Ve bu kez sadece podyumdaki birkaç gösteriden değil, sistemsel bir değişimden söz ediyoruz.
Çarşamba günü Amerika Moda Tasarımcıları Konseyi (CFDA), Eylül 2026 itibarıyla New York Moda Haftası’nın resmî takviminde hayvan kürkünü tamamen yasaklayacağını açıkladı. Karar; CFDA’nın resmî NYFW takvimi, web sitesi, moda takvimi ve sosyal medya kanallarını kapsıyor, yani kürk artık sadece podyumdan değil, haftanın tüm kurumsal ekosisteminden çekiliyor
Humane World for Animals ve Collective Fashion Justice iş birliğiyle alındı; dolayısıyla yalnızca bir estetik tercih değil, yıllardır süren hayvan hakları savunuculuğunun da göstergesi oldu. . Karar, yalnızca yerli toplulukların geleneksel geçimlik avcılık pratikleriyle elde ettiği kürk ve tüyleri kapsam dışı bırakarak, kültürel sürekliliğe saygı gösterirken ticari kürk endüstrisini açıkça hedef alıyor.
Ne Yasaklanıyor?
CFDA’nın yeni politikasına göre:
Mink, tilki, tavşan, karakul kuzu, çinçilla, çakal, rakun köpeği gibi hayvanların, özellikle postları için yetiştirilmesi veya tuzaklanması sonucu elde edilen her türlü kürk,
Resmî NYFW takvimindeki koleksiyonlarda ve CFDA’nın tüm dijital/kurumsal platformlarında kullanılamayacak ve tanıtılamayacak.
“Moda haftasının resmî hikâyesinde hayvan kürküne yer yok.”
“Zaten Kürk Azalmıştı, O Zaman Bu Kadar Önemli Olan Ne?”
Son yıllarda Coach, Michael Kors, Ralph Lauren gibi birçok büyük Amerikan markaları zaten kürkü koleksiyonlarından çıkarmıştı. Yani podyumda kürk kullanımı fiilen azalmıştı.
Sektör dönüşümleri çoğu zaman sembolik kararlarla hızlanır.
CFDA’nın kararı, “kürk artık geri dönebilecek bir trend değil” mesajını kalın harflerle yazıyor.
Bu hamle, Londra, Kopenhag, Berlin, Stockholm gibi fur-free moda haftalarına New York’u da ekleyerek, gözleri hala geri adım atmayan Paris ve Milano’ya çeviriyor.
New York böylece kendini yalnızca estetik anlamda değil, etik ve politik olarak da moda sahnesinin ön sıralarına yerleştiriyor.
Sadece Hayvan Refahı Değil, Aynı Zamanda Sistem Eleştirisi
Bu kararın arkasında aslında üç temel eksen var ve hepsi, modanın neyi “normal” kabul ettiğini kökten sorguluyor.
İlki, elbette hayvan hakları. Kürk çiftlikleri ve tuzaklarla yapılan avcılık, uzun zamandır sivil toplumun hedefinde. Artık giderek daha geniş bir kesim, hayvan acısıyla yaratılan bir moda ürününün çağdaş lüks tanımıyla bağdaşmadığını kabul ediyor. Yani mesele sadece “şık mı, değil mi?” sorusu değil; “Bu şıklığın bedeli ne ve kim ödüyor?” sorusu.
İkinci eksen, tüketici değerlerindeki değişim. Özellikle Z kuşağı ve genç tüketiciler, markaların yalnızca ürünleriyle değil, savundukları değerlerle de ilgileniyor. CFDA’nın açıklamaları da bunu açıkça teyit ediyor: Tüketiciler, hayvan zulmüyle ilişkilendirilen ürünlerden uzaklaşıyor ve konsey, Amerikan modasını bu dönüşümde lider konuma taşımak istediğini net biçimde ortaya koyuyor.
Üçüncü eksen ise sürdürülebilirlik ve iklim krizi. Kürk üretimi; su tüketimi, yem, atık ve kullanılan kimyasallar düşünüldüğünde ciddi bir çevresel yük anlamına geliyor. Ancak buradaki tartışma, “gerçek kürkü yasaklayalım, yerine plastik türevli sahte kürk gelsin, mesele çözülsün” kadar basit değil. CFDA da özellikle bu ikileme dikkat çekiyor: Eğer çözüm sadece fosil yakıt temelli sentetiklerle doldurulmuş bir sahte kürk patlamasına dönüşürse, gezegen lehine gerçek bir kazanımdan söz etmek zor. Bu nedenle karar, yalnızca kürkü dışlamakla kalmıyor; modayı, malzeme seçiminden üretim modeline uzanan daha derin bir sistemsel dönüşüme zorlayan sembolik bir eşik hâline geliyor.
