlangıç Sertifikalar sihirli değnek değil. Her biri farklı bir şeyi ölçer: biri lifin organik olmasına odaklanır, diğeri kimyasal güvenliğe, bir başkası işçi haklarına ya da ormansızlaşma riskine… Bu yüzden “tek bir logo” yerine, hangi soruya yanıt aradığınızı bilmek daha değerli. “Cildime değen kumaşın güvenliği ve üretim koşulları hakkında hangi kanıta bakacağım?” 1) Organik lif + sosyal kriterler: GOTS (Global Organic Textile Standard) “Organik pamuk/organik lif” dendiğinde en sık referans verilen çerçevelerden biri. GOTS’un ana iddiası, organik lifin izlenebilirliğiyle birlikte, süreç boyunca belirli çevresel ve sosyal kriterlerin sağlanması.Ne soruya iyi gelir? “Organik” iddiasının daha sistemli bir doğrulaması var mı? Üretim süreçleri ve sosyal kriterler bir çerçeveye bağlı mı? Not: “Organik” etiketinin tek başına aynı şey olmadığını hatırlatır; farklı standartlar farklı derinlikte kontrol sunar. 2) Kimyasal güvenlik odağı: OEKO-TEX® (örn. STANDARD 100 / MADE IN GREEN) Bu tip standartlar daha çok “ürün/komponent bazlı kimyasal güvenlik” ve bazı programlarda izlenebilirlik yaklaşımıyla konuşulur.Hangi soruya iyi gelir? “Cilde temas eden tekstilde zararlı maddeler açısından bir test/limit yaklaşımı var mı?” 3) Tedarik zinciri kimyası: bluesign® Özellikle performans/outdoor tarafında karşımıza çıkar; üretimde kimyasal yönetimi ve proses güvenliği gibi başlıklara daha sistemsel yaklaşan çerçevelerden biri olarak bilinir.Hangi soruya iyi gelir? “Bu ürünün arkasındaki üretim süreçlerinde kimyasal yönetimi nasıl ele alınmış?” 4) Viskon/selülozik elyafların kaynağı: FSC® / PEFC™ Viskon, modal, lyocell gibi selülozik liflerde “ham maddenin kaynağı” konusu kritikleşir. FSC/PEFC gibi orman sertifikaları bu noktada devreye girer.Hangi soruya iyi gelir? “Lifin kaynağı olan odun hamuru daha sorumlu bir ormancılık çerçevesinden mi geliyor?” 5) Hayvansal lifte izlenebilirlik: RWS / RDS / RMS (Textile Exchange standartları) · RWS (Responsible Wool Standard) – yün · RDS (Responsible Down Standard) – kaz tüyü / down · RMS (Responsible Mohair Standard) – moherBu standartlar; hayvan refahı, tedarik zinciri izlenebilirliği ve bazı sosyal kriterler üzerinden konuşulur.Ne soruya iyi gelir? “Hayvansal lifte refah ve izlenebilirlik hakkında bir çerçeve var mı?” 6) Ham madde sürdürülebilirliği (pamuk): Better Cotton Organik sertifika gibi konumlanmaz; daha çok pamuk üretiminde daha iyi uygulamaları yaygınlaştırmayı hedefleyen bir program olarak anılır. Hangi soruya iyi gelir? “Pamuk üretiminde iyileştirme yaklaşımı var mı?”Dikkat: Tüketici dilinde bazen “organik” ile karıştırılabiliyor; aynı şey değil. 7) Markanın genel sürdürülebilirlik yönetimi: B Corp™ Bu bir ürün sertifikası değil; şirketin yönetişim, çalışan, toplum ve çevre performansını birlikte değerlendiren bir çerçeve olarak bilinir. Hangi soruya iyi gelir? “Bu markanın sürdürülebilirlik yaklaşımı ürünün ötesinde, şirket yönetimine yansıyor mu?”Dikkat: Ürün içeriğini tek başına garanti etmez; “şirket seviyesinde” bir sinyal verir. Etiket okuryazarlığı: 3 basit soru 1. Bu logo neyi ölçüyor?Organik lif mi? Kimyasal güvenlik mi? Orman kaynağı mı? Hayvan refahı mı? Şirket yönetimi mi? 2. Ürün bazlı mı, sistem bazlı mı?Bazı standartlar “ürünün bileşenlerini/testlerini”, bazıları “tesisin kimya yönetimini”, bazıları “ham maddenin kaynağını” izler. Karıştırınca beklenti yanlış kurulur. 3. Doğrulanabilir mi?Sertifika numarası, QR doğrulama, izlenebilirlik bilgisi, açık metodoloji… “İddia” ile “kanıt” arasındaki mesafe burada kısalır. Modada güven, bir estetik değil; bir altyapıdır Sürdürülebilirlik artık yalnızca “iyi hissettiren” bir anlatı değil. Cildimize, sağlığımıza, işçi koşullarına ve ekosisteme değen bir üretim modelinden bahsediyoruz. Bu yüzden güven, reklam cümlesiyle değil; standardizasyon, şeffaflık ve doğrulanabilirlik ile kuruluyor. BiModaHayat’ta meseleye böyle bakıyoruz:Lif, proses, bitiş… ve bunların kanıtı.Bir kıyafetin iyi görünmesi yetmiyor; “iyi yapılmış” olması da gerekiyor.

