top of page

Bitkiden Gelen Sanatsal Moda - Jessie Curry

  • Yazarın fotoğrafı: BiModaHayat
    BiModaHayat
  • 21 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur

Denizden gelen bir hikâye bu.

Ama sadece bir malzemeden değil; bir hafızadan, bir bedenden, bir dönüşümden söz ediyor.



Bu kostümün kendisi, gliserinle işlenmiş Saccharina japonica deniz yosunundan örülmüş ipliklerden oluşuyor. Uzun yosun liflerine abaka eklenerek hem esnek hem de dayanıklı bir yapı yaratılmış. Ortaya çıkan şey klasik anlamda bir “kıyafet” değil; hareket etmeyi bilen, bedene cevap veren, neredeyse yaşayan bir organizma.


Dansçı Oliver Chapman bu kostümle hareket ettiğinde, beden ve malzeme arasındaki sınır silikleşiyor. Hücresel bir doku gibi dalgalanan yüzey, bitkilerin evrimsel köklerini ve doğanın döngüsel zekâsını hatırlatıyor. Kostüm bedeni taşımıyor; bedenle birlikte düşünüyor, onunla nefes alıyor.


Bu çalışma, doğa ile moda arasındaki ilişkinin estetik bir temsilden çok daha fazlası olabileceğini gösteriyor. Bilimsel merak, zanaat, performans ve sezgi aynı yerde buluştuğunda; tasarım bir nesne olmaktan çıkıp bir anlatıya, bir diyaloğa dönüşüyor.


PLANTSPEAK adlı bu kavramsal kostüm projesi, bitkilerin “gizli dilini” yeniden keşfetmeyi ve türlerarası diyalog olasılığını sorgulamayı amaçlıyor. Örneğin, projenin arkasındaki tasarımcı Jessie Curry, PLANTSPEAK’i “gelişmekte olan bitki iletişimi araştırmalarından” esinlenerek yarattığını belirtiyor. Bu yaklaşım, bitkilerin algılama, öğrenme ve hafıza gibi bilişsel süreçlere sahip olabileceğini gösteren Monica Gagliano gibi bilim insanlarının çalışmalarını temel alıyor. Gagliano, bitki zekâsı araştırmalarıyla tanınıyor ve bitkilere özgü düşünce süreçlerinin varlığını ortaya koyuyor


Kostümün kendisi tamamen gliserinle işlenmiş Saccharina japonica deniz yosunundan örülmüş ipliklerden oluşuyor. Bu uzun yosun ipliklerinin üzerine abaka lifi eklenerek hem esnek hem dayanıklı bir kumaş yaratılmış; böylece kostüm bir dansçıyla bütünleştiğinde canlı bir organizma gibi hareket edebiliyor. Gerçekten de projenin fotoğraf ve film çalışmalarında, dansçı Oliver Chapman bu kostümü giyerek beden-materyal etkileşimine işlevsel bir boyut kazandır. Hücresel doku gibi hareket eden bu organik yapı, bitkilerin evrimsel köklerine ve döngülerine vurgu yapıyor.



PLANTSPEAK, yaratım sürecinde çok disiplinli bir işbirliğinin ürünü oldu. Moda tasarımcısı Curry’ye göre moda, “insan ve insan-dışı topluluklar tarafından şekillendirilen dinamik bir sistem” olarak tanımlanıyor. Bu vizyon doğrultusunda proje; hareket sanatçıları, yardımcı tasarımcılar, fotoğrafçılar ve sürdürülebilirlik uzmanları gibi geniş bir ekibin çabasıyla hayat buldu. Örneğin Home Ecologies serisinde birlikte çalışılan fotoğrafçı Antonia Penia, projenin güçlü görsel diline katkı sağladı. Korsöre ve set tasarımına yönelik destek sağlayan diğer ekip üyeleri de PLANTSPEAK’in her aşamasında yer aldı.


Kostüm ve fotoğrafları, ekolojik farkındalığı ön plana çıkaran bir anlatı örgüsü kuruyor. Studio von Curry’nin açıklamasına göre Home Ecologies serisi, dünyadaki yaşamın “denizden karaya” çizgisini görselleştirerek bedenlerimizin suda evrimleşen ata-genleriyle derin bağını hatırlatıyor. Serideki sahneler, deniz yosunlarının karbon depolama, su filtrasyonu ve canlılara habitat sağlama gibi kritik işlevlerine vurgu yapıyor ve izleyicileri bu hayati deniz kaynaklarını korumaya davet ediyor. Bu bağlamda PLANTSPEAK, insanlar ve doğa arasındaki ortak evrime dair farkındalığı artırmayı hedefliyor.


Projeyi, Birleşmiş Milletler’in 8 Haziran Dünya Okyanus Günü teması Yeni Derinlikleri Uyandır çağrısı çerçevesinde de değerlendirebiliriz. Studio von Curry’nin Home Ecologies serisi açıklamasında belirtildiği gibi, bu çalışmalar BM’nin “Yeni Derinlikleri Uyandır” inisiyatifine destek veriyor. UNESCO’nun Dünya Okyanus Günü sayfasında vurgulandığı gibi, ‘okyanusla ilişki hızla değişmeli ve derinlikler uyandırılmalı’ PLANTSPEAK, tam da bu ruhla okyanusun ve deniz ekosistemlerinin korunmasının aciliyetine dikkat çekiyor.


PLANTSPEAK, aynı zamanda tasarımcısının sürdürülebilirlik ve spekülatif bakış açılarını ustaca harmanladığını gösteriyor. Jessie Curry, kostümün yapımında “yenilenebilir doğal hammaddeler, düşük enerji süreçler, az atık ve malzeme artığı kullanımı” gibi çevreci ilkeleri önceliklendirdiğini belirtiyor. Öte yandan proje, “kahverengi alglerden üretilen” bu kostüm aracılığıyla izleyicinin insanlığın türlerarası diyalog kapasitesini yeniden düşünmesini sağlıyor. Bu şekilde sürdürülebilir moda, performans sanatı ve spekülatif tasarım dilinin iç içe geçtiği bir deneyim ortaya çıkıyor.


PLANTSPEAK, çevresel aciliyet ile yaratıcı pratiğin kesişimindeki bir yaklaşım olarak ilham verici bir örnek oluşturuyor. Tasarımcının da umudu olduğu gibi, gelecek vizyonumuzun modayı “canlı bir sistem” olarak gördüğü ve “tüm yaşam döngüsünü” hesaba katan bir ekosistem anlayışı etrafında yeniden şekillenmesi mümkün. Bu tür çok disiplinli projeler, yaşadığımız ekolojik krize karşı sanatsal yaratıcılığın nasıl güçlü bir buluşma zemini olabileceğini gösteriyor. Öyleyse gelin, çevre bilincini spekülatif tasarım ve performans aracılığıyla araştıran daha çok projeyi birlikte keşfedelim ve destekleyelim. 


Belki de soru şu:


Doğayı sadece ilham kaynağı olarak mı görüyoruz, yoksa onunla birlikte tasarlamayı gerçekten öğrenebilir miyiz? 🌿

Yorumlar


Top Stories

1/74
bottom of page