Çünkü moda tarihine çoğu zaman ışığın vurduğu yerden bakıyoruz. Bir elbisenin karakterin üstünde nasıl durduğuna, o kostümü taşıyana ve kostümün altında imzası olana odaklanıyoruz. Bir yıldızın ekrandaki duruşunu, bir sahnenin büyüsünü, bir kostümün yarattığı etkiyi hissederken, çoğu zaman o görüntünün arkasında kalan elleri hiç konuşmuyoruz.
The Europeans (1979) filminde Lee Remick'in Eugenia Munster rolünde giydi. Kostüm Tasarımcısı Judy Moorcroft tarafından oluşturuldu
Oysa görsel dünyanın en unutulan kahramanları, çoğu zaman kıyafetin kendisini mümkün kılan kadınlardı.
Klasik Hollywood, tarihin en çok belgelenmiş endüstrilerinden biri. Burada kostüm üretimi gerçekten devasa ekiplerle yürüyordu; baş tasarımcıların arkasında terziler, boncuk işlemecileri, prova ustaları, çizimciler ve dikiş emekçileri vardı. Ancak arşivler çoğunlukla “tasarımcı”yı görünür kıldı; üretim ve bakım emeği çok daha az kayıt altına alındı. Akademik çalışmalar da film kostüm tarihinin, özellikle kadın emeği söz konusu olduğunda, eksik ve parçalı bir kayıtla yazıldığını açıkça gösteriyor. Kayıtlarda ana tasarımcıyı görürken, asıl işi yapan, belki de bir kostümde herkesin dikkatini çeken bir fikirle ya da dokunuşla kostüme hayat veren diğer emekçileri göremiyorsunuz.
Greta Garbo’nun elbiselerini kesen, Marlene Dietrich’in siluetine boncuk işleyen, bir sahnenin düşsel ihtişamını dikişle, prova ile, sabırla kuran kadınların büyük bölümü neredeyse görünmeden geçmişte kaldı. Arşiv, ismi olanı sakladı; emeği olanı görünmez kıldı.
Bir prodüksiyon sona erdiğinde kostümler yeniden değerlendirilir, çalışanlar ise işten çıkarılırdı. Tamamlanmış kostümler depoya kaldırılır; yeniden kesilir, yeniden boyanır ve arka plandaki karakterler için tekrar kullanılırdı. Birçok kostüm çalışanı, yapımlar arasındaki talep artıp azaldıkça işe alınır ve işten çıkarılırdı.
Stüdyolar kostüm envanterlerini büyük bir titizlikle tutuyordu; ancak personel kayıtlarını aynı tutarlılıkla saklamıyordu. Ve bu, sadece geçmişe ait de bir saptama değil.
The Düşess of Duke Street (1976-77) dizisinden Edwardian’ın giydiği kıyafetlerden biri. Cosprop tarafından yapılmış ve Betty Aldiss tarafından tasarlanmış
Güncel araştırmalar, kostüm ve wardrobe çalışanlarının bugün de “underpaid, underappreciated, forgotten and overlooked” yani düşük ücretli, yeterince takdir edilmeyen, unutulan ve göz ardı edilen bir alan içinde çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle görünmez emek meselesi, nostaljik bir hikâye değil; hâlâ süren yapısal bir sorun.
Tam da bu yüzden, son yıllarda kostüm yapım evlerini ve maker’ları görünür kılan sergiler çok kıymetli. Londra’daki Costume Couture: Sixty Years of Cosprop sergisi, kostüm üretiminin tek bir “dahi tasarımcı” işi olmadığını; bir kostümün ortaya çıkması için 40’tan fazla uzmanın emeğinin devreye girebildiğini gösteren önemi bir arşiv. Bir elbiseyi sadece “güzel” yapan şey kumaşı ya da formu değil; içine giren saatler, teknik bilgi, el becerisi ve görünmeden verilen emek.
Londralı tasarımcı Nafisa Tosh
Bu araştırmayı yaparken, Alexander McQueen, Chanel, Prada, Miu Miu, Loewe gibi markalarla çalışan Londralı tasarımcı Nafisa Tosh karşımıza çıkıyor. Londra’da yıllardır perde arkasında çalışan Tosh, kırmızı halıdan moda çekimlerine kadar çok sayıda görünümün son dokunuşunu yapan kişilerden biri. Onun anlatısı da, modada “yaratıcı” ile “yapan” arasındaki görünmez hiyerarşiye vurgu yapıyor. Çünkü çoğu zaman alkış tasarlayana gidiyor; bedene son hâlini veren, onu ayakta tutan, düzelten, yeniden kuran kişiye değil. Tosh’un da söylediği gibi, kıyafeti gerçekten yapan insanlar çoğu zaman yeterince tanınmıyor.
Belki de artık modaya başka türlü bakmanın zamanı geldi.
Bir elbiseyi sadece kimin giydiğini değil, kimin yaptığını da sormak gerekiyor.Bir kostümü sadece estetik bir sonuç olarak değil, emekle kurulmuş bir yapı olarak görmek gerekiyor.Ve en önemlisi, moda tarihini yalnızca vitrine çıkan isimlerle değil, vitrini mümkün kılan kadınlarla birlikte yeniden okumak ve yazmak gerekiyor
Bizi takip eden sevgili tasarımcılarımız bu konuda ne düşünüyor?
Moda ile mimarlık arasındaki ilişki; podyum, moda fotoğrafı, couture tasarımlar ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden yorumlanıyor. Szilveszter Makó, Hussein Chalayan, Iris van Herpen, Dior ve Comme des Garçons örnekleriyle giyilebilir mimariyi inceliyoruz.
Met Gala 2026, “Fashion Is Art” temasıyla kırmızı halıyı yaşayan bir sanat galerisine dönüştürdü. Ünlülerin tablo ve heykellerden ilham alan görünümlerini inceliyoruz.
Kaidesinde Banksy'nin imzası bulunan heykel, takım elbiseli bir adamı tasvir ediyor. Adam, elinde büyük bir bayrak taşıyor ancak rüzgarda dalgalanan bu bayrak yüzünü tamamen kapatmış durumda.
New Designers 2026, 1–4 Temmuz’da Londra’da tek haftalık yeni formatıyla moda, tekstil, ürün ve dijital tasarım mezunlarını sektörle buluşturacak. Katılmak isteyenler için hazırlık rehberi.
Yorumlar