  • Döngüsel moda markası nivo, lüks kıyafet aboneliği platformu UnoMoi’yi satın aldı

    Döngüsel moda odaklı nivo, lüks kıyafet aboneliği/kiralama modeliyle bilinen UnoMoi’yi satın aldığını duyurdu. Satın almanın finansal detayları paylaşılmadı; ancak birleşmeyle birlikte UnoMoi’nin stok, süreç ve operasyonel yapısının nivo’nun “uçtan uca” döngüsel moda modeline entegre edileceği belirtildi. “Tekil girişimler yerine ortak yapı” vurgusu nivo’nun kurucusu ve CEO’su Arnas Akbaş, satın almanın şirketin uzun vadeli hedefleriyle uyumlu olduğunu söylerken; Türkiye’de döngüsel modanın büyümesi için bireysel girişimlerden çok, ortak bir yapının güçlenmesi gerektiğini vurguladı. UnoMoi cephesinde ise kurucu ortaklardan Gözde Atasoy, UnoMoi’nin döngüsel modayı görünür kılma hedefinin bu birleşmeyle daha geniş bir kullanıcı kitlesine taşınacağını ifade etti. Diğer kurucu ortak Ayşe Kefli de entegrasyonun, benzer girişimler için ekosistem temelli bir modelin mümkün olabileceğini gösterdiğini belirtti. nivo ne yapıyor, UnoMoi neyi ekliyor? nivo, 2021’de Ali Cem Yücebağ ve Arnas Akbaş tarafından hayata geçirildi. Şirket; partner markalardan veya kullanıcılardan topladığı ikinci el ya da iade ürünleri Gebze’deki yenileme merkezinde temizleyip onararak yeniden satışa hazırlıyor. Kaynaklarda yer alan bilgilere göre nivo’nun Türkiye’de 4 şehirde 13 mağazası bulunuyor; ayrıca 40’tan fazla marka ile çalıştığı ve bu markaların yenileme operasyonu için gerekli lojistik/teknoloji süreçlerini yönettiği aktarılıyor. UnoMoi ise 2020 Haziran’da Gözde Atasoy ve Ayşe Kefli tarafından kuruldu. Platform, lüks segmentte ürünleri abonelik modeliyle sunuyor; kullanıcılar kıyafetleri 1 aylığına kiralayarak satın almadan kullanabiliyor. Girişim daha önce yatırım haberleriyle de gündeme gelmişti. Örneğin, 2021’de yatırım; 2023’te değerleme üzerinden yatırım aldığını duyurmuştu. Neden önemli? Bu satın alma, döngüsel moda içinde iki kritik yaklaşımı tek çatıya yaklaştırıyor. Yenileme ve yeniden satış (refurbishment & resale), döngüsel modanın vitrine çıkmayan ama bütün sistemi ayakta tutan omurgasıdır. Çünkü bir ürünün ikinci hayatı “iyi niyetle” değil, iyi kurulmuş bir operasyonla başlar: kalite kontrol, hijyen, onarım, yenileme… Her adımın standardı, her parçanın hikâyesini taşıyacak kadar tutarlı olmalıdır. Ölçek büyüdükçe asıl farkı yaratan da burada saklıdır; hız, izlenebilirlik, kalite sürekliliği ve lojistiğin pürüzsüz akışı. Ürün yeniden dolaşıma girdiğinde yalnızca raf ömrü uzamaz; aynı zamanda yeni üretim baskısı bir süreliğine geri çekilir, döngü gerçekten “çalışmaya” başlar. Erişim temelli tüketim (rental/subscription) ise bu hikâyeyi başka bir yerden kurar: sahiplikten çok kullanıma, birikimden çok dolaşıma yaslanır. Özellikle lüks segmentte, “sahip olmadan deneyimleme” fikrini mümkün kılar; dolabı sabit bir arşiv değil, dönüştükçe yaşayan bir alan gibi düşünmeye davet eder. Ama bu modelin gerçek sınavı seçkide değil, arkadaki görünmeyen ritimde verilir. İadenin akışı, temizlik ve bakım standardı, hasar yönetimi, kullanıcı deneyiminin kesintisizliği… Tüm bu detaylar doğru kurulduğunda, aynı parça birden fazla hayat yaşar; değer, tek bir dolapta değil, dolaşımın kendisinde büyür. nivo’nun yenileme/operasyon ölçeğiyle UnoMoi’nin abonelik deneyiminin birleşmesi, Türkiye’de döngüselliğin yalnızca “ikinci el” değil; çok kanallı bir ekosistem olarak kurgulanabileceğine dair güçlü bir işaret olabilir.

  • Mavi, İklim Değişikliği ve Su Güvenliği raporlarıyla CDP Global A listesine üçüncü kez çift A notuyla girmeye hak kazandı.

