top of page

Daha Çok Şey Satın Alıyoruz… Ama Gerçekten Daha Mutlu Muyuz?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayşenur Ülvan Erkan
    Ayşenur Ülvan Erkan
  • 6 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Banka hesabınız nasıl? İşiniz ne kadar “güvende” hissettiriyor? Geçen aya göre bu ay daha rahat mısınız, yoksa daha gergin mi?

ABD’de bu sorulara verilen kolektif yanıt, bir süredir aynı tonda: kaygı.


Gerçekten Daha Mutlu Muyuz?

Güven Dibe Yakın. “İyi Hissetmiyoruz” Verisi


Michigan Üniversitesi’nin Tüketici Güven Endeksi, Kasım 2025’te 51,0 seviyesine gerileyerek tarihsel düşük düzeylere yaklaştı; hükümetin kapanması (shutdown) ve kişisel finans ile iş güvenliğine dair endişeler bu düşüşte öne çıktı. Aynı dönemde erken okumalarda, hanelerin %71’i önümüzdeki 12 ayda işsizliğin artacağını bekliyor


Aralık 2025’te ise Surveys of Consumers Direktörü Joanne Hsu, “bazı iyileşme işaretlerine rağmen” güvenin Aralık 2024’e göre yaklaşık %30 daha düşük kaldığını; tüketicilerin %63’ünün işsizliğin artmaya devam edeceğini beklediğini söyledi.Aynı veri setinde yıl sonu enflasyon beklentisi %4,2, uzun vadeli beklenti %3,2 olarak paylaşılıyor.


Ve sonra… Kasalar Çalışmaya Başladı. Kara Cuma Paradoksu


Tam da bu “moralsiz tablo” içinde perakende cephesi 2025 tatil döneminde 1 trilyon dolar eşiğinin aşılabileceğini konuştu. NRF’nin öngörüsü, tatil satışlarının 1,01–1,02 trilyon dolar bandına çıkabileceği yönündeydi. Ve gerçekten de, Şükran Günü–Siber Pazartesi aralığında rekor 203 milyon kişi alışveriş yaptı.

“Nasıl yani?” sorusu burada başlıyor. Güven düşük, kaygı yüksek; ama sepetler dolu.


Neden? Çünkü Harcamayı Çoğu Zaman “Matematik” Değil “Psikoloji” Yönetiyor


Belirsizlik yükseldiğinde (ekonomi, siyaset, iş piyasası), insanlar kontrol edemedikleri alanlar yerine sepete ne koyacağına karar vermek gibi kontrol edebildikleri küçük alanlara tutunuyor. İndirim, “akıllı alışveriş” hissi ve kısa vadeli rahatlama; hepsi aynı anda çalışıyor.


Bu psikolojiye “yakıt” veren araçlardan biri de BNPL (Şimdi Al, Sonra Öde). Adobe verilerine göre 1 Kasım–1 Aralık 2025 arasında BNPL ile 10,1 milyar dolar harcandı; tüm sezon (1 Kasım–31 Aralık 2025) için BNPL tahmini 20,2 milyar dolar. Yani “bugünün iyi hissetmesi”, yarının bütçesine taksitleniyor.


İşteki Kontrol Hissi Erirken, Tüketimde “Kontrol” Satın Alıyoruz


LinkedIn’in İşgücü Güveni verisi de aynı ruh hâline başka bir pencereden bakıyor. Amerikalıların yalnızca %45’i kariyerinin kontrolünün kendisinde olduğunu söylüyor. Bu his, iş geliştirmede daha yüksekken, müşteri desteği gibi alanlarda belirgin biçimde daha düşük. Kısacası, İnsanlar işte “direksiyonda” hissetmediğinde, gündelik hayatta direksiyonu alışveriş kararlarıyla telafi etmeye daha yatkın olabiliyor.


Peki Moda Bu Hikâyenin Neresinde?


Tam merkezinde. Çünkü modern tüketim psikolojisinin en hızlı “rahatlama ürünleri” çoğu zaman giyim, ayakkabı, güzellik ve ev ürünleri.


Ve moda endüstrisi, bu döngünün bir çıktısıyla yüzleşiyor: tekstil atığı. Burada önemli bir kırılma var. Sektör artık “farkındalık” kampanyalarıyla değil, altyapı ve sistem kurarak cevap vermeye zorlanıyor.


Moda Dünyasında Yeni Ortak Zemini Tekstil Atığına Karşı Kolektif Hareket


Global Fashion Agenda (GFA), Aralık 2025’te Circular Fashion Partnership “Türkiye” girişimini duyurdu. Bu yılın başlarında başlaması planlanan program; fabrikalarda atık yönetim sistemleri kurmayı, dijital araçlarla izlenebilirliği artırmayı ve üreticileri geri dönüşüm ortaklarıyla eşleştirerek post-endüstriyel tekstil atığının daha yüksek değerle geri kazanımını hedefliyor.


 GFA’nın aynı modelinin farklı ülkelerdeki uygulamalarında 21.000+ ton tekstil atığının dijital olarak izlenmesi gibi bir ölçek deneyimi de referans gösteriliyor.


Bu şu demek. Perakende “1 trilyon dolar” konuşurken, tedarik zinciri aynı anda atığın ekonomik değere dönüşeceği bir düzen kurmaya çalışıyor. Paradoksun modadaki karşılığı bu.


Asıl Soru ise Daha Çok Satın Almak, Daha İyi Hissettiriyor Mu?


Kısa vadede evet; ve bazen. Ama uzun vadede bu döngü, hem bireyde hem sistemde bir “yorgunluk” bırakıyor.