Peki Ya Yerine Ne Gelecek?
CFDA, bu kararı yalnızca “yasak” düzeyinde bırakmıyor; tasarımcıları boşlukta bırakmayan, yön gösterici bir çerçeve de sunuyor. Konsey, moda evlerine eğitim materyallerinden alternatif malzeme kütüphanelerine, sürdürülebilir ve yenilikçi tekstil çözümlerine erişime kadar uzanan bir destek paketi hazırladığını duyuruyor.
Yani verilen mesaj, aslında şu:
“Kürk bitti, gerisi sizde” değil;“Kürk bitti, şimdi birlikte yeni bir malzeme dili yazıyoruz.”
İşte tam bu noktada, son yıllarda yükselişe geçen yeni nesil materyaller sahneye çıkıyor. Mantar bazlı “deri”ler, laboratuvar ortamında geliştirilen biyomateryaller, tarımsal atıklardan dönüştürülen tekstiller ve yüksek performanslı selülozik lifler, lüks algısını yeniden tanımlayabilecek potansiyel alternatifler olarak öne çıkıyor.
Kürk yasağı, bu açıdan yalnızca bir şeyin sonu değil; aynı zamanda modanın malzeme hafızasını güncelleyen, tasarımcıları da daha yaratıcı, daha sorumlu bir geleceğe doğru iten bir başlangıç noktası.
New York’un Mesajı "Lüks, Artık Vicdanla Tanımlanacak"
New York’un verdiği asıl mesaj, kürkün ötesine geçen bir değer tartışması aslında. Bu kararla birlikte, lüksün tanımı sessizce ama köklü bir şekilde yer değiştiriyor:
Gerçek lüks artık sınırsız tüketimle, gösterişli etiketlerle değil; sorumlulukla tasarlanmış ürünlerle ölçülüyor.
İmaj ile etik arasına sıkışmış moda, bu adımla tarafını seçiyor. New York, lüks sözlüğünden “statü sembolü kürk” maddesini sessizce silerken, yerine daha güçlü bir kavram yazıyor: değer odaklı lüks. Bu yüzden bu karar, moda tarihine sadece bir “kürk yasağı” olarak değil, lüksün vicdanla yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası olarak geçecek.
Milan ve Paris’e Açık Bir Çağrı
Collective Fashion Justice ve Humane World for Animals’ın açıklamaları da bu tabloyu tamamlıyor: Mesaj, doğrudan Milan ve Paris’e gidiyor. New York ve Londra’nın çizdiği etik standardın gerisine düşmeyin, diyorlar.
Artık mesele yalnızca kimin en çok konuşulan defileyi yaptığı değil.
Geleceğin etik ve sürdürülebilir lüks tanımını hangi moda ekosistemi yazacak?
Podyumlar arası bir rekabetten çok, değerler arası bir hat çiziliyor ve New York bu hattın bir ucunda, net bir pozisyon almış durumda.
Türkiye’den Bakınca Bu Karar Bize Ne Söylüyor?
Bu karar, Türkiye’deki moda ekosistemi için de aynaya bakmak adına önemli bir fırsat sunuyor.
Koleksiyonlarımızda hâlâ “statü” ve “gösteriş” kodlarını, eski semboller üzerinden mi üretmeye çalışıyoruz?
Yoksa, yerel zanaatkârlığı ve geleneksel bilgi birikimini, doğa dostu malzeme inovasyonlarıyla buluşturan “Anadolu kaynaklı yeni bir lüks dili”ni kurmaya gerçekten niyet ediyor muyuz?
İhracat odaklı markalarımız, New York ve Avrupa’da şekillenen bu yeni etik çerçeveyi stratejilerine içselleştiriyor mu, yoksa bunu geçici bir trend olarak görüp “biz bildiğimizi yaparız” rahatlığına mı yaslanıyor?
CFDA’nın kararı, yalnızca New York Moda Haftası’na değil, modanın küresel vicdanına atılmış bir imza.
Markalar, tasarımcılar ve perakendeciler bu imzanın altına kendi isimlerini yazmaya hazır mı?
Yorumlar