    Mavi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla iş dünyasının işleyişini değiştirmeyi hedefleyen dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP’nin (Carbon Disclosure Project) İklim Değişikliği ve Su Güvenliği programlarından üçüncü kez double A notu alarak CDP Global A listesindeki yerini aldı. Mavi’nin Ormansızlaşma skoru ise sektör ortalamasının üzerinde B olarak gerçekleşti. Konuyla ilgili açıklama yapan Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz şöyle konuştu: “Dünyanın öncü jean ve lifestyle markalarından biri olarak, 35 yıllık denim uzmanlığımızla, her zaman ileriye bakmaya ve en iyiye ulaşma yolculuğumuzda Mavi kalitesini odağımıza alarak tutkuyla çalışmaya devam ediyoruz. Özellikle son altı yıldır, geleceği şekillendiren lider marka vizyonuyla, sürdürülebilirliği şirket stratejimizin odağına taşıdık. Kaliteyle sürdürülebilir büyüme üzerine kurduğumuz; İnsan, Çevre, Toplum ve Denim’i odağına alan All Blue stratejimizkapsamında sürdürülebilirliği şirket kültürüne, vizyonumuza, iş yapış şekillerine, ürünlere ve büyüme hedeflerimize entegre ediyoruz ve her yıl çevresel verilerimizi şeffaf biçimde açıklıyoruz. İklim değişikliği ve Su Güvenliği raporlarımızla üçüncü kez üst üste double A notu alarak, CDP’nin global A listesine girmekten ve küresel iklim liderleri arasında olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” Mavi, TIME Dergisi tarafından sürdürülebilir büyümede dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçilmişti “Bu yıl, TIME Dergisi ve küresel veri analizi platformu Statista tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Büyümearaştırmasında; geçen yıla göre altı basamak yükselerek, dünyanın en iyi 2’nci şirketi seçildik, global hazır giyim sektörünün ise bir kez daha lideri olduk. Sektörümüzde üstlendiğimiz öncü rolün Türkiye sınırlarını aşarak bizi dünya çapında liderlik konumuna taşımış olmasından dolayı çok mutlu ve gururluyuz. İnovasyon, yaratıcılık, dijitalleşme ve müşteri odaklı yaklaşımımızla desteklediğimiz yolculuğumuzda, güçlü finansal performansımızı korurken çevresel etkilerimizi azaltma konusundaki kararlılığımıza devam edeceğiz. Paris İklim Anlaşması’yla uyumlu şekilde belirlediğimiz kısa dönem emisyon azaltım hedeflerimizin ardından, 2025’te net zero emisyon azaltım hedeflerimiz de, Science Based Targets initiative (SBTi) tarafından da onaylandı. Bu konudaki çalışmalarımızın global areneda prestijli kurumlar tarafından onanması bizim için gurur kaynağı oluyor. Samimi ve kararlı adımlarımızla sektörümüzün sürdürülebilirlik dönüşümüne öncülük etmekten ötürü son derece memnunuz.”

  • Moda Sadece Kıyafet Değil, Toplumun Aynasıdır

    Kriz zamanlarında moda, “ne giyeceğiz?” sorusundan önce şunun altını çizer; “Nasıl hayatta kalacağız, nasıl dayanacağız?” Çünkü gardırop, yalnızca estetik tercihlerin değil; ekonomik baskının, politik iklimin, kolektif kaygının ve umut arayışının en görünür kayıtlarından biridir. BiModaHayat’ta modayı bu yüzden sadece sezon renkleriyle değil, toplumun nabzıyla okuyoruz. Omuzların keskinleşmesi, dokuların kalınlaşması, tonların koyulaşması… Bunlar “trend” gibi görünür; aslında birer davranış izidir. Bugün vitrinler çoğu zaman iyimserlik satarken, asıl gerçek kumaşın içinde saklıdır. Dayanıklılık, konfor, koruma, uzun ömür. Belirsizlik arttıkça hızın cazibesi azalır; seçimler seyrekleşir ama güçlenir. Zamansız parçalar, çok amaçlı kullanım, “az ama iyi” yaklaşımı sadece ekonomik bir refleks değil; aynı zamanda psikolojik bir denge arayışıdır. Ve bu, sürdürülebilirliğin de en yalın zeminiyle buluşur. Tüketimi artırmak değil, anlamı derinleştirmek. Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı, modanın kriz dönemlerinde nasıl bir savunma mekanizmasına dönüştüğünü, “trend okuma”nın aslında nasıl bir insan davranışı okuması olduğunu ve sektörün bugünden iki yıl sonrasını hangi sinyallerle planladığını dile getiriyor. Çünkü bazen kontrol edemediğimiz dünyada, elimizde kalan en sessiz alan "kendimizi nasıl taşıdığımız"dır. Bu çerçeveyi Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı’nın değerlendirmeleriyle birlikte okumak, modanın krizlerde nasıl bir savunma mekanizmasına dönüştüğünü daha net gösteriyor. Ekonomik belirsizlikler, savaşlar, pandemiler ve toplumsal çalkantılar… Kriz dönemleri yalnızca piyasaları değil, insan psikolojisini ve buna paralel olarak modayı da kökten değiştiriyor. Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı’ya göre moda, bu dönemlerde estetikten çok daha fazlası: bir savunma mekanizmasıdır. Moda, çoğu zaman vitrinlerde gördüğümüz renklerden ve kesimlerden ibaret sanılıyor. Oysa Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı’ya göre moda, ekonomi, politika, psikoloji ve toplumsal ruh hâlinin birebir yansıması. Tıpkı finansta kullanılan trend analizleri gibi, moda da geçmiş verilerden beslenerek geleceği öngörüyor. “Kriz anlarında insanlar önce kendini korumak ister” diyen Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı, bu refleksin doğrudan kumaş seçimine, renklere ve siluetlere yansıdığını vurguladı. “Trendleri Değil, İnsan Davranışlarını Okuyoruz” Tarihsel olarak bakıldığında, kriz dönemlerinde omuzların keskinleştiği, formların daha maskülen ve koruyucu hâle geldiği görülüyor. Koyu renkler, zincirler, askeri detaylar ve kalın dokular bu dönemlerin vazgeçilmezi oluyor. “İnsan bilinçaltı, kıyafetle kendine zırh yapar” diyen Doç. Dr. Saygılı, bunun kolektif bir refleks olduğunun altını çiziyor. Rahatlık Bir Lüks Değil, Psikolojik İhtiyaç Pandemi sonrası dönemde yükselen rahat kumaşlar ve konfor odaklı kalıplar, yalnızca bir trend değil; psikolojik bir ihtiyaç. Saygılı’ya göre insanlar belirsizlik karşısında bedenlerini rahatlatırken, zihinlerini de sakinleştirmeye çalışıyor. 2028 Planlanıyor, Moda İki Yıl Sonrasını Görür Moda sektörünün sanıldığının aksine anlık heveslerle değil, uzun vadeli öngörülerle şekillendiğini belirten Saygılı, bugün konuşulan renklerin ve kumaşların aslında iki yıl sonrasının dünyasına göre belirlendiğini söylüyor: “Ekonomi nereye gidiyor, politik atmosfer nasıl şekilleniyor, toplum ne hissediyor? Bunların hepsi modanın ham maddesi.” Renkler Umut Satar, Kumaşlar Gerçeği Söyler Kriz dönemlerinde vitrinlerde çoğu zaman “umut veren” renkler öne çıkar. Ancak Doç. Dr. Saygılı, asıl gerçeğin kumaşlarda saklı olduğunu söyleyerek, “Parlak renkler psikolojiyi yükseltmek için sunulur ama satış verileri daha koyu, daha ağır ve daha dayanıklı kumaşların tercih edildiğini gösterir.” dedi. Az Tüketim, Güçlü Seçim Kriz, insanları sadeleşmeye zorlar. Bu dönemde alışveriş azalır; ancak yapılan seçimler daha bilinçlidir. Zamansız parçalar, çok amaçlı giysiler ve uzun ömürlü ürünler ön plana çıkar. “Krizde moda hızlanmaz, derinleşir” diyen Saygılı, bu yaklaşımın sürdürülebilirliğin de temelini oluşturduğunu ifade etti. Moda Bir Terapidir Doğru giyinmenin psikoloji üzerindeki etkisine dikkat çeken Doç. Dr. Saygılı, modanın bir tür sessiz terapi olduğunu söylüyor: “İnsan kontrol edemediği dünyada, kontrol edebildiği tek alan olan kendi görüntüsüne tutunur.” Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı, kriz dönemlerinde modayı yalnızca ekonomik bir sektör olarak değil; toplumun ruh hâlini okuyan güçlü bir psikolojik gösterge olarak ele alıyor. Çünkü moda, zor zamanlarda bile insanın kendini ayakta tutma biçimidir. Moda Kurbanı Olmayın Herkesin bir tarzı olması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Saygılı, modayı sorgusuzca takip edenleri “moda kurbanı” olarak tanımlıyor: “Bütçesini zorlayan, vücut yapısına, kariyerine ve psikolojisine uygun olmayan kıyafetler giyen kişi modaya değil, tüketime hizmet eder.” Marka takıntısına da eleştirel yaklaşan Saygılı, “Gerçek stil markayla değil, bireysel değerle oluşur” diyerek özellikle gösterişli logo kullanımının kişisel stilin önüne geçmesine dikkat çekiyor. Saygılı, modayı yalnızca tasarım değil; insanı, toplumu ve geleceği okuma sanatı olarak ele alıyor. Onun yaklaşımında şıklık, pahalı olmak değil; bilinçli, zamansız ve kendin olabilmek anlamına geliyor. Doç. Dr. Başak Boğday Saygılı Hakkında: 2012 yılında Gazi Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. Pek çok devlet ve vakıf üniversitesinde çalıştı. 