Bireyde, borç/taksit baskısı, pişmanlık ve daha fazla “rahatlama alışverişi” ihtiyacı duyulurken; Sistemde, üretim baskısı, iade/elden çıkarma yükü, atık ve regülasyon maliyeti ortaya çıkıyor.


Tüketim Psikolojisi ile Atık Ekonomisi Artık Aynı Cümlede.


Bugün tüketim, yalnızca “ihtiyaç” üzerinden çalışmıyor; duygu regülasyonu gibi çalışıyor. Belirsizlik arttığında, insanlar geleceği kontrol edemese bile “şimdi”yi kontrol etmeye yöneliyor: sepete eklemek, kargo bildirimini beklemek, paketi açmak… Bunların her biri küçük bir “tamamlanma hissi” üretiyor.


Sorun şu ki bu his kısa ömürlü. Kısa ömürlü haz, daha sık satın alma ve daha hızlı vazgeçme ile devam ediyor. Böylece atık ekonomisi, sadece üretim hatalarıyla değil, duygusal tüketim döngüsüyle de büyüyor.


Atık artık “sonuç” Değil, Sistemin Görünmeyen Maliyeti


Atık dediğimiz şey yalnızca “çöp” değil; sistemdeki verimsizliğin toplamı.

Bu ne demek?

·         Düşük kullanım oranı ile dolapta duran, az giyilen ürün — aslında kilitli sermaye ve kilitli karbon üretmesi.

·         İade kültürü, “Denerim, olmazsa yollarım” davranışı lojistik, ambalaj, yeniden paketleme, tekrar stoklama (ve bazen imha) maliyetini artırması

·         Kalite erozyonunun ise ucuzlayan üretim, daha kısa ömür; kısa ömür ise daha çok yeniden satın almayı beraberinde getirmesi.

·         Mikro trendlerle tüketimin “geri dönüşü zor” bir hızla tetiklemesi ve aynı hız ürünün değerini düşürmesi


Bu yüzden “atık ekonomisi”, sadece geri dönüşüm tesislerinin işi değil; ürün tasarımının, fiyat stratejisinin, pazarlamanın, lojistiğin ve regülasyonun ortak problemi.


Sepet artık tedarik zincirinin ve regülasyonun veri noktası


Tüketim davranışı değiştikçe, “satın alma” tek başına başarı metriği olmaktan çıkıyor. Çünkü bir ürünün gerçek hikâyesi:

satın alma → kullanım → bakım/onarım → ikinci el/yeniden kullanım → geri dönüşüm/bertaraf


Bu yolun her aşaması ekonomik bir konu:

·         Tedarik zinciri için: Hangi ürün gerçekten döner? Hangisi iade olur? Hangisi elde kalır?

·         Regülasyon için, ürün yaşam döngüsünün maliyeti kimin üzerinde kalacak?

·         Geri dönüşüm altyapısı için, ürünler gerçekten ayrıştırılabilir mi, izlenebilir mi, değerli fraksiyonlarına ayrılabilir mi?

·         Ülke rekabetçiliği için, “uyum maliyeti”ni kim daha iyi yönetecek? Kim daha az atıkla daha çok değer üretecek?


Moda için kritik hamle: “daha çok satmak” değil, daha az kaybettiren bir sistem


Büyüme hedefi, artık yalnızca hacimle değil verimle ölçülüyor: aynı cirosu olan iki markadan hangisi daha dayanıklı?Cevap genelde şurada saklı.

·         Daha az israf eden: Fazla üretim/indirim/elden çıkarma yerine talep sinyaliyle üretim, modüler koleksiyon, daha doğru stok.

·         Daha izlenebilir: Malzeme bileşimi, tedarik katmanları, bakım–onarım bilgisi, iade/yeniden satış rotası — hepsi veri.

·         Daha dayanıklı: Kalite, tamir edilebilirlik, yedek parça ve aftercare (bakım ekonomisi). Ürün ömrü uzadıkça atık baskısı düşer.


Yeni çerçeve ile “Duygu Odaklı Tüketim”e Karşı “Değer Odaklı Tasarım”


Eğer tüketim psikolojisi “anlık rahatlama”yı satın aldırıyorsa, moda endüstrisinin karşı hamlesi ürünle daha uzun ilişki kurduran bir tasarım ve hizmet dili olmalı. Yani tüketiciye yalnızca “yeni”yi değil; uzun ömür, bakım, onarım ve yeniden satış gibi seçenekleri de aynı çekicilikle sunmak.


Bu dönüşüm, sadece ürün ekiplerinin değil; marka stratejisi ve iletişimin de yeniden kurgulanmasını gerektiriyor. Markaların kendilerine dışarıdan bakabilen, gelişmeleri yakından izleyen ve “ne söylendiğini” kadar “ne duyulduğunu” da ölçebilen stratejistlere ihtiyacı var. İletişimin en büyük problemi, herkesin konuşması ama kimsenin dinlememesi: tüketicinin endişesini, değer algısını ve kullanım alışkanlıklarını okumadan kurulan her anlatı, gürültüye karışıyor. Biz de markalara tam burada; strateji ile iletişimi aynı hatta buluşturan, ölçülebilir bir dönüşüm çerçevesi kurarak eşlik ediyoruz.


Bu çerçevede başarı metriği de değişiyor. Sadece satış adedi değil; ürünün kullanım yoğunluğu, iade oranı, onarım/servis kullanımı, ikinci elde değer koruma ve yeniden satış döngüsü gibi göstergeler kritik hale geliyor. Çünkü marka artık “ilk satış”la değil; ürünün ömrü boyunca yarattığı değerle rekabet ediyor.


Eğer bu dönüşümü markanız için net bir yol haritasına çevirmek isterseniz, sizler için buradayız. İLETİŞİM

 

Yorumlar


Top Stories

1/74
bottom of page