2001 yılında koleksiyon tasarımcısı olarak başladığı moda sektöründe, yüksek lisans ve doktora tezlerinin ardından moda sektörünü ve moda eğitimini birleştirici projeler yürütmektedir. Yeni çıkan kitabı “Zamansız Giysiler, Yavaş Moda – Tarzın ‘Sen’ Hali” ile her an, her zaman zamansız giysilerle nasıl şıklık yaratılabileceğini keyifli bir anlatımla, hikâyeleştirerek kaleme almıştır. İlk kitabı olan “Erkekler İçin Stil ve İmaj” kitabında ise, daha çok erkek okuyucuya hitap edecek şekilde, daha az ve öz anlatımla erkeklerin her alanda nasıl daha şık olabileceklerini yazmıştır. Yazmış olduğu pek çok akademik makale ve bildiri ile, 22 yıllık akademik kariyerinde modanın akademik alanına da pek çok katkıda bulunmaktadır. Stilim isimli yeni yapay zekâ uygulaması ile de herkesin “Bugün ne giysem?” derdini sonlandıracak bir çözüm geliştirmiştir. Kullanıcıların hayatlarını kolaylaştıracak, günlerine en az yarım saat daha zaman kazandırırken şık görünmelerini sağlayacak olan uygulama, 20 Mayıs 2025 tarihi itibarıyla kullanıma açılmıştır.. Şu anda kendi şirketi olan BBS Tasarım Eğitim Danışmanlık A.Ş.’de, Stilim yapay zekâsının yanı sıra “VAKA” isimli bir moda markası ve farklı moda markalarına tasarım yaptıkları bir alan da bulunmaktadır. Ayrıca uluslararası alanda “Moda Sektöründe Türkiye’nin Tasarım Alanındaki Gücü”nün savunuculuğunu yaptığı fuar, kongre vb. etkinliklerde yer almaktadır. Instagram ve YouTube’da dijital içerik üreticisi olarak “Moda ve Moda Eğitimi” ile ilgili içerikler üretmektedir.

  • Geri Dönüşüm Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS 1)

    Sürdürülebilir modanın temel taşlarından biri geri dönüşüm. Ama geri dönüşüm tek başına bir kelime değil; bir sistem ve beraberinde onlarca soru getiriyor. Sizlerin bize en sık sorduğu geri dönüşüm sorularının bazılarını bir araya getirdik. Devamı yolda! ♻️ 1- Geri dönüşüm neden önemlidir? Doğal kaynakları korur, enerji tasarrufu sağlar ve çevre kirliliğini önler. 2- Her atık geri dönüştürülebilir mi? Hayır. Bazı malzemeler (örneğin bazı plastik türleri) ekonomik veya teknik olarak uygun olmayabilir. 3- Geri dönüşüm sembolündeki sayılar neyi gösterir? Plastik türünü belirtir. 1 (PET) – 7 (diğer) arası kodlarla malzemenin türü anlaşılır. PET / PETE (Polietilen Tereftalat) Örn: su–meşrubat şişeleri, bazı gıda ambalajları HDPE (Yüksek Yoğunluklu Polietilen) Örn: süt şişesi, deterjan/şampuan bidonu, bazı kapaklar PVC (Polivinil Klorür) Örn: bazı folyo/ambalajlar, boru–profil gibi yapı ürünleri LDPE (Düşük Yoğunluklu Polietilen) Örn: poşetler, streç film, sıkılabilir şişeler PP (Polipropilen) Örn: yoğurt kapları, saklama kapları, bazı kapaklar, pipetler PS (Polistiren) Örn: köpük tabak–bardak (strafor), tek kullanımlık çatal–bıçak, bazı sert şeffaf kaplar OTHER / Diğer (Karışık veya farklı plastikler) Örn: polikarbonat (PC) gibi “tek bir sınıfa girmeyen” ya da çok katmanlı/karışım ambalajlar 4- Türkiye’de geri dönüşüm oranı nedir? 2025 itibarıyla %30 civarındadır. Avrupa ortalaması ise %48’tir. 5- Evde geri dönüşüm yapmak gerçekten fark yaratır mı? Evet. Bir ailenin yıllık geri dönüşüm çabasıyla ortalama 1 ton karbon salımı engellenebilir. 6- Moda sektöründe geri dönüşüm nasıl uygulanıyor? Tekstil atıkları mekanik veya kimyasal yöntemlerle yeniden elyaf/ipliğe dönüştürülür; uygun parçalar ise upcycling ile yeni ürünlere çevrilir. Her atık ipliğe gitmeyebilir—bir kısmı dolgu ve yalıtım gibi alanlarda değerlendirilir.

  • Güvenilir Kanıt'ın Anatomisi

    Çünkü artık mesele “ne söylüyorsun?” değil, “neyi gösterebiliyorsun?” Bir markanın “sürdürülebilir” demesi, tek başına bir anlam ifade etmiyor. Bugün sürdürülebilirlik; bir etiket, bir hikâye ya da bir kampanya cümlesi olmaktan çıkıp, kanıta dayalı bir iddia yönetimi haline geldi. Ve bu dönüşümün iki güçlü nedeni var Tüketici artık daha şüpheci. “İyi niyet” yetmiyor. “Neye dayanarak?” sorusu masanın baş köşesinde.duruyor İkincisi ise, düzenleyici dünya sertleşiyor. Pazarlama dili, kanıt diliyle hizalanmak zorunda. (Yani iletişim ekibi ile tedarik/ürün ekibi aynı dosyaya bakmadan iş yürümüyor.) Bu yüzden “Sürdürülebilirlik iddiası kanıt ister” dediğimizde aslında “Sürdürülebilirlik, duygu değil doküman; niyet değil iz; söz değil sistem ister.” diyoruz İddia dediğin şey nedir? Sürdürülebilirlik iletişiminde “iddia”, tüketicide belirli bir algı oluşturan her ifadeyi kapsar. Örneğin: · “Geri dönüştürülmüş malzeme” · “Organik pamuk” · “Karbon nötr” / “iklim dostu” · “Su tasarruflu üretim” · “Etik üretim” / “adil ücret” · “Doğa dostu boya” · “Vegan deri” Bu ifadelerin her biri, farklı türde kanıt ister. Çünkü her biri farklı bir etki alanına dokunur: malzeme, kimyasal, enerji, su, işçilik, atık, izlenebilirlik… Ve en kritik nokta şudur ki,Genel, yuvarlak ifadeler risklidir.“Sürdürülebilir”, “eko”, “doğa dostu” gibi geniş iddialar; kanıt yükünü büyütür; haliyle tartışmayı da büyütür. Kanıt derken neyi kastediyoruz? Bir iddiayı “kanıtlı” yapan şey sadece bir logo ya da tek sayfa sertifika değildir. Güvenilir kanıt, genelde şu üçlüyle kurulur: 1) İzlenebilirlik (Traceability) Ürün hikâyesi, “nereden geldi?” sorusuna cevap verebilmelidir. · Hangi tedarikçi? · Hangi ülke/tesis? · Hangi süreç? · Hangi parti/lot? SKU bazında (yani ürün bazında) takip edilemeyen bilgi, modern standartlarda zayıf kalır. 2) Doğrulama (Verification) “Biz böyle yapıyoruz” demek değil; bir üçüncü tarafın “evet, böyle” demesi önemlidir.Bu doğrulama; sertifikalarla, test raporlarıyla, denetimlerle veya zincir-of-custody dokümantasyonuyla güçlenir. 3) Ölçüm (Measurement) Etkiden bahsediyorsan ölçüm konuşmalısın. · Ne kadar su tasarrufu? · Hangi baz yıl? · Hangi metodoloji? · Kapsamı ne? (Sadece üretim mi, tüm yaşam döngüsü mü?) Ölçüm yoksa iddia “hissiyat”ta kalır. Markanın elindeki dosya ne olmalı? Sürdürülebilir moda dünyasında kanıt dediğimiz şey çoğu zaman şu tür dokümanlar ve verilerle görünür hale gelir: · Malzeme sertifikaları (ör. organik/geri dönüştürülmüş içerik) · Zincir-of-custody belgeleri (malzemenin tedarik zinciri boyunca korunması) · Test raporları (kimyasal güvenlik, lif içeriği, performans vb.) · Tedarikçi beyanları + destekleyici faturalar/irsaliyeler · Denetim raporları (sosyal uygunluk, iş sağlığı güvenliği vb.) · LCA/ayak izi çalışmaları (metodoloji ve kapsamı net olmak şartıyla) Özetle: İddia = dosya demek. En sık düşülen tuzak “Bir doğruyu büyütmek”tir Greenwashing (yeşil aklama) her zaman “tamamen yalan söylemek” değildir. Çok daha sık gördüğümüz şey şudur:Küçük bir iyileştirmeyi, büyük bir dönüşüm gibi anlatmak. Örneğin: · Ürünün %10’u geri dönüştürülmüşken “geri dönüştürülmüş ürün” demek, · Bir koleksiyon kapsanıyorken “marka olarak karbon nötrüz” demek, · Sadece ambalaj dönüşmüşken “sürdürülebilir olduk” algısı yaratmak… Bu tür “abartı”, markayı en kırılgan yerinden vurur: güven. Kanıt bir “iletişim gereği” değil, rekabet avantajıdır Sürdürülebilirlikte kanıt üretmek, sadece “krizden kaçınmak” için yapılan bir iş olmamalı. Asıl mesele şu: · Kanıtlı marka daha az sorgulanır. · Kanıtlı ürün daha kolay satılır. · Kanıtlı tedarik zinciri daha az risk taşır. · Kanıtlı veri, yeni regülasyonlara daha hızlı uyum sağlar. Yani kanıt, bir “savunma” değil; bir büyüme altyapısıdır. Bir sürdürülebilirlik iddiasını gördüğünde şunları sor Bir marka “sürdürülebilir” dediğinde, zihninde şu 7 soruyu aç: 1. Tam olarak ne sürdürülebilir? (Ürün mü, malzeme mi, süreç mi?) 2. Kapsam ne? (Tüm marka mı, tek koleksiyon mu?) 3. Oran ne? (% kaç geri dönüştürülmüş?) 4. Kanıt ne? (Sertifika/test/denetim var mı?) 5. Metodoloji ne? (Ayak izi nasıl hesaplandı?) 6. Şeffaflık ne kadar? (Tedarikçi, ülke, süreç paylaşılıyor mu?) 7. Zaman çizelgesi var mı? (Hedef ve ilerleme net mi?) Bu sorulara net cevaplar geliyorsa, iddia güçlenir. Cevaplar fluysa, iddia da flu demektir. “Sürdürülebilirlik iddiası kanıt ister” cümlesi, moda sektörüne şu mesajı verir: Artık sürdürülebilirlik; iyi niyetle değil, iyi kayıtla ilerliyor. Ve geleceğin markaları, en yaratıcı sloganı bulanlar değil; en sağlam kanıt zincirini kuranlar olacak.

  • 2025’te Yanılmadık "Sürdürülebilir Modada 5 Net Gerçek"

    2026’ya girdiğimiz bu ilk günlerde “ne kaçınılmaz oldu?”, “ne yön değiştirdi?” ve bu yeni gerçekliği nasıl rekabet avantajına çevirebilirsiniz? Masaya yatırıyoruz. 2025’in başında sektörün bir “araç kutusu paradoksu” içine sıkıştığını söylemiştik. Çerçeveler, platformlar, sertifikalar, girişimler… Her şey vardı; ama ölçülebilir ilerleme sınırlıydı. Araç bolluğu, etkiyi büyütmek yerine bölüyor; örtüşen çabalar “ilerleme görüntüsü” üretirken gerçek ivmeyi geciktiriyordu. Tahminimiz şuydu: uyum sorunları artacak, sistem kendi ağırlığıyla konsolide olacak; geriye yalnızca en etkili ve birlikte çalışabilir araçlar kalacak. Ve evet: 2025’in “acımasız stres testi” bunu büyük ölçüde doğruladı. Ancak bir farkla… Konsolidasyonu hızlandıran şey yalnızca araç yorgunluğu değil; politika manevraları, tarife şokları ve iklim kaynaklı kesintiler oldu. Birçok ekip, uzun vadeli yol haritasını bir kenara bırakıp “acil müdahale/triage” moduna geçti. 1- “Araç” Değil “Altyapı” Kazandı 2025’in en net dersi şuydu: Sürdürülebilirlik artık bir iletişim katmanı değil, operasyonel bir altyapı. Yani “hangi sertifikayı aldık?” sorusu, yerini “ürün ve tedarik verisini nasıl yönetiyoruz?” sorusuna bıraktı. Bunu özellikle AB tarafında net bir şekilde gördük. CSRD ile raporlamanın ilk dalgası 2025’te görünür hale geldi. İlk şirketler, 2024 finansal yılı için yeni kuralları uygulayıp 2025’te rapor yayınlamak zorunda.Bu, moda için “Sürdürülebilirlik anlatısı” değil, denetlenebilir veri ve kurumsal sistem entegrasyonu anlamına geliyor. 2- Konsolidasyonun Ana Filtresi “Birlikte Çalışabilirlik” 2025’te çok sayıda araç “kalabalık” yarattı; stres testi ise araçları elemek için tek bir kriteri öne çıkardı.Birlikte çalışabilirlik (interoperability). Yani ERP/PLM/tedarikçi portalları/izlenebilirlik/raporlama arasında veri akışı kurabilenler kaldı; “tek başına iyi ama kapalı” çözümler zorlandı. AB’nin ESPR (Ecodesign for Sustainable Products Regulation) çerçevesi bu dönüşümü kurumsallaştırmaya başladı. ESPR, 18 Temmuz 2024’te yürürlüğe girdi ve ürünler için daha sürdürülebilir/circular kuralların temelini atıyor. Üstelik Komisyonun 2025–2030 çalışma planı, hangi ürün gruplarına öncelik verileceğini ve gerekliliklerin “kademeli” geleceğini netleştiren bir yol haritası rolü görüyor. 2025’te “çok araç” dönemi biterken, 2026’ya girerken “az ama entegre” dönemi başladı. 3- Sürdürülebilirlik Gündemi, Mevzuat ve Ticaret Şoklarıyla Aynı Anda Test Edildi Biz konsolidasyonu bekliyorduk; ama konsolidasyonun hızını artıran dış şoklar 2025’in sürprizi oldu. (a)Politika ve mevzuatta “geri vites / sadeleşme” dalgası AB’de şirketler için sürdürülebilirlik raporlama ve özen yükümlülüğü takvimlerinde “sadeleştirme” ve “erteleme” hamleleri geldi. Konseyin “stop-the-clock” mekanizması, bazı CSRD yükümlülüklerini iki yıl, CSDDD’nin bazı kısımlarını bir yıl öteleyen bir çerçeve sundu. Ardından 16 Aralık 2025’te Reuters, AB Parlamentosu’nun kurumsal sürdürülebilirlik yasalarını zayıflatmaya dönük anlaşmayı onayladığını ve üye ülkeler onayının 2026 başında beklendiğini aktardı. Bu, “sürdürülebilirlik rafa kalktı” değil; belirsizliğin arttığı ve şirketlerin iki şeyi aynı anda yönetmesi gerektiği anlamına geliyor: Bugünün uyumu, 2) Yarın gelecek daha sert ürün bazlı gereklilikler. (b) Tekstil için EPR artık “uzak gelecek” değil 16 Ekim 2025’te AB’nin Atık Çerçeve Direktifi revizyonu yürürlüğe girdi ve tekstiller için zorunlu EPR (extended producer responsibility) şemasına ortak kurallar getirdi. Üretici/marka, piyasaya koyduğu ürün başına ücret ödeyecek; bu ücret toplama, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve bertaraf altyapısını finanse edecek. Bu başlık, sürdürülebilirliği “gönüllülükten” çıkarıp P&L kalemine dönüştürdü. Tasarım kararları → EPR maliyeti → fiyat mimarisi → marj (c) Tarife Şokları “yeşil dönüşüm” planları bir anda “maliyet ve arz güvenliği” ile aynı masaya oturdu 2025’te ABD tarifeleri, ticaret iklimini sertleştirdi. AP’nin derlediği analiz, 2025’te ABD tarifelerinin ortalama seviyesinin Kasım itibarıyla ~%17’ye çıktığını ve bunun modern tarihte istisnai bir sıçrama olduğunu vurguluyor. Reuters da erken dönem tarifeler sonrası ithal ürün fiyatlarının daha hızlı yükseldiğini ve maliyetin pratikte nasıl paylaşıldığını analiz etti. 2026’ya girerken bu dalga bölgesel olarak da yayılıyor: Reuters’a göre Meksika, 1 Ocak 2026 itibarıyla serbest ticaret anlaşması olmayan ülkelerden gelen birçok üründe (tekstil dahil) tarifeleri çoğunlukla %35’e kadar yükseltti. (d) İklim Ham madde ve lojistik kırılganlığı “kalıcı risk” oldu Pamuk gibi tarımsal girdilerde aşırı hava olaylarının etkisi daha görünür hale geliyor; Better Cotton, sektörün aynı anda “ticaret savaşları + mevzuat + iklim” baskısı yaşadığını vurguluyor. Bu, sürdürülebilirliğin “etik tercih” değil, iş sürekliliği konusu olduğunu yeniden hatırlattı. 4- 2026’ya girerken göz ardı edilemeyecek 6 gerçek Ocak 2026 itibarıyla resim net. Sürdürülebilirlik ekipleri artık yalnız değil; masada finans, hukuk, satın alma, BT ve tedarik zinciri var. Çünkü oyun şu 6 eksende dönüyor: Uyum (compliance) rekabet parametresi oldu. CSRD’nin ilk raporları 2025’te geldi; takvimler esnese bile veri beklentisi esnemiyor. Tekstil EPR, tasarımın “maliyet motoru”na dönüştü. 16 Ekim 2025’te yürürlüğe giren revizyon, markaları ürün bazlı sorumluluğa bağladı. Dijital Ürün Pasaportu (DPP) bir “IT projesi” değil, ürün stratejisi. ESPR yürürlükte ve çalışma planı devrede; gereklilikler kademeli gelecek. Ticaret şokları kalıcı bir volatilite katmanı. Tarifeler, sürdürülebilirlik yatırımlarını “bütçe dışı lüks” olmaktan çıkarıp “riskten korunma” aracına çeviriyor. İklim riski: ham madde + teslimat + kalite üçgeninde maliyet yazıyor. Araçlar değil, mimari kazanacak: veri standardı, sistem entegrasyonu, tedarikçi katmanı yönetimi 5) Volatilite kalıcı: politika + ticaret + iklim aynı anda yönetilecek 2025, sürdürülebilirliğin artık “etik tercih” değil, doğrudan iş sürekliliği konusu olduğunu hatırlattı. Takvimlerde “sadeleşme/erteleme” manevraları görülürken, tarife şokları ticaret iklimini sertleştirdi; iklim olayları ise ham madde ve lojistik kırılganlığını görünür kıldı. Bu yeni dönemin gerçeği şu: Sürdürülebilirlik ekipleri artık yalnız değil. Masada finans, hukuk, satın alma, BT ve tedarik zinciri var; çünkü konu artık “iyi olmak” değil, dayanıklı kalmak. 2026’ya girerken eksik kalmaması gereken 3 ek not Bu 5 gerçeği “rehber” seviyesine taşıyan tamamlayıcı parçalar: 1. Tek “doğru plan” yerine modüler plan: Takvimler esneyebilir; veri ve sistem mimarisi esnememeli. Bugün için minimum uyum, yarın için ölçeklenebilir yapı. 2. Senaryo yönetimi şart: Tarife artışı / ham madde şoku / lojistik kesintisi için 3 senaryo ve tetikleyici metrikler belirlenmeli. 3. Yönetim modeli: Haftalık “uyum & risk operasyon masası” (hukuk + finans + satın alma + IT + ürün + lojistik) ile refleks değil prosedür işletilmeli.

bottom of page